ULUSLARARASI NAZIM HİKMET ŞİİR GÜNLERİ

Ataşehir Belediyesi Uluslararası Nâzım Hikmet Günleri’nin ikincisini bu yıl 5-8 Mayıs günleri arasında düzenledi. Festival Komitesi beni onur konuğu seçmiş (yapmış). Onur konuğu olarak, 5 Mayıs günü bir konuşma yaptım ve Nâzım Hikmet için 21.9.1969’ta yazdığım  OZAN adlı bir şiir okudum.

6 Nisan günü de  Festival’e katılan yabancı ve Türk şairlerden sonra birkaç şiir okudum. Nâzım Hikmet onuruna, böyle bir Festival düzenlediği için Ataşehir Belediyesi’ni kutlarım. Kutlamak boynumun borcudur. Eleştirilerim var mı?  Var. Ama kolayca düzeltilecek şeyler olduğu için, bu eleştirileri burada yapmam. Sadece teşekkür ederim.

Ve “Şiir Günleri”ne lâyık olduğu ilgiyi göstermeyen, medya denen  yazılı ve yazısız basını da şiddetle kınarım.

Özdemir İnce

8 Mayıs 2017

***

ONUR KONUĞU KONUŞMASI

Şimdi, burada, adına yapılan uluslararası şiir festivalinin açılış töreninde, “büyük” Nâzım Hikmet’e saygı sunmaya değer görülen bir şair sıfatıyla söz almış bulunmaktayım. Ve özel bilgi ve tanıklıklara dayalı bir konuşma yapacağım.

 

Yirmi yıla yakın Fas hapishanelerinde yatmış olan büyük şair Abdellatif  Laâbi: Nâzım Hikmet’in şiirlerinin Arapçaya çevrilmesinin, Arap ülkeleri şiirleri için bir değişim ve dönüşüm ateşleyicisi olduğunu söyler. Oysa bizim, 70 ve 80’lerin devrimci slogancı şairlerimiz, Nâzım’ı atlayarak Filistin’in direniş şairlerinin peşinden  gitmişti.

Genç sayılacak bir yaşta ölen sıra dışı Fransız şair André Laude da “Comme une blessure rapprochée du soleil”[i]  adlı seçme şiirlerine yazdığı kapsamlı önsözde şiirinin oluşturucuları arasında Nâzım Hikmet’i de anar ve “Onu komünizmle etiketlemişlerdi ama  onun bağlanması her türlü engeli aşmıştı” der.

Onun  bağlanması içinde ozanın yittiği bir hapishane değildi, içinde ozanın görünüp var olduğu saydam bir bağlanma idi.

Nâzım’ın adının anıldığı yerde akla hemen Pablo Neruda, Nicolas Guillen, Rafael Alberti, Yannis Ritsos, Miguel Hernandez ve şaşırtıcı bir şekilde Antonin Artaud da geliyor. Futbolca söyleyecek olursak,  yirminci yüzyıl şiirinin, Real Madrid’i ya da Barcelona’sı…Ya da bir takımyıldız.

Geçen hafta EUROPE dergisinin yöneticisi şair Jean-Baptisse Para ile Nâzım Hikmet hakkında konuşuyorduk.  Bana iki şey anlattı: Ağır mahkumların yattığı  bir hapishanede  şiir okuma terapisi  programları varmış ve en çok okunan şairlerin başında Nâzım Hikmet geliyormuş. Bir gün sokakta bir kalp sıkışıklığı hissetmiş ve hemen Nâzım’ın Anjina Pektoris adlı şiirini hatırlamış, bir taksiye atlayıp en yakın  hastaneye gitmiş. Tahmini doğru çıkmış ve kendisini hemen ameliyata almışlar. “Ezbere bildiğim o şiir hayatımı kurtardı” dedi. Önemli bir Fransız şair Nâzım ‘ın şiirini ezbere biliyor. Çağımız şiirinin süper liginde yer alan şairlerinden önem verdikleri on şair adı vermelerini  isteyin, on şairden biri mutlaka Nâzım Hikmet’tir.

Neden?

Çünkü şiire 1920’lerde evrensel şiirin bulunduğu düzeyden, o noktadan başladı, diktiği telefon direğini ona bağladı ve ölünceye kadar her zaman önü açık bir şiir yazdı. Şu anda o direğe bağlanıp evrensel şiir akımını almak ve ona bağlanmak mümkün. Yahya Kemal için, Necip Fazıl için böyle bir şey mümkün değil, ama Fazıl Hüsnü Dağlarca, Behçet Necatiğil ve Melih Cevdet Anday için  de mümkün. Dünyanın her hangi bir dilinde yazan şairler bu şairlere telefon ettikleri zaman cevap alabilirler. Evrensel şiir budur işte: Dini, imanı, ırkı ve etnisitesi yoktur; sadece dili vardır ve o dil başka dillere tercüme  edilebilir.

