ULAN CHP

Kanalizasyona dönen koalisyon görüşmemeleri karşısında iş gene eski defterlere düştü. Çünkü bu konuda yeni yazı yazmayacağım!

İlkin CHP hakkında Aydınlık’ta yayınladığım 6 yazı… Pazartesi ya da salı günü Hürriyet’te yayınladığım 10 kadar yazı…

Özdemir Ince

20 Haziran 2015

***

CHP,  MÜSLÜMAN  SOSYALİSTLERLE  NASIL İŞBİRLİĞİ YAPACAK?

Dünkü yazım şu cümleyle bitiyordu: “15 Temmuz 2012 tarihli Aydınlık gazetesinin 7. sayfasında “CHP gözünü Bekaroğlu’na dikti!” diye bir haber var. Gazetenin yanıldığını temenni ederim. Yoksa, “o göz” kör olur!”

Gün boyu, bu satırların ağır kaçıp kaçmadığını düşündüm. 15 Temmuz 2012 tarihli Cumhuriyet gazetesini okuyunca bu kaygım geçti.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “Hizipler bitecek” demiş, “İkinci adamların önü açılmalı” demiş, “Temiz işadamları PM’ye girecek” demiş… Önemli değil! “Altı ok tartışılmaz!” demiş. Önemli! “Sosyalist İslamcılara kapımız açık!” demiş… Çok önemli!

CHP’yi  “Armut’un sapı, üzümün çöpü” bağlamında eleştir(e)mem. Bu partiyi korumam gerektiğini düşünürüm. Ancak,  kimsenin tartışamayacağı 6 oku, sosyalist İslamcılar sadaklarına (okluklarına) nasıl koyacak? İslam şeriatına biat etmiş bu insanlar laik CHP’yi içlerine sindirebilecekler mi?

“Kürt partisi HEP ile seçim ortaklığı yapan CHP’nin mandepsiye nasıl bastığını söz konusu bile etmiyorum. Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye davet etmeyi düşündüğü Mehmet Bekaroğlu ve İhsan Eliaçık’ı, şimdiye kadar yazıp söylediklerini, yapıp ettiklerini yazı konusu yapmıyorum.

1 Mayıs yürüyüşünde “İnşallah sosyalizm gelecek” pankartına sahip çıkmayan Müslüman (İslamcı) Sol ile mi işbirliği yapacak CHP?  29 Haziran’da yayınlanan yazımı hatırlatırım.

Unutmayalım: İslam’ın ilkelerini siyasete sokan, onu referans yapan her Müslüman artık “İslamcı”dır. Bu nedenle bu yazımda geçen Müslüman ve İslamcı sözcükleri eş değerdedir ve örtüşmektedir.

Müslüman Sol’u, Kurtuluş Teolojisi ya da Sol İlahiyat bağlamında önümüzdeki günlerde irdeleyecektim ama Kılıçdaroğlu’nun mandepsiye basmaya hazır aculluğu bu konuya biraz değinmemi gerektirdi bugün.

Ama 1 Mayıs’ta öne çıkartılan “Mülk Allah’ındır!”, “Hırsız Müslüman istemiyoruz!” pankartlarından yola çıkacağım.

Bu sloganlardan yola çıkan bir Müslümanın CHP’de işi ne? CHP’nin solculuğunun, sosyal demokratlığının, (hayal bu ya) sosyalistliğinin ilham kaynağı İslam değil ki… Somut ve nesnel gerçekler. Sağcı ya da solcu, bir birey ya da topluluk adının önüne “Müslüman” sıfatını koyduğu anda iş biter. Referansı İslam’ın ilkeleridir, Kuran’dır.  Gerçekten sol ve gerçekten laik bir parti İslam’ın ilkelerini kendisine referans yapamaz. Yapanlarla da ayni parti yapısı içinde bulunamaz! Yaparsa ve bulunursa Cumhuriyet’e ihanet etmiş olur.

Bir  Müslüman sosyaliste “Gel bizimle birlikte siyaset yap!” demek  ne demek? Böyle bir davet, “Seni sosyalist yapan referanslarını da birlikte getir, onlara sahip çıkacağım!” anlamına gelir. Bir birey ya da topluluk, kuşkusuz, bir dinin ilkelerinden yola çıkarak solu ve sosyalizmi bulabilir. O zaman yapacakları ilk iş, kendileri gibi düşünen bir siyasal partiye koşmak olmalıdır. Böyle bir parti yoksa, parti kurmaları gerekir. Bunların hiçbiri olmuyorsa, bir laik partide siyaset yapmak zorunda kalmışlarsa, bu partiye Müslüman kimlikleriyle değil sadece solcu kimlikleriyle gelebilirler.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye davet ettiği kişiler Müslüman kimlik ve referanslarını kapının önünde bırakabilecekler mi?

Dağın taşın tapulandığı, tapusuz araziye rant gecekondusu yapıldığı bir ülkede, bir Müslüman sosyalist “Mülk Allah’ındır!” dediği anda çağın dışına düşer ve çağının çağdaşı bir politika yapamaz. Çünkü hesaplaşması Mahşer Günü’ne kalmıştır.

2012 yılında “Mülk” Allah’ın değil artık! Kimse bana “Mülk”ün İslami açıdan ne anlama geldiğini açıklamaya kalkmasın. Mülk, topraktır, arazidir, binadır, gökdelendir, fabrikadır, holdingtir, hisse senedi ve paradır! Günümüz dünyasında mülk ya bireyin ya da kamunundur! Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana sadece bireyin! Ayetlere dayanarak, yeryüzü eylemleri ayetlerin mihenk taşına vurarak solda sol  siyaset yapamazsınız. Müslümanlar ayetlere saygılı olsalardı, şeyhlerin, imamlarının tamamı solda olurdu (!).

Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye davet ettiği, etmeyi düşündüğü, Mehmet Bekaroğlu ya da İhsan Eliaçık genel olarak Cumhuriyet Laikliği, özel olarak  CHP için ne düşünüyor? 6 Ok için ne düşünüyor? CHP’nin gerçekleştirdiği Cumhuriyet Devrimleri için duygu ve düşünceleri ne? Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu kabul ediyorlar mı? İmam-hatipler için ne düşünüyorlar: Bu okulların asıl görev ve sorumluluğu sadece din hizmetlisi, imam ve hatip yetiştirmek değil mi? İmam-hatip mezunlarına bütün üniversitelerin kapısını açmak ve Harbiyelerin kapılarını açmayı tasarlamak karşı devrimcilik ve  Cumhuriyet karşıtlığı değil mi?

CHP bu konulardaki ilkelerinden vazgeçmez ise, ne Bekaroğlu ne de İhsan Eliaçık CHP’ye gelir.

Kılıçdaroğlu, davet için, CHP lehine bir ilkesel uzlaşmayı, uzun vadeli bir evliliği değil de sadece önümüzdeki seçimleri düşünüyorsa, buna adıyla sanıyla “oportünizm” denir. Bir İslamcı Müslüman sola katkıda bulunmak, hizmet etmek için laik bir partinin ilkelerini kabul ederse dinden çıkmaz mı?

CHP, İslam konusunda hiçbir Müslümanı ikna etmek zorunda değil. Bu türden aşağılık duygularından, hurafelerden kurtulması gerek. AKP’’nin postmodern İslamî siyasetine karşı olan ve dünyevî sola gereksinim duyan bir Müslüman için CHP’den TKP’ye kadar bütün sol partilerin kapıları açık olmalı. Ancak, sol ideolojinin ve politikanın sırat köprüsünden geçtikten  ve “dinsel inancı dışında” arındıktan sonra.

Kılıçdaroğlu’nu Sosyalist İslamcılar’la görüşmeye zorlayan danışmancıları da kim ola?…

NOTA BENE: Gazetelerin (Hürriyet ve Aydınlık dışında), gazetelerin kültür sayfalarının, kitap eklerinin (Aydınlık Kitap dışında) ve dergilerin bana, yurt içinde ve dışında yayınlanan kitaplarıma karşı ambargo uygulamalarını (rahatsız olmadan) anlıyorum. Ama aynı şeyi Cumhuriyet gazetesinin ve Kitap ekinin yapmasını anlamakta güçlük çekiyorum

(AYDINLIK, 17 TEMMUZ 2012, SALI)

***

CHP KADAR TAŞ! (1)

Geçen yıl ABD’de satın aldığım ucuz saat durunca saatçiye gittim. Saati açtı, içine baktı. “Abi içindeki Çin pili, bu saati kaldırmaz!” dedi. Bu sırada televizyonda Hatay’daki bombalamayla ilgili akıl dışı şeyler söyleniyordu. Ülker kızıp söylenmeye başladı. Bunun üzerine, “Söylenip durma, usta belki AKP’lidir, kırılır!” dedim.

Bunun üzerine saatçi “Geçen seçimde AKP’ye oy verdim. Artık vermem. Ama oy verecek parti yok” dedi.

“Muhalefet yok! Oy verecek parti yok!” laflarını her yerde duyuyorum. İşçi de, köylü de, esnaf da, gazete yazıcısı da, profesörcü de söylüyor. Peki AKP oy verilecek bir parti mi? Bu soruya adam gibi bir cevap vereceklerini sanmam.

Tamirci çantamı açıp bir yanlışı düzeltelim: Siyasal partilerin, kapı kapı dolaşmasına bakmayın, hiçbir parti seçmene gitmez. Tam tersine seçmen partiye gider. Neden gider? Çoğu bunun nedenini bilmez. Ama AKP’ye seçmenin neden gittiği belli. Seçmen AKP’ye bir siyasal parti olduğu için gitmiyor. Bu partiye oy verenleri için, AKP bir tarikat. R.T.Erdoğan de bir şeyh ve mürşit. AKP’ye oy verenlerin çoğu da Şeyh Erdoğan’ın mücizeler yarattığına inanan mürit. Oy verecek parti bulamayanlar, Erdoğan’dan nefesi  daha kuvvetli bir şeyh bulamadıklarını söylemek istiyorlar. AKP Tarikatı’nı yazarken bu konuya döneceğim.

CHP kuruluşundan bu yana hep bir “siyasal parti” oldu. Tek parti, Ededi Şef, Milli Şef dönemlerinde de bir siyasal parti idi. Kurultay konuşmalarını, TBMM tutanaklarını okuyun, görürsünüz. Mustafa Kemal, ölümüne kadar her yıl TBMM dönem açılış konuşmalarında Toprak Reformu’nun öneminden söz etmiş, yasa çıkartılmasını istemiş ama yasanın çıktığını görememiştir. Kemalizm diye bir ideoloji vardı ama ne Mustafa Kemal, ne İnönü, ne Ecevit, ne Deniz Baykal  Kemalizm tarikatının  şeyhiydi. Parti başkanıydılar.

Halk, CHP’den ayrılanların kurduğu partilere  “tarikat”, liderlerine de “şeyh” muamelesi yaptı.Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası,  Serbest Cumhuriyet Fırkası, Demokrat Parti. Seçmen-müritlerin Fethi Okyar ve Adnan Menderes için çocuklarını kurban etmeye kalkışmalarını unutmayalım. Erbakan’ın kurduğu bütün partiler de tarikat-partilerdir.

Efendi ağalar! Cumhuriyet Halk Partisi bir ideoloji partisidir. İdeolojisi 6 Ok’tur: Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Devrimcilik.

Taklitçi, ithal bir ideoloji değildir. Yüzde yüz yerlidir. Bilgi edinmek isteyenlere ve özellikle de CHP’yi “düzeltmek için” dışarıdan gelenlere Doğu Perinçek’in  “Kemalist Devrim-3. Altı Ok” (Kaynak Yayınları) kitabını ve Mahmut Esat Bozkurt’u okumalarını tavsiye ederim.

