UYGARLIK YERYÜZÜNDE GEZİP DOLAŞIR MI?

Murat Katoğlu’nu[i] 1956 yılında Mersin’den Ankara’ya geldiğimde tanıdım. Liseyi bitirmek üzereydi. Kaç yıl geçmiş aradan? Tamı tamına 60 yıl. 

Eskilerin deyişiyle “dehri” (çok bilgili kimse), dehasını hayatına yatırmış, yazma konusunda çok pinti davranmış bir “tuhaf adam”dır.

Bizim Tanbey’in çalışma odasındaki ender kitaplar arasında (kitapları başka yerdedir) bizim Murat!ın Tanbey’e imzalayıp verdiği UYGARLIK YERYÜZÜNDE DOLAŞIR MI?’ (Tarihçi Kitabevi, 2015) adlı kitabını bir kez daha hayran kalarak okudum.O müthiş, ufuk açıcı, insanı bilgi bombardmanına tutan “Tarih Bilinci” (183) bölüm Tarih’e ters köşeden bakma marifetinin ürünü. Bölümün özeti şu: Osmanlı’nın güçlü döneminde Padişahlar ve yönetici kadro cahil ve dünyadan habersizdiler; dünyayı anlamaya ve tanımaya başladıkları, cehaletten bir ölçüde kurtuldukları zamanda ise “Osmanlı” için çoktan iş işten geçmiş, çağdaşlaşma treni çoktan ufukta kaybolmuştu.

Başyüce’nin, tarihimizin son 200 yılını “yanlışlıklar dönemi” olarak tanımlayıp “İmam-hatipler’in bu yanlışlıklar dizisine karşı bir isyan olduğu” mugalatası, menfur cehalet dönemine tapıncın itirafından başka bir şey değil. Başyüce’nin tarihin bilgi ve bilincinden yoksunluğu, benim KAYNAK YAYINLARI tarafından yayınlanan CEHALETİN RÖNESANSI ve EGEMENLİK CEHALETİNDİR adlı kitaplarımda teşrih masasına yatırdığım bilgi sefaletinin kaçınılmaz sonucudur.

Günümüzün her bakımdan içinde boğulduğu cehalet ve sefaleti ve bunların  nedenlerini anlamak için felaketin kaynağı olan cerahatli yığışımı deşen Murat Katoğlu’nu okumalısınız. Ve okuduktan sonra görüşünüzü lütfen bana yazın!

Özdemir İnce

11 Nisan 2016

***

Murat Katoğlu:

Reformcu Sultan II. Mahmut’un Tragedyası

Bu başlığın Shakespeare’in Kral Üçüncü Richard’ın Tragedyası isimli eserinden çalıntı olduğunu itiraf etmeliyim. Yaklaşık 400 yıl önce yaşayan bu “insan ruhunun cerrahı” yazarın eserleri, o gün bugündür dünya tiyatro sahnelerinde oynana gelmekte. Yalnız bu mu? Shakespeare’in eserleri 18.yüzyıldan başlayarak büyük kompozitörlere de ilham verdi. Senfonilere, operalara kaynak oldu. Sinemada ise bu dâhi yazarın eserleri ve hayatı sayısız filmin konusu olmaya devam ediyor. İlk gençliğimden beri bu akıl almaz insanlık sarrafının eserlerini fırsat buldukça izler, dinler ve okurum. Hayallere sürüklenirim, kıskanırım. Bu benzersiz edebiyatçının tiyatro eserleri arasında özellikle İngiltere tarihinden alınmış olanlar ayrı bir kategori oluşturur: “tarihsel tragedyalar”… İşte ünlü Hamlet, Henry IV, Macbeth, Kral Lear ve daha birçokları İngiltere tarihi ve ortamında insanlık durumlarını, siyasi entrikaları, iktidar hırsını, şiddeti, şehveti, aşkı, ihaneti, şefkati, maddi hırsları, yalanı, özetle insan denen canlının bütün iyi ve kötü hallerini derin bir gerçeklikle tasvir eder. Olaylar bahanedir. Türk tarihinden de insan ruhunu esas alarak kurgulanan eserler ne zaman yazılacak diye düşünmüşümdür. Böyle bir yeteneğe sahip olmadığım için dertlenmişimdir. Bazı tarihi eserlerin denenmiş olduğunu biliyoruz. Ama insan ruhu, psikolojik derinlik genellikle arkada kalıp olay ve konu öne çıkmıştır.