İkinci Yeni zamanında anlamsız şiir yazdığı ilan ve iddia edilen Ezra Pound Okumanın ABC’si [ii] adlı kuramsal kitabında  “Edebiyat, anlamla yüklü dil yetisidir. Büyük edebiyat en yalın anlamda, mümkün olan en yüksek (yoğun) düzeyde, anlamla yüklü dil yetisidir.” der. “Dilyetisi” yani “langage”. Şiir  kargaşa yaratmak için gelip kelimeye dayanmamıştır, anlamlı bir anlam yaratmak için kelimeye dayanmıştır yani yararlanmıştır.

Türk şiirinin başına gelen en büyük felaket, hiza ve istikametine Nâzım Hikmet’ten bakamamak olmuştur. Nâzım Hikmet’in  30’ların sonundan 1951’e kadar hapiste olması, daha sonra da taa 70’lere kadar büyük ölçüde sakıncalı kalması onun şiirini devre dışında bıraktı. Garip Şiiri, Divan ve Yahya Kemâl şiiri ile Hececi şairlere karşı bir harekettir. İkinci Yeni de Garip Şiiri’ne karşıdır.  1940 ve 50’lerin Devrimci denen şairleri de Nâzım Hikmet’teki ballı çiçeği bulamamıştır.  Daha önce adını andığım 70 ve 80’li yılların şairleri de Filistin şairleri üzerinden Nâzım’a ulaşamamıştır. Şu anda, büyük ölçüde evrensel şiirin dışında, İkinci Yeni’den yararlanan amorf bir şiir yazılmaktadır Türkiye’de: Telefonu kesik, kısa devre yapmış ve ortaya yığdığı yapı malzemesinden bir ŞİİR üretemeyen bir şiir.

Oysa önünde, Nâzım Hikmet’in ucu, biçim ve öz olarak açık şiiri önünde duruyor. Nâzım Hikmet’in  başta Jokond ile Sİ-YA-U, Memleketimden İnsan Manzaraları, Şeyh Bedreddin Destanı, Taranta Babu’ya Mektuplar, Benerci Kendini Niçin Öldürdü ve o muhteşemSamansarısı” olmak üzere bütün  şiirleri biçim ve öz olarak bütün dünyaya mesaj gönderen şiirlerdir. Şu anda Ezra Pound’un KANTOLAR’ından çok daha zengin ve evrensel bir şiirdir.

İkinci Yeni evrensel ve özgün bir şiir olmadığı gibi Türk şiirinin bir çıkmaz sokağıdır. Bu iddiamı doğru ve gerçekçi bulmayanlar İkinci Yeni’yi evrensel şiirin borsasına çıkartabilirler.

Nâzım, şair olarak yardım sever bir şairdi, çok alçakgönüllüydü: Andrei Voznezenski, Viktor Sosnora, Yevgeni Yevtuşenko ve Gennadi Aygi, Nâzım’ın kendilerine her türlü maddi ve manevi yardımda bulunduğunu bana söylemişlerdir. Ataol Behraoğlu’nun Sorbonne’daki doktora hocası, ortak dostumuz, büyük şiir çevirmeni ve çeviri kuramcısı Léon Robel, Gennadi Aygi hakkında yazdığı kitapta  söyler: “Büyük Türk şairi Nazım Hikmet, Polonya’da verdiği bir şiir resitalinde, Sovyet şiirinde yenilik bulunmadığı iddisına karşı Gennadi Aygi’nin adını vermiş ve ondan şiir okumuştur.” [iii] Nazım bunu yaptığı sırada Gennadi Aygi yasaklı idi ve şiirleri yayınlanamıyordu.

Yannis Ritsos da Prag radyosunda yayınlanan bir röportaj[iv] sırasında, Nâzım’ın “Önce Ritsos’tan başlayın, o hem benden genç, hem benden büyük bir şairdir” dediğini anlatmıştı bana. Ve  “Üstelik o sıralar bu kadar ünlü değildim” diye de eklemişti.

Ve bitirirken şu önemli hususu belirtmek zorundayım: Nâzım, tadını çıkara çıkara Cumhuriyet’i yaşayamamasına karşın tam anlamıyla bir cumhuriyetçi idi. Cumhuriyet devrimcisi idi ve elbette her zaman saf bir Komünist idi. Bunu unutmayalım. Unutulmasını istemediğim için “Cumhuriyet’in Şairi Nâzım Hikmet, Cumhuriyetsiz Şair Necip Fazıl”ı [v]  yazdım.

EKSİK PARÇA YAYINLARI

Dinlediğiniz için teşekkür eder, hepinizi  saygı ile selamlarım!

ÖZDEMİR İNCE

5 MAYIS 2017

***

ÖZDEMİR İNCE / OZAN

I

Kar yağdı bütün kış. Bir ağır düş.

