ÜÇÜNCÜ BASKI ÜZERİNE

ÜÇÜNCÜ BASKI ÜZERİNE

images
BİR FAHİR AKSOY İŞİ TABLO

 

Şiirde Devrim’de yer alan yazılar 1997, 1998 ve 1999 yıllarında yayınlandı ve 2000 yılında kitaplaştı[1].  Böylece, kendisinden önce yayınlanan üç kitapla (Şiir ve Gerçeklik, Tabula Rasa, Yazınsal Söylem Üzerine) dörtlü tamamlanmış oldu.  Kitabı yayınlayan yayınevi yayın dünyasından ayrıldığı için ikinci baskı bir başka yayınevi[2] tarafından yapıldı. İkinci yayınevi biten dörtlünün yeni baskılarını yapmak istemediği için kitaplar bir başka yayınevine[3] kapılandı.

 

Türk edebiyatının düzenini çok erken yaşta keşfettim: Tekkeyi bekleyip çorbayı içmek; barış içinde birlikte yaşamak için her şeye razı olmak; edebiyat lonca ve cuntalarına biat ve itaat; bir saltanatın vesayetini yıkıp kendi saltanatının vesayetini kurmak.

Bu düzen size bir başka âlemin düzen gerçeğini anımsatmıyor mu?

ŞİİRDE DEVRİM 1
ŞİİRDE DEVRİM 1 Baskı. Adam Yayınları. Temmuz 2000

 

Edebiyat dünyasında da siyaset âleminde olduğu gibi hurafeler vardır ve her biri değişik oranlarda egemendir. Örneğin Türk edebiyatında eleştiri vardır ama eleştirmen yoktur. İstanbul’da bir dukalık vardır. İstanbul’da adınız şaire, hikayeciye, romancıya çıktıktan sonra şiir, öykü ve roman yazmaya başlarsınız. İstanbul dışında ilkin ürün vermek zorundasınızdır. Dukalık size unvan vermeden ağzınızla kuş tutsanız, ne şair, ne hikayeci ne de romancı olursunuz.

ŞİİRDE DEVRİM 1A
ŞİİRDE DEVRİ. 1 Basım. Arka Kapak

 

Elinizde dörtlünün ilk üç kitabı varsa, bu satırları okuduktan sonra onların da önsözlerini okuyun lütfen. Okursanız, en azından 40 yıldır edebiyatın bu bozuk düzenini değiştirmeye çabaladığımı görürsünüz.

Başarılı olabildim mi?

Hayır olamadım!

Daha birkaç gün önce, bir gazetenin kitap ekinde İkinci Yeni hakkında yazan bir genç arkadaş, Mehmet H.Doğan’ın İkinci Yeni’ye dair karakuşî hükümlerini tekrarlıyordu. Güya İkinci Yeni şairleri birbirlerinden habersiz ve ortak bildirisiz şiir yazmaya başlamışlar da ortaya yeni bir şiir çıkmış ve Muzaffer Erdost adında biri de bu yeni şiirin isim babası olmuş. Vay benim köse sakalım!

ŞİİRDE DEVRİM 2
ŞİİRDE DEVRİM. 2 Basım. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Şubat 2008

 

Sanki bu şairler yazdıklarını kırk yıl bir sandıkta saklamışlar da bir gün söz birliği etmişcesine şiirlerini ortaya çıkarmışlar. Aaa bir de bakmışlar ki meğer yepyeni bir şiir yazmışlarmış… Bu durumu fark eden Muzaffer Erdost da bu şiirin adı “İkinci Yeni olsun!” diyesiymiş…

 

ASIM BEZİRCİ
ASIM BEZİRCİ

Kuşaktan kuşağa geçen budalalıklar bunlar. İkinci Yeni şiirleri Adana’da Salkım dergisinde, Ankara’da Pazar Postası’nda, İstanbul’da Yenilik ve Yeditepe dergilerinde yayınlanıyordu. Şairler birbirini okuyordu, birlikte meyhaneye gidiyordu. Her birinin Fethi Naci, Asım Bezirci (Halis Acarı) gibi sponsor eleştirmenleri vardı.