Doğu Perinçek 6 Ok’u şöyle yorumluyor (Age. s.65):

-Cumhuriyet Devriminin kazanımlarını korumak ve kapitalizm öncesi kalıntıları temizlemek (Cumhuriyetçilik).

-Emperyalizme karşı tam bağımsızlık (Milliyetçilik).

-Halk sınıflarının ortak çıkarlarını sağlamak ve emekçiyi korumak (Halkçılık).

-Özelleştirme yoluyla Cumhuriyet ekonomisinin yıkımına izin vermeyen, KİT’leri halk ekonomisinin hizmetinde çağdaşlaştıran, kamu ve özel mülkiyet arasındaki denge ve uyumu halkın çıkarlarına göre gerçekleştiren bir ekonomi (Devletçilik)

(Mahmut Esat Bozkurt bu anlayışı “Ilımlı Devletçilik” olarak tanımlıyor).

-Bütün halkı kapsayan devrimci bir eğitim seferberliği ve aydınlanma hareketi eşliğinde Cumhuriyet Devrimi Kanunları’nı  uygulamak (Laiklik).

-Bütün bunları gerçekleştirmek için Küçük Amerika sistemini yıkmak ve Türkiye’yi yeniden Kemalist Devrim rotasına oturtmak (Devrimcilik).

Dr.Doğu Perinçek bu yorumu İşçi Partisi Başkanı olarak değil, bir bilim adamı olarak yapıyor. Altı Ok, Kemalistleri, Sosyalistleri, Demokratik Solcuları, Sosyal Demokratları ve Devrimci Milliyetçileri birleştirebilecek bir bilimsel programdır, ideolojidir.

Bu satırları yazan ben ne CHP,  ne de İP üyesiyim. Hayatım boyunca hiçbir siyasal partiye, derneğe üye olmadım. Ama her zaman Sol Cumhuriyetçi oldum.

CHP türünden ideoloji partilerini dışardan gelerek kimse dönüştüremez. Parti kendi içindeki dürtü ve dinamiklerle dönüşür ve gelişir. Ancak “dönüşmek” Altı Ok ideolojisinden ayrılmak anlamına gelmez.

Ortanın Solu ve Sosyal Demokrasi, CHP’ye dışarıdan ithal edilmedi. Bu iki gelişimi dışarıdan gelen ya da ithal edilen kişiler ya da gruplar yapmadı.

Şu anda Türkiye’de komik şeyler oluyor. Parti içinde, Altı Ok ideolojisine bağlı siyaset yapanlara “Ulusalçı” deniliyor. Kim diyor? Cahil basın mensupları, İkinci Cumhuriyetçiler, Müflis Solcular, ulus devlet karşıtı liberaller! Peki,  bunların arasında ciddiye alınmaya değer, bilimsel donanımlı insan var mı? Yok! Okunmaya değer bir kitap yazmış adam var mı? Yok!

Bu zevat, CHP’ye son seçimde ithal edilenlere “Solcu” sıfatı takılıyor. Statükocu ulusalcılara karşı turfanda solcular.

“Solcu” olarak tanımlanan kişilerin solcu olduklarını kanıtlayacak ne bir yapıtları ne de bir siyasal eylemleri var: İşçi hakları, işçilerin sendikal hakları, köylü ve tarım politikaları hakkında parmaklarını oynatmamışlar, ağızlarını açmamışlar. Çoğu İkinci Cumhuriyetçi, “Yetmez ama Evetçi!”  Bu insanların CHP’yi dönüştürmeye, Altı Oku yok saymalarına kimse izin vermez. Bir ideoloji partisine (davetle olsa bile) dışarıdan gelenler, partinin ideolojik çizgisine uymak zorundadır. Nezaket ve siyasal terbiye bunu gerektirir.

“Partiyi beğenmiyordunuz, peki o zaman neden geldiniz?” diye sorarlar adama. Altı Ok’lu CHP’yi beğenmiyorsan, git kendi partini kur, CHP’de ne işin var?

Hazır partiye konmak, üzerine oturmak için Alpaslan Türkeş gibi bir ihtilalci olmak gerek.

Solcu olmak için ilkin Altı Ok’a inanmak gerekir. İlk basamak budur. İlk diploma!

(AYDINLIK, 28 MAYIS, 2013, SALI)

***

CHP KADAR TAŞ (2)

CHP hakkında bir yazı dizisi yazmaya hiç mi hiç niyetim yoktu. Ama Hennes Swoboda adlı bir “kalas”ın CHP Genel Başkanı’na yaptığı densiz saldırı ve saldırının Türkiye’deki budalaca yankı ve yansımaları geçmişe dönmeme vesile oldu. Bugün ve önümüzdeki iki gün, birkaç yıl önce Hürriyet gazetesinde bu konuda yayınladığım yazıları aktarıp bunlara yeni yorumlar ekleyeceğim.

Avrupa Parlamentosu’nun Sosyalist Grubu’nda CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Başbakan Erdoğan ile Esad’ı kıyaslamasına,  Sosyalist Grup Başkanı Hennes Swoboda tam anlamıyla “hıyarca” bir tepki gösterdi ve şöyle dedi:

Sivilleri katleden bir diktatörün Erdoğan ile kıyaslanması bizim savunduğumuz ilkelere ters. Erdoğan’ı eleştirebilirsiniz ama o halkın oyuyla iktidara gelmiş biri. Erdoğan’ın politikasını kabul etmeyebilir, eleştirirsiniz ama diktatör ile halkın oyuyla gelen arasında büyük fark olduğunu bilmeniz gerekiyor. Ayrıca AP Sosyalist Grubu’nun Esad ile ilgili politikası belli. Bizim için Esad eli kanlı bir diktatördür ve halkın oyuyla iktidara gelmiş biri değil.”

 Tekrarlıyorum, tam anlamıyla “Hıyarca” bir konuşma. Bizdeki hıyar kafalılar bu hıyarlığın üzerine ellerinde tuzluklarla koştular. (“Hıyarca” için özür dilemiyorum. Durumu bu sözcükten daha iyi hiçbir sözcük anlatamaz.)

