UĞUR DÜNDAR VE TELEVİZYON GÜNLERİ

Uğur Dündar, Nedim Şener’in kalem ürünü “Uğur Dündar, İşte Hayatım” (Doğan Kitap) adlı yaşam öyküsünü gönül okşayıcı bir ithafla gönderdi. Kitapta bir de (benimle ilgili) kıvandırıcı, onurlandırıcı bir cümle var.
Kitabın 53-91 sayfaları arasında TRT Televizyonundaki hayatı (1970-1975) anlatılıyor. İşte bu dönemde Uğur’un en çok muhatap olduğu insanlardan biri bendim.Uğur yapımcı (prodüktör) idi. Ben, Ankara Televizyonu’nda gerçek kadro sahibi üç-dört kişiden biriydim. Metin Yazarı ünvanım ve kadrom vardı ama gazetelerdeki karşılığı ile Yazıişleri Müdürü gibi bir şeydim. Televizyon Daire Başkanlığı program kesimi Ankara Televizyonu Müdürlüğü ile temsil ediliyordu. Müdür Erhan İsmet idi. Program Müdürü ise Kenan Değer. Öteki çalışanların hiçbirinin kadrosu ve ünvanı yoktu. O sırada ben bir yandan işimi yaparken bir yandan Araştırmacı kadrosunda bulunan Alpaslan Öner ile televizyonun yapısını organize ediyor, Kuruluş ve Görev Yönetmeliği’ni yazıyordum.
***
Organizasyon yapıldı, herkesin adı-sanı belli oldu. Ben Öndenetim ve Redaksiyon Şube Müdürlüğü’ne getirildim. Program ve tahmini bütçe önerileri bu şubeye yapılıyor, programın yapımına ve yayınına bu şube karar veriyor, program ve film seslendirme metinlerini bu şube okuyordu. Estetik ve sanatsal değerlendirme yapıyordu.Yani bu şube kurmay başkanlığı gibi bir yerdi. Şubenin müdürü olduğum için Uğur’un kozasından çıkışına, bir kelebek olarak uçuşuna tanık oldum. Bizim kurduğumuz televizyon günümüzün televizyonları gibi değildi. Yöneticiler ve yapımcılar ekrana çıkmazdı. Ankara Televizyonu Müdürü Erhan İsmet, Uğur’u ekrana çıkartarak bu kuralı bozdu. Uğur bilmez ama bu karara yönetimde epeyce muhalefet oldu. Erhan İmset, ABD’re televizyonculuk eğitimi almıştı ve öngörülü kararında haklıydı. Uğur, Sterling Hayden gibi yakışıklı bir delikanlı idi. 1970’te o 26-27 yaşındaydı, ben 32-33 yaşımdaydım. Geriye kalanlar Uğur’dan çok daha gençti. Bir bölümü, TRT özerk olduğu için kendilerinin de özerk olduklarını, bu nedenle programları canlarının istediği gibi yapabileceklerini sanırlardı. Tıpkı günümüzün Anayasa Mahkemesi, Danıştay, HSYK denetimi istemeyen AKP’sine benziyorlardı. Uğur, yetki ve sorumluluğun ne olduğunu bilirdi. Çalışkandı, çok dikkatliydi ve kendisine verilen fırsatların hiçbirini harcamadı. Her programda büyüdü.
***
1969’dan 12 Mart 1971’e kadar çok mutlu idik. 12 Mart döneminde, TRT’deki Sıkıyönetim temsilcisi Albay ile yapımcı şubelerin arasında tampon olarak benim yönettiğim şube vardı. 12 Mart çok az hasarla atlatılmış ise bu şubenin her şeye siper olması sayesinde olmuştur. Sıkıyönetime televizyonun ekranını göstermiş ama mutfağa girmesine izin vermemiştir.
Birgün Albay bana telefon etmiş “Özdemir Bey, yayınlardan çok memnunuz. Ama yayınlamadığınız, onaylamadığınız metinler, görüntüler var. Biz asıl onları merak ediyoruz” demişti. Albay’a böyle bir şeyin asla mümkün olamayacağı yanıtını vermiştim. Uğur’un kitabı bunları hatırlattı bana. Uğur’u 1975’ten bu yana hiç görmedim galiba! Merhaba Uğur!