Dergi sayımında nedense Salkım’ın, şair sayımında da Nihat Ziyalan’ın adı unutulur.

ŞİİRDE DEVRİM 2A
ŞİİRDE DEVRİM. 2.Baskı.Arka kapak.

 

Ben diyorum ki: İkinci Yeni üzerine 2014 yılında yazı yazan bir genç yazar benim Yeditepe dergisinin 1-15 şubat 1960, 18. Sayısında yayınlanan soruşturmaya cevap yazımı[4] okumamışsa tek satır yazmaya hakkı olmamalı.

Yazıyı okuyalım mı?

FAHİR AKSOY

[Fahir Aksoy – “İkinci Yeni” diyorlar, bu konuda ne düşünü­yorsunuz ?

– Bir şiir akımı yahut anlayışını çağı içinde saptamak için kul­lanılan kelimeler çoğu zaman bu görevi yapmaktan uzak kalırlar. Doğrudan doğruya şiiri gaye edinen anlayışlarda, şiir kendini, ta­rifini zorlar, çoğu zaman da aşar. Şiirin dışında bir gerekçeye bağ­lanan -yani ikinci, üçüncü dereceden etkenlere- şiir;  durgunlaş­mak, tekrara sapmak zorundadır. Şiirin sınırı yahut sınırsızlığı, önceden belirtilmiş zorunluluklar değil (toplumsal, felsefî, eko­nomik), kendi özel ülkesi olmalıdır. İkinci Yeni olarak adlandırı­lan şiirden önceki şiir, tekrarın sıtma nöbeti içindeydi, uzun zamandır süregelen ve şiirin aleyhine çalışan durgunluktu bu. Oysa şiir  değişen, gelişmek zorunda olan bir varlıktır, canlıdır ve canlılarda devamın bağlı olduğu her şarta şiir de zorunludur. İkinci Yeni’ninozanları bu sıkıntıyı aşanlardı. Şiirlerini, şiirin ayrıntılarına değil, şiire bağladılar doğrudan doğruya ve bu şiirimizde ilk kez oluyordu.

İkinci Yeni’nin içinde bulunan ozanlarda görüş, anlayış birliği olmadığını söyleyenler, yanıldıklarının farkında değiller pek. Onlar yani İkinciYeniler aynı sıkıntıyı farklı farklı yönlerden çözümlemeye çalışıyorlar. Gidecekleri yönü manifestolaştırmanm ne önemi var, durgunluk şiiri öldürdüğüne göre. Bir akımın içinde olmak, birmanifestoya imzasını koymak, ozanın şiirine bir şey katmadığı gibi azaltmaz da. Örneğin, Boileau’nun l’Art poétique’indenönce

Classique’lerin sanat anlayışlarını özetleyen kaynaklar, Racine’in “Berenice Önsözü“nden,

Molière’in  la Critique de l’École des femmes’ından, diğerlerinin de özel görüşlerini be­lirten üç beş yazıdan öteye gitmiyordu (İkinci Yeniler de yaptılar hemen hemen bunu). Oysa, Classique’lerin manifestosu  l’Art po­étique, bu akımın son yıllarına doğru yazılmıştır. Yani bir hesabı kapatmaya benzer bu. İkinci Yeniler bu yönden ele alınırlarsa, hepsinin ayrı çözümü seçmelerinin, boş bir anlayışı sürdürme çabası olmadığı ortaya çıkar. Onların da manifestosu yazılacak bir gün, ama, bunun bugün yazılması gerekir diye bir gerekçe yok ortada.

images 2
BİR FAHİR AKSOY İŞİ TABLO

İkinci Yeni’ye bir bakıma, şiire duygulardan değil de, ustan git­mesi yönünden “düşüncenin şiiri” dememiz gerekiyor. Bu düşün­cenin mantığı, şiirin özel mantığıdır. Burada, düşünceyi fikirden ayırmamız gerekir. Fikrin mantığı kesin usa dayanır, bilimseldir. Kesin us şiirin ahlakını bozar. Şiir yazma işini büyücülüğe benzete­biliriz. Böylece şiir, İkinci Yenilerde düşünceyi fikirden, mantığını da günlük adi mantıktan ayırt edebilen zekâlar için anlaşılır oluyor.