“Hıyarca” çünkü adı Sosyalist Enternasyonal olan bir oluşumda kardeş partiler yer alır.  Esad da kendi ölçüsünde bir demokrasiyi yansıtan bir seçimle iktidara gelmiştir. Ülkesi, uluslar arası bir haydutlar çetesinin saldırısı altındadır. Meşru savunma  halindedir. Bu nedenle ülkesini ve rejimini savunduğu için kimsenin kınama hakkı olamaz. Ayrıca CIA bugün bir genel seçim yapılsa oyların yüzde 75’ini  alacağını  söylüyor ki Erdoğan’ın aldığı oyun çok üzerindedir.

Swoboda, Erdoğan’a bir yandaşça arka çıkacağına (ki bu şaibeli bir durumdur), ilkin kardeş parti CHP’nin lideriyle konuşmak ve tartışmak zorundadır.

Ayrıca, Sosyalst Grup’un Esat karşıtı politikası da bağımsız bir devlete karşı saldırı anlamına gelir. Aslına bakarsanız CHP, Suriye politikası ile Sosyalist Enternasyonal’in onurunu korumaktadır.

Şimdi eski yazılardan birini okuyalım:

CHP’YE  KARŞI  SADİK  SALDIRI (Hürriyet, 12.07.2008)

[“Başkalarına acı çektirmekten hoşlanan, başkalarına acı çektirerek doyuma ulaşan kimseye sadik denir. Türkçede sadik yerine kullanılan sadist sözcüğünü Fransızca sözlüklerde bulamazsınız, çünkü yoktur.

Evet CHP sadik olarak tanımlayabileceğimiz bir ulusal ve uluslararası saldırıya hedef olmakta. Bunu görmemek için kör, anlamamak budala olmak gerek.

CHP’den kimler, hangi kurum ve kuruluşlar nefret ediyorlar  bu yazıda kısaca değineceğim.

1.ABD : Kemalizm ve Cumhuriyet devrimlerini özdeşleştirdiği CHP’yi,  en büyük siyasal ideali Ilımlı İslam ve Büyük Orta Doğu Projesi (POB)’nin önünde en etkili örgütlü engel olarak gördüğü için.

2.AVRUPA BİRLİĞİ : Kıbrıs, Ermeni, Kürt, azınlıklar, ülke bütünlüğü konularında, kendi politikaları karşısında CHP’yi en büyük engel gördüğü için.

3.IMF ve DÜNYA BANKASI: Koyun gibi güttükleri iktidara engeller çıkartıp eleştirdiği için.

4.İSLAMCILAR: CHP, cumhuriyeti ve cumhuriyet devrim ve kazanımlarını yılmaz ve yorulmaz bir bağlılık ve dikkatle savunduğu için.

5.NURCULAR VE FETHULLAHÇILAR: CHP, cumhuriyeti ve cumhuriyet devrim ve kazanımlarını yılmaz ve yorulmaz bir bağlılık ve dikkatle savunduğu için.

6.AKP: İslamlaştırma ve şeriat siyasetinin önündeki en büyük engel CHP olduğu için.

7.MHP: Türk-İslam sentezi ile milliyetçilik kavramının uyuşmazlığına ayna tuttuğu için.

8.DTP: Ulus devletin kurucusu ve temsilcisi olduğu, Cumhuriyet devrim ve kazanımlarını savunduğu için.

9.GEÇMİŞTE, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinde burnu sürtülen solcular: Nefret ettikleri cumhuriyet ve halkçılığı temsil ettiği için.

Bunlara başkalarını da ekleyebiliriz. Yukarıdaki 9 maddede yer alanlarda olduğu gibi, yapacağımız eklentilerde de CHP karşımıza bir tür “engel” olarak çıkacaktır.

Son zamanlarda bir de CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den atılma dalaveresini çıkardılar. CHP’yi Sosyalist Enternasyonal’den atacak üyelerin hangisi gerçekten sosyalist, sosyal demokrat  acaba ? Kalemini AKP iktidarına satmış bir “rate” yazıcı, Avrupa Birliği’nin sol kanadını temsil eden Sosyalist Enternasyonal ile CHP’yi karşılaştırıyor:

1.Sosyalist  Enternasyonal  üyeleri “Birey ve azınlık haklarına saygı duyar”, CHP saygı duymaz imiş;

2.Sosyalist  Enternasyonal üyeleri “Tarafsız bir adalet sistemi ve bağımsız hukuku savunur”, CHP savunmaz imiş;

3.Sosyalist Enternasyonal üyeleri “Bütün ayrımcılıklara özellikle cins, ırk, etnik köken, cinsel yönelim, din, dil, siyasal ve filozofik inançlar temelinde yapılan ayrımcılıklara karşı mücadele” eder, CHP mücadele etmez imiş;

4.Sosyalist Enternasyonal üyeleri “İktidarı ele geçirmek için askeri güç kullanmaktan sakınır”, CHP bütün siyasetini asker üzerinden yapar imiş.

Yukarıdaki iftiraları bir mukayese olanağı sağlamak için aktardım. Alçaklık ve şerefsizliğin sınır tanımadığı şu günlerde, örneğin Yunanistan’ın PASOK’u ile CHP’yi karşılaştırmanız için.”]

4 yıl 10 ay 12 gün önce yayınlanmış bir yazı okudunuz. Karen Fogg Yenge ile Joost Langendijk Enişte’nin  gidip  yerlerine  Swdboda Dayı’nın gelmesinin dışında değişen ne var? Gene aynı yaveler! İstiyorlar ki Cumhuriyet’i kuran parti “Kurucu İlkeler”den vazgeçsin. Size ne! CHP gibi çağının çağdaşı olan  partiler modaya uymazlar, kendilerini beğendirmek için cilve yapmazlar. Yapmamaları gerekir. Böyle bir partiyi birkaç hormonlunun değiştireceğini sanmak saflık olur. CHP dışarıdan değiştirilemez. Onun gibi anaç partiler kendi içlerinde evrilir!