“II. Mahmut diye başlık koyup edebiyat sorunlarını eşelemenin gereği ne?” demeyin. Çünkü halkının bir yandan “Mahmud-u Adlî” (adaletli), diğer yandan ise “Gâvur Padişah” olarak andığı bu bahtsız hükümdarın hayatı bana hep Shakespeare’in tarihsel tragedyalarını hatırlatmıştır. Osmanlı sultanları içinde gerçek bir tragedya karakteri olmaya en uygunu sanırım II. Mahmut’tur.

Dramatik edebiyat/sanat, toplumsal oluşum ve çatışmaların, düşünce hareketlerinin yaşandığı ortamlarda boy atar. İnsani ve toplumsal ilişkilerin yoğunlaştığı, karmaşık ve zıtlaşmalı çevrede en yüksek örneklerini verir, vermiştir. II. Mahmut dönemi, Türk tarihinde zorunlu bir sosyal dönüşüm ve yenileşme ihtiyacının, siyasal çaresizliklerin gün ışığına çıktığı zaman dilimidir. Asırlarca değişmeden yaşayan, dünyadan habersiz ve her bakımdan üç dört yüzyıl arkada kalmış bir toplumun hükümdarıdır. Bunu derinlemesine algılayan, ayrıca bu konuda yalnızlığı ve çaresizliği yaşayan bir insandır. Onun tragedyası, yenilikçiliğini miras aldığı amcası Halife Sultan III. Selim’in, modernleşme karşıtı muhafazacıların kışkırttığı hizmetkârlar tarafından sarayın içinde barbarca katledilmesine tanık olmaktan ibaret değildir. Bu sadece tragedyanın işaret fişeğidir. Kendisi de isyancı, tutucu zümrenin elinden hayatını tesadüflerle kurtarmıştır. Kadın hizmetkârlardan biri tarafından sarayın damına çıkartılıp kubbeler arasına gizlenerek öldürülmekten kurtulmuştur. Yani dehşetli olaylar zincirini daha hükümdar olmadan yaşamıştır. Elbet buna, amcası Sultan Selim’in ülkeyi yeniliklere açma yolunda saltanatı boyunca çektiği zorluklara, anlayışsızlıklara tanık olmasını da eklemeliyiz.

  1. Mahmut, son derece zor şartlar altında tahta çıkmıştır. Tahta çıkışı da yine kanlı ve kendi iradesi dışında oluşan bir hesaplaşmayla olmuştur. Artık köhne, çağdışı Osmanlı idaresinin ve toplumunun varlığını sürdürebilmesinin mutlaka büyük reformlara muhtaç olduğu bir tarihsel aşamaya gelinmiştir. İşte Sultan Mahmut’un tragedyası, bunu algılamasıyla gelişir. Çevresinde, yönetim kademelerinde se iç dünyasını paylaşabileceği insanlar yoktur. 1808’de tahta oturan Sultan, toplumu dönüştürme projelerini, 1826’da her türlü modernleşme girişimlerine engel olan Yeniçeri Ocağı’nı ve bir kısım cahil devlet “rical”ini ortadan kaldırıncaya kadar adeta gizlemek zorunda kalmıştır. Üstelik devletin bir yandan büyük Avrupa güçleri tarafından gelen baskılar, diğer yandan Yunan Ayaklanması, Mısır Meselesi yüzünden siyasal abluka altına sürüklendiği yıllardır.
  1. Mahmut’un içinde biriken yenilikçi fırtına, nihayet İstanbul’da birkaç günde binlerce yeniçeriyi katlettirmesi, ocağın kışlasını topa tutturması, vilayetlerdeki yeniçerilerin de yok edilmesiyle dışa vurulmuş oldu. Birçok devlet adamının kellesi gitti. Yani milletin geleceği uğruna bu sorumluluğu yüklendi. İşte trajik olan, böyle bir kararı verebilme değil midir? Kısacası Sultan asıl bu tarihten sonra özlemini duyduğu ve toplumun da esasen muhtaç olduğu reformlara girişebildi. Bunun Türk tarihindeki en kanlı devrim sayfası olduğunu da pekâlâ söyleyebiliriz. Ama bundan sonra da bütün ömrü buhranlara çare aramakla geçti.
  2. Mahmut’un tragedyası gazete yazısına sığmayacağı gibi, böyle bir metni yazacak yetenek de zaten bu satırların yazarında yoktur. Hiç değilse bu gerçek reformcunun ülkeye armağan ettiği yenilikleri gelecek yazıya bırakalım.                                                                            ***