Kar yağdı bütün kış kederli ülkemize

ormanın soluğu ıslak toprakla birleşti

karayel budayıp geçti bütün yamaçları

ak kefenler sarardı ve çürüdü durup dinlenmeden

buruştu çocuklar silinip gitti çoğu

kızamık gülleri açmıştı omuzlarında

 

kar yağdı bütün kış

ve ben düşledim seni

 

Ülkemiz yurdumuz sevdamız kardeşliğimiz

Ülkemiz yurdumuz aydınlığımız gençliğimiz

yedi yaşında otuz yaşında yetmiş yaşında

çağların tuzlu kemiklerinde birleşen

ülkemiz yurdumuz yani yenilmez umudumuz

ülkemiz yurdumuz kocamayan gelinimiz

yazan kalemimiz öfkeli sevincimiz

alınyazımız bitmez çilemiz

 

ülken ve yurdun

ıslak hücreler dar odalar ağır anahtarlar

yitesin diye bu taşlar ormanında

kulak zarın yırtılsın diye sessizlikten

sararsın diye sesin demir parmaklıklarda

kireç tutsun paslansın diye eklem yerlerin

ülkeler ve yurtlar kurdular sana

kara anahtarlar ve soğuk odalardan

 

kar yağdı bütün kış

ve ben düşledim seni

 

Ama yitmedin hiç

kendini hatırlatan

Lodos gıcırdadı pencere kanatlarında

çilekleri portakalları vurdu karayel

ama sessizlik direncin oldu mavi çelikten

telgraf  tellerine dönüştü demir parmaklıklar

anahtar gürültüsünden türkü

zindancıdan dost yaptın

dizeler sağdın terden ve kandan

şiirler dokudun umuttan ve sevdadan

pişti yüreğin kavganın yüksek fırınında

mayısta gelincik tarlası açtı yorgun yüreğin

bayramyeri gibi onurlu yüreğin

ekmeğin ve katığın oldu yıllar boyunca

 

kar yağdı her kış

kederli ovaya

 

bir madenciydin ayağa kalkışınla

bir sabır yarattın köylü duyarlığınla

dostlar her zaman dost olmasa bile

metrelerle ölçülse de genişlik

bir işçi bir köylü gibi yaşadın günü-geceyi

umudun işçisi sabrın köylüsü

bayramyeri gibi onurlu yüreğin

dostlara pay ettin yıllar boyunca.

 

II

 

Sen memleketten uzak

hasretin bin türlüsüyle delik deşik yürek

dalgın yorgun ve yalnız bir otel odasında

tepeden tırnağa âşık

sevilen her kadına

tepeden tırnağa aşık

mavi tana köpüren suya yeşeren ota

kırmızı balıkların

kara gözlü karıncaların dostu

trenlerin uçakların vapurların eksilmez yolcusu

on dokuzunda delikanlı

altmışında delikanlı

usanmaz ve uslanmaz sevdalı

belki Paris’tesin St-Michel Rıhtımında

hava güneşli ve sancımıyor yüreğin

 

Sen memleketten uzak

hasretin bin türlüsüyle delik deşik yürek

bir güvercin gibi geçer İstanbul

mavi gözlerinin içinden

Sarayburnu Kadıköy Gülhane Parkı

bir acı hüzünle geçer

mavi kederli gözlerinin içinden

belki uçarsın karlı Ukrayna ovalarını

aklında Tuz Gölü Konya Ovası

aklında ülken sekiz bin metre yukarılarda

Lejyonerler Köprüsü’ndesin belki Prag’da

Vıltava suyunun köpüklerinde gözün

ama aklın İstanbul’da Beyazıt Meydanı’nda

Bursa’da Çankırı’da Diyarbakır’da

yaşarsın en belalısını sanatların

yaşlı yorgun ülkenden uzak

ekmeğini kendi öz kanına banarak

kederli bir ırmak gibi çoğalarak

kendi sıcak dost masmavi denizlerinden uzak

yaşarsın en kanlısını sanatların

Sen memleketten uzak gurbet işçisi

hasretin bin türlüsüyle yaralı ozan

seneden öğrendim umudun sözdizimini

senden öğrendim inancın tatlı dilini

sen on dokuzunda sevdalı ve delikanlı

sen altmışında sevdalı ve delikanlı

sen memleketten uzak gurbet işçisi

hasretin bin türlüsüyle yaralı ozan

ustam benim! hasretlerin ayrılıkların ozanı!

 

Muğla, 21.9.1969

[i] Editions La Pensée Sauvage, 1979

[ii] ABC of Reading, Faber and Faber

[iii] Léon Robel, Aïgui,  Ed.Seghers “Poètes d’Aujourdhui”, 1993. S.33

[iv] Bu röportaj Ataol Behramoğlu’nun çevirisiyle SÖZCÜKLER dergisinin mayıs-haziran 2017 sayısında yayınlandı.

[v] Eksik Parça Yayınları 2017.