(AYDINLIK, 29 MAYIS 2013, ÇARŞAMBA)

***

CHP KADAR TAŞ (3)

Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Swobo’da, Sosyalist Enternasyonal’in ortak Suriye politikasından söz ederken tam anlamıyla burjuva milliyetçisi kafasıyla konuşuyor. CHP, Suriye’nin iç işlerine saygı göstermek suretiyle, tam tersine,  geleneksel sosyal demokrat zihniyetine uygun davranıyor. Swoboda’nın temsil ettiği sosyal demokrasi kapitalist-emperyalist siyaset uyguluyor.  Oysa CHP kendi anti-emperyalist geleneğine bağlı. Alkışlanması gereken CHP, kınanması gereken, Swoboda’nın tavrı. Swoboda, küresel kapitalizmin emperyalizmini temsil ediyor.  Sosyal demokrasi ile  küresel kapitalist-emperyalizmi Arap Baharı’nda ve hele Suriye politikasında nasıl uzlaşıp ortak hareket edebilir?

Bizim zır cahil İslamcılar,  müflis  solcular,  utanmadan, emperyalist Swoboda’nın  terbiyesizliğini alkışlayıp  CHP’nin  humanist politikasını kınıyorlar.

Şimdi 2008 yılında yayınlanan ikinci yazımı okuyalım:

ENTERNASYONALLER  VE  SOSYALİST  ENTERNASYONAL (Hürriyet, 15.07.2008)

[CHP hakkında yayınladığım yazılara üç türlü tepki geldi:

1.Çoğunlukta yazıları onaylayan tepkiler;

2.Beni ve CHP’yi bir kaşık suda boğmak isteyen birkaç yazı;

3.Yazılarımı onaylayıp CHP ve başkanından daha etkin bir sosyal politika üretmelerini bekleyen mesajlar.

Yazıları yazmaktaki amacım buydu zaten. Ben de CHP’nin kendini yenilemesini, daha etkin bir politika üretmesini isteyenlerdenim. Ayrıca, CHP’yi etkisizleştirmek ve AKP’ye alternatif olabilecek oluşumları engellemek isteyen uluslararası bir merkezin (merkezlerin) beyin yıkama operasyonları üzerine dikkat çekmek istedim, istiyorum.

Örneğin “CHP’yi örgütten atmayı düşündüğü” ileri sürülen Sosyalist Enternasyonal neyin nesidir?  Bu konuda kim(ler) ne biliyor, bilenler arasında kimler gerçekleri ters yüz etmek peşinde?  Bu konuda onarım amaçlı bir özet vermem gerekiyor :

Birinci Enternasyonal :  1864’da  kurulan Uluslararası İşçi Birliği. Başlangıçta bir sendika hareketiyken Brüksel (1868) ve Basel (1869) kongrelerinden sonra kollektivist tezleri benimsedi. 1868 İngiltere seçim yenilgisinden sonra Marx ve arkadaşları İngiliz sendikalarının desteğini yitirdiler. Bakunin anarşizmi etkin duruma geçti. Bunun üzerine Marx’cılar genel merkezi New York’a taşıdılar. Philedelphia konferansı 1876’da Birinci Enternasyonal’i feshetti.

İkinci Enternasyonal : 1889’da Paris’te kuruldu ve Sosyal Demokrat partileri bünyesinde topladı. Bunların en güçlüsü Alman Sosyal Demokrat Partisi idi. II. Enternasyonal de  reformizm ve devrim, sömürgecilik, milliyetçilik ve parti örgütleme konularında bölünmeye uğradı. Bir bölümü Marksçı, bir bölümü ise revizyonist idi. Revizyonistler işçi iktidarını değil, Batı emperyalizminin sağladığı zenginlikten pay istiyorlardı. Bunlara sosyal şövenistler de denir. Nitekim 1914’de Alman Sosyal Demokrat Partisi  ve İngiliz İşçi Partisi savaş kredileri lehinde oy  verdiler. Böylece ideali havaya uçan II.Enternasyonal parçalandı.

II.Enternasyonal de Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasından yana idi. Bu düşünceye sadece Fransız Jean Jaures (savaş çıkmadan bir suikaste kurban gitti) ile Lenin karşı çıkmıştı

Üçüncü Enternasyonal : Sovyetler Birliği’nin 1919 yılında Stalinist partilere kurdurduğu enternasyonal ya da komintern; daha sonra kominform (1943-1956).

Dördüncü Enternasyonal :  Troçkistlerin 1938’de kurduğu enternasyonal.

Sosyalist Enternasyonal : 1917’de Rus Devrimi ile parçalanan II. Enternasyonal’in yerine önce 1923’te daha sonra 1951’de Frankfurt’ta yeniden kuruldu. Büyük ölçüde II.Enternasyonal’in revizyonist ve sosyal şovenist partilerinin geleneğini sürdürmektedir.

Günümüz Sosyalist Enternasyonalinin işçi sınıfı ve partileri ile hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. 1980’lerde  Soğuk Savaş’ın parçası ve kapitalist refah devletinin savunucusu olan bu örgüt, daha sonra neo-liberalizmin silahşörü oldu; işçi sınıfının kazanılmış haklarına karşı çıkmaya başladı ve küreselleşmenin saflarına iltica etti.”]

Swoboda, İkinci Enternasyal’in  sömürgeci ve milliyetçi  fraksiyonunun ağzıyla konuşuyor.

CHP milletvekili Oğuz Oyan bu gerici tavrı çok iyi teşhir etti:

“2005’ten beri şu Sosyalist Enternasyonal (SE) ile CHP arasındaki doku uyuşmazlığı üzerine yazıyorum. Aslında sorun daha derinlerde. Avrupa’nın sosyal tarihinin ürünü olan ama giderek kapitalist/emperyalist sistemin hegemonik ilişkilerinin yöntemini üstlenen Avrupa sosyal demokrasisi ile emperyalizme karşı kurtuluş savaşı pratiğinden doğan bir parti arasındaki zorlama ilişkilerde aranmalı.” (soL gazetesi, 23.05.2013)

Efendi ağalar, anlaşıldı mı şimdi Vehbi’nin kerrakesi?

