ULAN CUMHURİYET NEDİR SENDEN ÇEKTİĞİMİZ ! (2)

“Başkasının beni”, “Bendeki öteki”, “Ötekindeki ben” gibi fiyakacı başlıklar atarak sade suya tirit feylezofi satmak, malumatfuruşluk yapmak çok mümkün. Üstelik benim kolayca at koşturacağım bir coğrafya. Doç.Dr.Hüseyin Çelik, bu coğrafyadan salık vereceğim bir kitaba (Jürgen Habermas’ın “Öteki Olmak, Ötekiyle Yaşamak”) bir baksın bakalım, “öteki” ne imiş? Entelektüel raconları bırakıp işi popüler düzeye çekelim :
İslamcıya göre İslamcı olmayan herkes “öteki”dir.
Fanatik Fenerbahçeliye göre Galatarasaylı “öteki”dir.
İnsafsız ve merhametsiz bir kapitaliste göre işçi sınıfı “öteki”dir.
Bir yobaz milliyetçiye göre kendilerinden olmayan herkes “öteki”dir.
Yani öteki rakip ve düşmandır.
Ama kazın ayağı öyle değil. Bir felsefi kavram olan “Öteki” siyaset ve sosyoloji alanında kullanıldığı zaman dinamitin fitili ateşlenir. Alt kimlik hortlakları mezarlarından çıkar, ulusal bütünlük bozulur. Bu nedenle bu saçma tartışmayı burada bırakıp sözü Hüseyin Çelik’in düşünce dizgesine getirelim:
***
Hüseyin Çelik, Cumhuriyet’in gayrimüslimleri, Kürtleri, Alevileri, köylüleri ve dindar insanları ötekileştirdiğini iddia ediyor. Buna göre, Cumhuriyet’ten önce, Osmanlı döneminde gayrimüslimler, Kürtler, Aleviler, köylüler ve dindarlar “öteki” değilmiş. Yani bu kitleler ve katmanlar Osmanlı yönetici sınıfının yanında ve karşısında “özgür, eşit ve kardeş” imiş. Bu mutlu dengeyi Cumhuriyet bozmuş. Eski Milli Eğitim Bakanı, AKP Genel Başkan Yardımcısı Doç.Dr.Hüseyin Çelik böyle buyuruyorlar.
Buyurabilir !
***
Ama Bay Çelik ya tarih bilmiyor ya da bizi kandırıyor. O ne yaparsa yapsın, biz tarihin gerçeklerine dönelim:
Osmanlı devletinin geleneksel düzeninde gayrımüslimler Hüseyin Çelik’in kullandığı anlamda tam olarak bir “öteki”dir. Ama geleneksel düzen içinde özel bir adı vardır : Reaya ! Tâba ! Kul ! Millet-i Mahkûme, Zimmî.
Gayrimüslim askere ve kamu yönetimine alınmazdı. Haraç ve cizye adında özel bir vergi öderdi. Ata binemez, silah taşıyamazdı. Müslümanlar gibi giyinemezdi. Bazı renkte giysi giymesi yasaktı. Din ve inanç özgürlüğü bazı koşullar altında Sultan’ın güvencesi altında idi.
1839 Tanzimat Fermanı ile Müslim ve gayrımüslim kağıt üzerinde eşit hale getirildi. Ancak 1856 Islahat Fermanı ile devlet hizmetinde görev alabildi.
***
Demek ki, gayrımüslim Cumhuriyet “ötekileştirme”den (!) önce, Osmanlı düzeninde de öteki imiş. Prof.Dr.Hüseyin Çelik ya gerçek ve doğruyu bilmiyor ya da gerçek ve doğruyu bile bile gizliyor.
Lozan Antlaşması gayrimüslim azınlıklarını haklarını güvence altına almıştır. Devr-i Cumhuriyet’te gayrimüslim artık bir “tâba” değil, bir “vatandaş”tır. Fakat bu gayrimüslimin, eşitce, özgürce ve kardeşçe bir vatandaş olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak AKP hükümeti geçmişin yaralarını sarıp, eşitçe, özgürce, kardeşçe bir vatandaşlık ortamı yaratacağına, mevcut ortamı da zehirliyor. Şu anda Müslim ile gayrimüslim arasında bir engel varsa, bu, Osmanlı mirasıdır! (Salı günü devam edeceğim.)