1784 doğumlu reformcu Padişah, çok genç yaşından itibaren büyük sosyal sorunlarla tanıştı. Bu, onun hızla olgunlaşmasına yol açtı. Çok sevdiği amcası III. Selim’den devletin kötü durumunu, dağılıp çökmeye doğru yaklaştığını öğrendi. Kurtuluş için çok ciddi, geniş ve köklü yeni düzenlemelerin şart olduğunu daha yirmi yaşına gelmeden gördü. Yönetim kadrolarının derin cehaletine yakından tanık oldu. Yüzlerce yıllık Osmanlı mirasının bu yüzden elden kayıp gitmekte olduğunu algıladı. Gelişmiş dünyadan alınması gereken düşünce, yönetim tarzı ve eğitim zihniyeti gibi yeniliklere karşı muhafazacı tayfanın düşmanlığını ve sarayın çaresizliğini yıllarca yaşadı. Halkın kendi çıkarının bilincinde olmayacak kadar dünyadan habersiz olduğunu da elbet gözlemlemişti. Sözüm ona kitlenin baskısıyla Halife Sultan III. Selim’in nasıl tahttan indirildiğini, sonra da ibrikçibaşının eliyle boğazının kesildiğini, bütün bunların bağnaz takımının, köşebaşlarını tutmuş kapalı geleneksel bir hayatın bilgisiz insanlarınca yapıldığını izliyordu. Bu eskimiş ve geri kalmış zihniyetin insanları, Osmanlı ordularının sürekli yenilgilerinden, toprak kayıplarından, mali zorluklardan da ders çıkarmıyorlardı.

Ünlü tarihçi N. Iorga “Osmanlılar birçok defalar ortaya tılan yeni fikirlere bir türlü ısınamıyorlardı; halk nazarında gitgide nefret kazanan Padişah’ın (III. Selim) yüksek düşünceleri uygulanamıyordu” diye yazmıştır. İşte II. Mahmut, amcasının katledilmesiyle duraksayan Türkiye’nin modernleşme hamlelerini yeniden başlatmaya azmetmiş ve bunun için sabırla ve dikkatle beklemesini bilmiştir. Yıllarcayeni düzenleme düşlerini ve planlarını kurmuştur.

Alemdar Mustafa Paşa’nın yeniçeri ayaklanmasında öldürülmesini ve birkaç yıl içinde peş peşe oluşan iktidar mücadelelerini yakından görmüştür. Şair Yahya Kemal’e kulak verelim: “Bu devletin geçirmiş olduğu karışıklıkların hiçbirinde, o vakada olduğu kadar fırıldak çevrilmemiştir (Alemdar Paşa’nın ölümüne yol açan isyanı kastediyor).” II. Mahmut, ne gariptir ki Selim’den sonra padişah yapılan IV. Mustafa’nın kendisi için verdiği ölüm fermanından Alemdar Paşa’nın yetişmesiyle kurtulmuş; ama Sultan Mustafa için bu defa ölüm fermanını o vermiş ve emir infaz edilmiştir.