Bu nedenle CHP Genel Başkanı’nın Sosyalist Enternasyonal’de yaptığı konuşma tarihe altın harflerle geçecektir.

Neymiş, Swoboda rendavuyu iptal ederek Kılıçdaroğlu’nu madara etmiş! Hadi canım sende!…

Kılıçdaroğlu bir ulusun kendi kaderini tayin hakkına saygı göstererek sosyal demokrasinin onurunu kurtardı.  Kılıçdaroğlu tam anlamıyla bir sosyal demokrat mı? O ayrı bir konu. Ama Suriye politikasında kusursuz bir sosyal demokrat.

Bir Sosyalist Enternasyonal düşünün ki laik, demokratik ve sosyal bir cumhuriyeti bir din devleti haline getirmek yolunda emin adımlarla  yürüyen  ve Suriye’ye karşı saldırgan bir politika izleyerek haydut çetelerine yardım eden AKP tarikatına arka çıkıyor ama antiemperyalist geleneğe bağlı kalan CHP’ye düşmanca davranıyor.

Suriye konusunda savaş çığırtkanlığı yapanlar,  Kürt açılımında  samimi barışçı olamazlar!

Ben anlattım ama kalın kafalılar anlayabildi mi acaba?

(AYDINLIK, 30 MAYIS 2013, PERŞEMBE)

***

 CHP KADAR TAŞ (4)

2008 yılında da CHP ile Sosyalist Enternasyonal arasında ciddi bir bunalım yaşanmıştı. Ama Swoboda’nın yarattığı bunalımdan daha büyük değil! Hürriyet gazetesinde yazarken sık sık Strasbourg’a ve Brüksel’e gider, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği toplantılarını izlerdim. İlk gözlemlerimden biri şu oldu: AKP ile AP ve AB arasında anlaşılmaz (anlaşılır) bir çıkar birliği var.

İkinci gözlemim: AKP’nin özellikle Brüksel’de bulunan basın mensuplarıyla çok kuşku uyandırıcı özel ilişkileri vardır. Bu ilişkinin sonucu olarak CHP’ye karşı etkili bir ambargo uygulanmaktadır.

Bunları bildiğim için, CHP’nin, Avrupa Parlamentosu’nun Sosyalist Grup Başkanı Swoboda’yı bir mektupla AP Başkanı Martin Schulz’a şikayet etmesini çok önemli buluyorum:

(Türkiye’de) bu ve buna benzer sayfalar dolusu insan hak ve özgürlüklerine aykırı uygulamalar yaşanıyor. Türkiye’nin ana muhalefet lideri Sayın Kılıçdaroğlu, size sunduğum bu örnekler ve nicelerini AP Sosyalist Grubu ve sizlerle paylaşmak istedi. Ama ne acıdır ki, sosyal demokrat ve sosyalist düşüncenin Avrupa temsilcisi ‘burada benim istediklerimi söyleyeceksin’ zorbalığını göstererek izleri uzun yıllar kapanmayacak yaralara neden oldu. Kaldı ki, Türkiye’de yaşananların en yakın muhatabı bizleriz. Bizleri dinlemek yerine kendi düşüncelerini dikte ettirme zorbalığı ne sosyal demokrat ne de sosyalistlikle tanımlanamaz. Yaşanılan hadiseyle ilgili sosyal demokrat ve sosyalist hoşgörünün daha ağır yaralar almasına müsaade etmeyeceğinizi ve gerekeni yapacağınıza inanıyorum.”

Şimdi sıra, 2008 bunalımı sırasında yazdığım ve buraya aktaracağım son yazıyı okumaya geldi:

CHP VE SOSYALİST  ENTERNASYONAL SOSU (Hürriyet, 16.07.2008)

[ “Yeni Şafak : “Dut Enternasyonal: Sosyalist Enternasyonal toplantısında faşist damgası yemekten korkan Baykal, Atina’daki sosyalistlerden CHP’yi eleştirmeme garantisi alamayınca Ayaş’taki Uluslar arası Dut Festivali’ne gitti” (30.06.08)

Birgün : “Baykal, CHP’yi kapattı-dünyaya ; CHP’nin statükocu çizgisinin tepki alacağını anlayan Baykal, Sosyalist Enternasyonal’e gitmiyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen ise AKP’yi Enternasyonal’de CHP karşıtı lobi yapmakla suçladı” (30.06.08)

Star : “Dut Yemiş Sosyal Demokrat ; Baykal ‘CHP sosyal demokrat değil’ eleştirilerini duymamak için Başkan Yardımcısı olduğu  Sosyalist Enternasyonal’in Atina zirvesine katılmak yerine  Ayaş Dut Festivali’ne gitti” (30.06.08)

Taraf : “Dünya solunu da terk ettiler ; Dünya solunun çatı örgütü Sosyalist Enternasyonal’in hedefi olan CHP Lideri Deniz Baykal, partiye karşı bir karar tasarısı çıkma ihtimaline karşı yürüttüğü pazarlıktan sonuç alamayınca toplantının yapılacağı Atina’ya gitmeme kararı aldı” (30.06.08)

Sadece bu dört gazetede değil, çoğunda bu konuda acınası ve düzeysiz yorumlar ve suçlamalar var. Hele o “Dut” ve “Enternasyonal” sarakalarının utanç verici ilkelliği !