Breton “Bir gün gelecek şiir sadece kafayla okunacak. İşte o zaman edebiyatm işi iş” demiş. Buna biz de katılıyoruz.

YEDİTEPE

–  Bugün İkinci Yeni akımı bir yenilik olmaktan çıkmış bu­lunuyor. Her ölçüye göre belli bir seviyenin örnekleri var. Sa­natçılarımız yeniliksiz edemeyeceklerine göre şiirimizin gidi­şi sizce bundan böyle nereye doğru olacaktır ?

–   Neden sanatçılar yeniliksiz edemesinler ? Salt yeni olmayı, bu yüzden de durmadan, gerekçesiz yenilikler peşinde koşmayı iş-gaye edinen, durmaksızın yenilik serüveni yaşayan sanatçının duygularındankurtulup, düşüncenin, işçiliğin kalıcı yönünü yapıtlarına koyabileceğine inanabilir miyiz?

Hem neden İkinci Yeni, yeni olmaktan çıksın? Dar anlamda doğru olsa bile bu, şiir bütünüyle düşünüldüğünde, daha son sözünü söylememiş bir şiirin yeni olması gerektiği sonucuna varırız. İkinci Yeni başlangıcından bu yana yanlış anlaşıldı, yanlış anlaşılmaya zorlandı. Aslında “İkinci Yeni” adı da yazınımızda tutunacak kadar “tragique (!)” de değildi (Fecri Ati, Yedi Meşale, Sosyal Realizm gibi). İlkeleri anlam, kelime, mısra gibi istismara elverişli bi­rimlere dayanıyordu -okurların ve eleştirmenlerin gözünde daha çok-.  Bu yüzden yanılmalar, kargaşalıklar oldu, bilen bilmeyen “dadaïsme”den, “lettrisme”den, “surréalisme”den söz açıp, İkinci Yeni’yle ilgilerini kurarak, İkinci Yeni’nin eskiliğini (!), Batı özentiliğini (!) gösterdiler ve iş bitti. Oysa, İkinci Yeni, daha eleştirme gelenek ve ahlakı bile olmayan bu ülkede, gecikmiş şiir ahlakını, bilincini kurmaya çalışıyor, çoktandır güme giden “şiire saygı” kavramının tekrar canlanmasını bekliyordu. İlkin, şiirde, fikirle anlamı ayırdılar birbirinden ve anlamın olanaklarını denediler, iş­te burada, dilimizdeki terimlerin yetersizliği yüzünden, ilk ağızda, “anlamsız şiir”, “rastlantısal”, “saçmanın şiiri” damgasını kolaylık­la yiyiverdi. Oysa fikir anlatılır, doğrulanır, anlamsa anlatılmaz, hazza yakın bir sevinçle duyulurdu, işte böyle, şiirden pek az an­layan, anlatılır bir öykü, büyük savlar, “toplumsal ve beşerî özler” arayan, şiiri değil, onun ayrıntılarını seçen, -biraz da özel neden­ler yüzünden- bilinçsizce karşı koymayı araştırmaya, düşünmeye, kendi çıkarları için yeğ tutan kişilerin gayretleriyle “İkinci Yeni kavramı” soysuzlaştırılmaya çalışıldı. Ve karşı koymaların çoğu anlamayı anlamayan kişilerin kaleminde gelişti. Anlamı alışkıla­rında, ilkel usu doyurmada aradılar. Oysa soyutla somutun kesin sınırları bile belli değildi.

İkinci Yeni şiirini daha yeni yeni kuruyor. Verilen şiirler bunu gösterir. Artık ozanlar şiirlerini usa, düşünceye yaslarken, anlamı şiir için gaye değil araç bilip, şiir dilini kelime kelime yapıyorlar.

İşte bu böyle, kimse kestiremez şiirin nerede başlayıp, nerede biteceğini. Şiir ozanlarla değişiyor, onlarla eskiyor. Villon, Ronsardyüzyıllara karşı hâlâ yeniler. Hem sonrası da var; yeniliğin nerede olacağını kestirebilselerdi bazıları, çoktan “Üçüncü Yeni”yi kurup, ikincisinin pabucunu dama atmışlardı. Ama şiir her şeyden çok kendine, ozanına bağlı…

Edebiyatımızda eleştirmenler neden etkin olamıyorlar açıklar mısınız?

