ÜÇ ŞİİR

ÜÇ ŞİİR

Bugün okumanıza sunduğum üç şiir “Gezi Günleri”nde yazıldı. O günler İstanbul’da değildim. Şiirleri uzaktan yazdım. Bunlar KARADELİKTE BİR YOLCULUK & TERSİNE YA DA SAPKIN AYETLER (Kaynak Yayınları, 2014 yer aldı.

“Gezi Günleri” özgür ve bilinçli vatandaş-insan olma tarihimizde bir tür evrim yani dönüşüm süreci. Bu süreç devam ediyor ve Türkiye tekrar laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti oluncaya kadar devam edecek.

Özdemir İnce

21 Şubat 2020

***

TERSİNE YA DA SAPKIN AYETLER

IX

Yaşanmamış hayat! O da yaşanmıştır!

Yaşamadıysan gövdendeki bu yara izleri de ne,

ne ola, gözündeki metal parçaları?

İnsanın bir hayatı olsun da

yaşamasın olur mu? Yaşatırlar.

Zorla.

Kızılay’daki ölü sen değil misin?

Antakyadaki ölü sen değil miydin?

Yaşanmıştır hayatın. Herkes yaşadı

ve herkes oldun iki âlemde

(böyle diyor inananlar).

İnsanın bir hayatı olsun da

yaşanmasın olur mu?

Oldu ve olmadı işte.

Senin hayatın, karanfillerin bırakıldığı yerde,

biber gazıyla kutsadılar

panzerle kutladılar.

Palayla kovalandın!

Yaşadın sen, Mersin’de

Akdeniz  Oyunları’nın yapıldığı yılda

Gezi Parkı’da sevgilini, yoldaşını bekledin,

özgürlüğü savunurken zebanilere karşı

eşitliği ararken yarin dudağından gayri her yerde

Kardeşliği öğrendin, keşfettin, kardeşlerin var

ana ayrı, baba ayrı.

Ben işte böyle dedim!

X

Polisin biber gazıyla saldırdığı kırmızılı kadın,

mesafe yakın;

tomanın önünde kollarını iki yana açıp duran kadın,

siyahlı,

biraz sonra hep öyle kalacaklar bellek çadırında:

Bir kadın ki üzerine polis yakın mesafeden

biber gazı fışkırtmıştır, kırmızı, kırmızılı kadın;

kırmızı değil, daha kırmızı, en kırmızı,

utanan bulut rengi. Çıplak omzunda beyaz çanta.

Özgürlüğün rengi var, kırmızı; 

bir kırmızılı kadındır özgürlük,

kadındır özgürlük, dişidir özgürlük, yedi veren doğurgan!

Tomanın önünde bir kadın, önünde değil, karşısında,

karşı karşıya, siyahlı;

bir sedef ayna, canavarın karşısında.

İlk kez yasın simgesi değil siyah, utkunun rengi;

siyah özgürlük, kara özgürlük!

Kara özgürlük ağacı, kadın ağacı,

kolları iki yana açık, kolları, açık,

kendisi rüzgâr olan uçurtma,

kendisi uçurtma olan rüzgâr.

Nerede o  su  püskürten ilkçağ hayvanı?

Ben işte böyle dedim!

XII

“Sinirlenince çok güzel oluyorsun Türkiye!”

Direnirken, dikiş dikerken, yemek pişirirken çok güzel oluyorsun;

kirvem, eniştem, dünürüm, damadım, gelinim,

sevgilim Türkiye yetmiş beş yaşında;

konuşurken, sevişirken, öpüşürken, gebe kalırken, çocuk doğururken

çok güzel oluyorsun Türkiye;

beni eğlendiriyorsun Türkiye; şaşırt beni Türkiye;

gaz bulutlarının arasında, sokak aralarında, su oklarının altında

çok çapkın oluyorsun Türkiye; beni şaşırtıyorsun Türkiye;

gel meyhaneye gidelim, aznif oynayalım, orman yangını söndürelim Türkiye.

Türkiye olduğun zaman çok güzel oluyorsun Türkiye;

hiç kimse olduğun, herkes olduğun zaman çoktan da güzel oluyorsun;

hiçbir yerde ve her yerde; karada, denizde ve havada  çok güzelsin Türkiye!

Atlayıp  aynanın  arkasına geçiyorum, aynanın arkasında sen varsın Türkiye!

Demircinin örsünden fışkıran kıvılcım var ya işte o sensin Türkiye!

Kor demir suya girer, cısss, işte o sensin Türkiye!

Çakmak taşının ağzındaki kar, sensin Türkiye!

Serçe kartal, kartal serçe, Türkiye!

Divanedir! Divane Meclisi, pervane Türkiye, harman yeri, su arkı!

Mutludur güzel bir şiirin tuğlası sözcükler,

mutludur uçurtmaları kanatlandıran rüzgâr; rüzgârın ağzı Türkiye,

uykunda dans ederken görüyorsun kendini, uyanıkken,

bir Cumhuriyet balosunda, Taksim Meydanı’nda, Kuğulu Park’ta,

savruluyor ipek eteklerin geyik bacakların döndükçe.

Dolgun kalçaların ne güzel! Ne güzel dolgun kalçaların!

Delirince  büyülüyorsun, kendini aşıyorsun, aşılanıyorsun Türkiye!

Ben işte böyle dedim.

Gündoğan, 5 – 30 Temmuz 2013