CHP’nin Sosyalist Enternasyonal ile takışması Türkiye’nin hangi yaşamsal  sorunlarından kaynaklanıyor, ilkin bunu yanıtlayalım :

1.Başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet’in temel ilkeleri; 2.Ulusal devlet ; 3.Kıbrıs ; 4. Kuzey Irak ve Irak’ın bütünlüğü ; 5. PKK ; 6. Fener Patrikhanesi’nin ökümenikliği iddiası ve Rum Ruhban Okulu ; 7. Yabancıların Türkiye’de mal edinmesi ve bunlar gibi irili ufaklı sorunlar.

Bu sorunlar CHP’nin özel sorunları değil, Türkiye’nin sorunları. Giderilmeleri  konusunda AKP, Sosyalist Enternasyonal’in Avrupalı üyelerinin talimatlarını emir sayıyor; oysa tanık olduğum gibi CHP Türkiye’nin çıkarlarını savunmak için bu Avrupalı üyelerle kıran kırana mücadele ediyor.

Sosyalist Enternasyonal’in Avrupalı üyeleri kim ? Avrupa Parlamentosu’nun ve Avrupa Birliği’nin üyeleri. Yani  Sosyalist Enternasyonal; Avrupa Parlamentosu ile Avrupa Birliği’nin Türkiye karşıtı politikalarını bir başka boyutta uyguluyor.

Sosyalist Enternasyonal; Avrupa Parlamentosu’nun, AB’nin  Türkiye’nin çıkarlarına aykırı politikalarına ve uygulamalarına karşı çıktığı için CHP’yi  üyeliğinden atacakmış !  Atsın !

Bunu Sosyalist Enternasyonal yöneticileri söylemiyor (söyleseler ne olur ?), “Sol”un yeminli düşmanları ve AKP’nin hınk deyicileri ileri sürüyor.

Ayrıca Sosyalist Enternasyonal’in neresi Sosyalist ? Marksist olmadan nasıl sosyalist olunuyor; özel mülkiyeti ve kapitalizmi savunarak nasıl sosyalist kalınıyor ?

Sosyalist Enternasyonal’de ciddi bir Sosyal Demokrat Parti bile yok ?

Bilmeden gevezelik ediyorlar !

Sosyalist Enternasyonal “Herkes emeğinin karşılığını almalı !” bile diyemez !

Sosyal Devlet dünyanın dört bir yanında iğdiş edilirken ne yapıyor Sosyalist Enternasyonal ?

Hiçbir Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP’den daha solda değildir ! Daha solda diyen varsa ilk taşı atabilir !”]

Bu vesile ile, CHP’ye son seçimlerde ithal edilen  kimselere ve  bütün CHP’lilere bir kitap tavsiye edeceğim : Turgay Şen’in yazdığı “Atatürk ve Teşkilatçılık” (Kaynak Yayınları).

Gazi Paşa, 1927 yılında yapılan CHP ikinci büyük kongresinin açılış konuşmasında, “Anadolu ve Rumeli’yi kapsamak üzere ilk genel kongremiz Sivas’ta yapılmıştı”  der ve partinin gerçek kuruluş tarihinin Sivas Kongresi (4 Eylül 1919) olduğuna işaret eder. (Age.s.137)

Bir başka ortamda da şöyle der: “İnkilabın kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe ve bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız yenilikçi inkilap bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de hep böyle olacaktır.” (age.s.144)

“Acaba” mı acaba?

NOTA BENE: Avrupa Birliği, Suriyeli muhaliflere yönelik silah ambargosunu kaldırdı. Sosyalist Enternasyonal uyuyor mu?

(AYDINLIK, 31 MAYIS 2013, CUMA)

***

CHP “TERÖR İTHAL EDİYORUZ”MUŞ..

Bizim, Mersin Lisesi orta kısım 1-A sınıfında Türkçe öğretmenimiz  “Göbek  Emmi” lâkabıyla ünlü idi. Çoktan rahmetlik oldu. Edebiyat kazılarımda, kuramsal  denemelerimde, gazete yazılarımda adı sık sık geçer. Bizim neşe ve mutluluk kaynağımızdı. Bizi bol bol döverdi o küçücük adam. Hızını alamaz, bazen sınıf kapısına açar, oradan geçen bir öğrenciyi kapar onu da döverdi. Bunlardan biri Portekiz adını verdiğimiz bir çocuktu, Göbek Emmi vurdukça “Hocam ben bu sınıftan değilim” diye bağırıyordu. Göbek Emmi de “Ulen ben senin hangi sınıftan olduğunu bilmez miyim?”  diyordu. Yarabbi ne mutluyduk!

Allah  var, Göbek emmiden çok şey öğrendim: “Mütemmimli cümle!”  bunlardan biri. Bunu bildin mi tamam, 10’u kaptın. Bir de şahıs zamirlerini çok iyi öğretti: “Ben, Sen, O, Biz, Siz, Onlar”. Bir de mülkiyet (iyelik) sıfatları var: “Benim, Senin, Onun, Bizim, Sizin, Onların”. Mükiyet sıfatlarına ve şahıs zamirlerine dikkat! Yanlış kullanımları insanın başını belaya sokar.

Şimdi Göbek Emmi’den öğrendiğim, Göbek Emmi’nin bize öğrettiği yöntemle yukarıdaki cümleyi irdeleyelim. Ama önce bu cümleye bakalım:

Yukarıdaki cümleyi kim irdeleyecek? – Biz irdeleyeceğiz. Yani sizler (okurlar) ve ben (yazar). “İrdeleyin” desem ayıp olurdu. Ben öğretmen, siz öğrenci olurdunuz. Yazar irdelemenin içine kendini katarak, eyleme ortaklaşma zerafeti  kazandırıyor.

“Göbek Emmi kim?”

“Bizim, Mersin Lisesi orta kısım 1-A sınıfında Türkçe öğretmenimiz.”

“Biz kimiz?”

“Mersin Lisesi orta kızım 1-A sınıfı”

Özne belli, fiil belli, yüklem belli. Anlam karışıklığı olmaz.

Yukarıdaki paragrafı Mersinli Avukat Hulusi Sağlamer yazsaydı,“Bizim” diyemezdi. Özdemirlerin sınıfı ya da 1-A sınıfı derdi.