İyi eleştirmenler, nedense, iyi sanatçılardan azdır hep. Ve sezgi yönünden –ki anlama olayında, yapmada yeri oldukça fazladır- sanatçıların, hiç olmazsa birkaç yıl arkasından gelirler. Bu bakımdan, yalnız bizde değil, her ülkede pek az eleştirmen etkin olabilmişlerdir. Bizde, şimdilerde böyle biri yok galiba. (Yeditepe, 1-15 şubat 1960, Sayı: 18)

***

Okuduğunuz cevabî yazı yayınlandığında tamı tamına 23 yaşımdaydım. Fransız dili ve edebiyatı tahsil ediyordum. Türk şiirinin 1910, 1920 doğumlu şairlerinin tamamı hayattaydı. Konuştukları, yazdıkları zaman yer-gök inlerdi. Ama İkinci Yeni’nin neyin nesi olduğunu okuduğunuz yazıdan ne önce ne de sonra, günümüze kadar, hiçbir yazı dile getirmedi, getiremedi.

İkinci Yeni şairleri biraz Demokrat Parti’nin baskısından, biraz toplumsal sarsıntıdan, biraz da çeviri şiirlerden etkilenerek mevcut şiirden başka bir şiir denediler. Denediler ama ne yaptıklarını poetik olarak tam anlamıyla bilmiyorlardı. Çünkü, elinizdeki kitapta anlatmaya çalıştığım modern şiirin kurucularının ne yaptığı bilmiyorlardı. Bu nedenle her biri bir yana savruldu. Günümüzde Cemal Süreya’nın ünü var ama günümüz şairlerinden herhangi bir alacağı yok. Ama Edip Cansever ile Turgut Uyar sözcük ve dizelerin üst üste harçsız istiflendiği bir yığma (brüt) şiiri günümüz şiirde epeyce mürid bulmuş durumda; Ece Ayhan’in girdiği çıkmazdan kurtulamayan, kişisel menkıbe yaratmanın efsunlarıyla tütsülü  şiiri girdiği çıkmazda sıkışıp kaldı. Ece Ayhan’ın günümüzde şiiri yok, kişisel mitosu var. İlhan Berk ise öykündüğü yabancı şairlerin şiirlerini anlamadığı için güya “anlamsız” bir şiir yazdı. Şiiri bulaşıcı olamadı ama şiir üzerine yazıları genç kuşakları bol bol zehirledi. Panzehir üretmek yolunda canım çıktı. İlk üç kitabı okuduysanız, bilirsiniz.

Ancak tarih ve zamanın çok uygun, yıldızların parladığı bir anda, ortaya çıktıkları için İkinci Yeni şairlerinin şansları yaver gitti. Ciddi bir eleştiriyle karşılaşmadılar, rüzgar arkadan esti.

İkinci Yeni şairlerinin, savruk ve temelsiz olsalar  da, Türk şiirinden bazı şeyleri çıkardıkları, bazı şeyleri ekledikleri inkar edilemez. Ama her nedense, 1900-1910 doğumlu şairlerin (Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatigil, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat) şiirinin önüne sanki bir Çin Seddi çektiler ya da çekildi ve daha sonra gelen kuşaklar Türk şiirinin İkinci Yeni’yle başlayıp onunla bittiğini  sandılar. Magazin basınının bu işte büyük katkısı oldu. Bu sanı Türk şiirini sanki iğdiş etti. Oysa adlarını ayraç içinde yazdığım şairler İkinci Yeni şairlerinin egemen olduğu dönemde, onların şiirlerinden çok daha yetkin, çok daha evrensel şiirler yazıyorlardı. Bu, İkinci Yeni’nin züppe okuru tarafından fark edilmedi.

Bu iğdişlenme sürecine, adı “Türkiye’nin en büyük eleştirmeni”ne çıkan Mehmet H.Doğan unutulmaz katkılarda bulundu. Yazımın başında sarakaya aldığım cümle türünden şeyler yazdı. Örneğin, “Okur şairlerden yeni bir şiir bekliyor” diye bir şeyler bile yazdı. Olmayacak bir şey. Okur umduğunu değil bulduğunu yer. Hiçbir okur zamanının şiirinden daha ileride olamaz. Böyle bir okur çıkarsa, oturur kendisi şiir yazar.