Yukarıdaki paragrafta,  “Allah var, Göbek Emmi’den çok şey öğrendim” diyorum. Başka öğrencilerin öğrenip öğrenmediğini bilemediğim için böyle diyorum. “Öğrendik!” demiyorum.

Yıllar önce “Türklerin ‘MİZ’-‘MIZ’ Merakı Üzerine” diye bir yazı yazmıştım. “Güzel Bursamız”, “İnci İzmirimiz” gibi tanımlamalarla dalga geçiyordum. Ne yazık ki yazıyı bulamadım. Aranızdan bazıları, dünkü “Biz”li yazıyı düşünüyor olabilir. Dünkü  “Biz”, gizlenme “Biz”iydi; suçu, kabahati yayma, yaygınlaştırma “Biz”iydi. Bugünkü konumuz da gene “Biz”. Bu “Biz”i kullanmaya CHP’liler çok meraklıdır. Hele Atilla Kartı dinleseniz, AKP’nin yaptığı kötü işlerin tamamını CHP yaptı sanırsınız. Örneğin, “Hatay sınırını teröristlere ardına kadar açtık” der. Peki sınırı CHP mi açtı? Hayır.  AKP açtı. Peki kardeşim, neden “Hükümet, AKP hükümeti Hatay sınırlarını teröristlere ardına kadar açtı” demiyorsun?

Şimdi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu yazıyı yazmama vesile olan konuşmasını okuyalım.  Yazının manşeti şöyle: “Terör ithal ediyoruz”.

Bu cümleyi söyleyen kim? – CHP Genel Başkanı.

Demek ki CHP ülkeye terör ithal ediyormuş.

Kılıçdaroğlu da “Biz” illetine tutulmuş. Ülkeye terör ithal eden CHP değil, AKP hükümeti. Kılıçdaroğlu AKP’nin yaptığı işe sahip çıkıyor. Çıksın bakalım!

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin kapısını çalacağı tek bir komşu kapısı kalmadı” demiş. Bu cümle de yanlış: Cümlenin öznesinin “Türkiye” değil, “AKP hükümeti” olması gerekir. “AKP hükümetinin kapısını çalacağı tek bir komşu kapısı kalmadı!”  Kılıçdaroğlu, aslında bunu söylemek  istiyor. Ama Göbek Emmi’nin öğrencisi olmamış. Kılıçdaroğlu Antalya’da konuşuyor:

“Herkesi düşman ilan ettik. 500 bin mülteciyi Türkiye’de ağırlıyoruz. Bu resmi rakam. Gayri resmi rakamı kimse bilmiyor. 900 kilometre sınırlarımız, sınır olmaktan çıktı. Terör ithal eden  ülke konumuna geldik. Bu bizim için hoş bir tablo değil. Anadolu’nun toprakları sevgi ve barışla yoğrulmuştur. Mevlana, Karacaoğlan bu toprakların insanıdır. Savaş  çığırtkanlığı yapmanın âlemi ne?”

“Terör ithal ediyoruz!” manşetinin suçu, Cumhuriyet gazetesi (28.09.13) yazıişlerine ait. Kılıçdaroğlu “Terör ithal eden ülke konumuna geldik” diyor. Bu da yanlış. Ya “AKP hükümeti sayesinde terör ithal eden ülke konumuna geldik” ya da  “Ülkeyi terör ithal eden ülke durumuna getirdiler” demesi gerekirdi.

Kılıçdaroğlu, “Herkesi düşman ilan ettik” diyor. Yanlış özne. “Herkesi düşman ilan eden kim? Kılıçdaroğlu’na göre, CHP. Ama o AKP hükümetini işaret ediyor. Her şey karman-çorman. Aslında Kılıçdaroğlu’nun şöyle konuşması gerekirdi:

AKP hükümeti herkesi düşman ilan etti. 500 bin mülteciyi Türkiye’ye doldurdu. Bu resmi rakam. Gayri resmi rakamı kimse bilmiyor. Ülkenin 900 kilometrelik sınırı, sınır olmaktan çıktı. AKP hükümeti Türkiye’yi terör ithal eden ülke durumuna getirdi. Ülkemiz için hoş bir tablo değil. Anadolu’nun toprakları sevgi ve barışla yoğrulmuştur. Mevlana, Karacaoğlan bu toprakların insanıdır. AKP hükümetinin savaş  çığırtkanlığı yapmasının âlemi ne?”

 Şu cümle de içime sinmedi: Anadolu’nun toprakları sevgi ve barışla yoğrulmuş değil. Mevlana ve Karacoğlan’a rağmen kan gövdeyi götürmüş. Pir Sultan asılmış. Maraş ve Sivas’ta insanlara kıyılmış. Bu türden hamasete de gerek yok. Cümleler yalın olacak. Özellikle öznesine dikkat edilecek. Öznelerde şahıs zamirleri kullanılmayacak. Özellikle “Biz” asla kullanılmayacak. Gerekirse CHP denilecek.

CHP’nin danışmanları, yazarları AKP’nin konuşmalarını incelesinler. Bütün konuşmalar hedefini vuruyor. R.T.Erdoğan “Biz” dediği zaman AKP’yi kastediyor ya da sahibi olduğunu sandığı Türkiye’yi işaret ediyor.

“Terörün olduğu her yerde biz varız!” demiyor, “Terörün olduğu her yerde CHP var!” diyor.

Bu “BİZ”, “MİZ”, “MIZ” hastalığı CHP’de ne zaman başladı bilemiyorum. Ama Deniz Baykal’da  CHP’ye yüzyıl yetecek kadar vardı.

Seçimler yaklaşıyor. CHP’ye hem siyasal bilinç, hem de (belki daha fazla) dil bilinci gerekiyor.

(AYDINLIK, 1 EKİM 2013, SALI)

 

 

“ULAN CHP” üzerine bir düşünce

  1. Geri bildirim: ULAN CHP

Yorumlar kapalı.