Hiçbir eleştirmen iyi bir şair ve yazara yol gösteremez. Çoğu benmerkezci ve tutucudur. Her zaman bir vesayet rejimi kurmayı denerler. Bunların en tipik olanı, şiir yıllıkları yapımcısı Mehmet H.Doğan’dır. Çıkardığı yıllıklara şairleri alıp-almamak suretiyle bir eleştiri yöntemi yarattı.

Ne yazık ki İkinci Yeni’den sonra ve 1950 doğumlulardan itibaren, şairler İkinci Yeni’nin dağdağası, hayhuyu, şamatası karşısında kendilerine olan güvenlerini hiçbir zaman kazanamadılar ve İkinci Yeni’nin kof basıncı altında ezildiler. Oysa, biraz dikkat etseler, özgürlük arasalar, Fazıl Hüsnü Dağlarca,  Behçet Necatigil, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat onları İkinci Yeni sultasından kurtarıp özgürlüklerine kavuşturabilirlerdi.

1950 doğumlulardan itibaren şairler, Nazım Hikmet’i de yeterince sindiremediler. Türk şiiri, Nazım Hikmet’le ve onun şiiriyle çok geç buluştu. Özellikle de Memleketimden İnsan Manzaraları ile. Memleketimden İnsan Manzaraları evrensel modern şiirin, kendinden sonra, en büyük devrimidir. Vezin ve kafiyenin biçimsel zincirlerinden kurtulan şiir, Memleketimden İnsan Manzaraları ile yazınsal türler arasındaki sınırları yıkıp bir başka prangadan da kurtulmuştur. Türk şiiri bu olanağı ne yazık ki fark etmedi. Ama ben bu olanağı Siyasetname ve Canyelekleri Tavandadır adlı kitaplarımda kullandım. Dünya şiiriyle eşitlendim ve özgürlüğümü kazandım.

Okurları, eleştirmenleri ve genç şairleri “Panurge’ün koyunları” olmaktan kurtarmak için Şiir ve Gerçeklik (1985, 1995, 2001, 2011), Tabula Rasa (1993, 2003, 2011), Yazınsal Söylem Üzerine (1993, 2002, 2013)ve Şiirde Devrim (2000, 2008, 2014) adlı kitapları yazdım.

Bir tür ders kitabı. Edebiyat ve şiirle uğraşanların dışında, özellikle  dilbilim ve filoloji öğrencileri için.

Beni bu yazıları yazmaya yüreklendiren ve çoğunu da yönettiği Adam Sanat dergisinde yayımlayan Memet Fuat, Aydınlar Sözlüğü adlı kitabında benimle ilgili olarak şunları yazdı:

“Özdemir İnce şair olmasaydı da, yalnızca üç deneme kitabı yayınlamış olsaydı, nasıl değerlendirilirdi? Hiç kuşkusuz, eleştiri dünyasında saygın bir yer edinirdi, başarılı bir eleştirmen olarak anılırdı.”

Memet Fuat bu satırları yazdığı sırada, demek ki, Şiirde Devrim henüz yayımlanmamış. Yayımlanmış olsaydı “bu dört” kitap diye yazardı.

Şükürler olsun ki yaptığım işin önemini hiç olmazsa bir kişi kavramış.

Bu dört kitap arasında Şiirde Devrim  evrensel modern şiirinin kavranması bağlamında önemli bir yer tutmakta.

Üçüncü basımı hazırlarken, birkaç kez tekrar okuduğum için, çok şey anımsadım ve kendimi epeyce yeniledim.

Özdemir İnce

Köy, 10 Temmuz 2014
 

 

 

 

 

[1] Adam Yayınları, 2000

[2] Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2008

[3] İmge Yayınları, 2014

[4] Özdemir İnce, Ne Altın Ne Gümüş, “İkinci Yeni ve Eleştirmenler” başlıklı yazı, Telos Yayıncılık, 1997; Doğan Kitap, 2003