Sultan Mahmut’un hayatı, 1826’ya kadar iç dünyasını büyük ölçüde gizleyerek ama yine de peş peşe gelen büyük siyasi kargaşalar içinde geçti. Şehrin ortasında At Meydanı’nda

toplanarak “Gâvur usulü talim görmek istemiyoruz” diye tempo tutan ve yıllarca Sultan’ın yenilik projelerini engelleyen vurucu güç olan Yeniçeri Ocağı’nı yerle bir ettikten sonraki on iki yılda toplum hayatına büyük yenilikler getirdi. On binlerce yeniçerinin ortadan kaldırılmasını, sipahilerin temizlenmesi izledi. Çok sayıda devlet adamı idam edildi. Kısacası Sultan, asıl 1826’da hükümdar oldu. Ama buhranlar onun peşini bırakmadı. Ruslara karşı kaybedilen savaşlar bir yana, asıl dramatik olan, devletin Mısır valisi Mehmet Ali Paşa karşısında düştüğü durumdur. Çünkü Osmanlı İstanbulu’ndan önce modernleşme hamlelerini gerçekleştiren Mısır valisi, yeni mali sistemi ve Fransa’dan aldığı modern askeri düzen sayesinde, Padişah karşısında baş kaldırabildi. Hatta Osmanlı ordularını iki defa yenerek Kütahya’ya kadar geldi ve II. Mahmut’u Avrupa ülkelerinden kendi valisine karşı yardım istemek durumunda bıraktı.

Sultan, idarede, maliyede ve özellikle eğitimde kalıcı yenilikler getirdi. 1827’de modern Tıbbiye’nin açılışı, zihniyet değişikliğinin önemli göstergesidir. II. Mahmut, Avrupa’ya öğrenim için Osmanlı gençlerini gönderen ilk sultandır. İlk modern orduyu oluşturdu, askeri eğitimi kurdu. İlk defa  nüfus sayımı yaptırdı. İskemleye oturup portresini resmettirdi. Mobilya kullanmaya ilk defa onun zamanında başlandı. Posta teşkilatı kurdu. Pasaport da onun zamanında Türklerin yaşamına girdi. Kılık kıyafet üzerinde durdu ve yeni tarz giyimi başlattı. İstanbul çoksesli müzik, haritacılık, resim sanatı ile tanıştı. Bakanlarla (vezirler) Avrupa usulü birlikte çalışma yani bakanlar kurulu sistemini getirdi. Mahmut devrinde yaşanan dramatik olaylardan biri de İstanbul’daki Ortodoks Patriği’nin Mora İsyanı’nda devlet aleyhine çalıştığı için idam edilmesidir. Bu da bir ilktir. Herhalde bir hükümdar için alınması son derece güç bir karardır.

Özetle, geçen yazıda ve burada kısaca dokunduğumuz olaylar dizisi, II. Mahmut’un 54 senelik hayatına sığmıştır. 1838’de, genç yaşta ölümüne bu yoğun ve acılarla dolu hayatın sebep olduğunu da düşünmeli. Yaklaşık dört yüz senedir insanoğlunun yarattığı gelişmelerden habersiz yaşayan Türkiye’yi Ortaçağ’dan çıkarıp yörüngesini yeni zamanlara sokan odur. İçki içmesini çok severdi. Ömrünü geri kafalılarla mücadeleye vermiş, Türk tarihinin saygı ve sevgiyle anılması gereken, devrimci bir önderidir. İlham alınması gereken Osmanlı geleneğini o temsil eder. (S.210-215)

***

[i] Murat Katoğlu yükseköğrenimini Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi ve Tiyatro Enstitüsü’nde tamamladı. Aynı üniversitede doktora yaptı ve İletişim Fakültesi’nde 2004 yılına kadar öğretim görevlisi olarak çalıştı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nda Genel Müdür Müşavirliği; Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri’nde Başkan Başmüşavirliği, Başbakanlık Müşavirliği, Kültür Bakanlığı’nda Genel Müdürlük ve Müşteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Türk Tarih Kurumu Belleten Dergisi, Türk Etnografya Dergisi, Türk Dili Dergisi, Devrim ve Cumhuriyet Gazeteleri, Milliyet Sanat, Hürriyet Gösteri dergilerinde makale ve yazılar yayınladı.  “Türkiye’nin Kültür Sorunları: Türk Kalarak Çağdaşlaşmak” (Muammer Sun ile birlikte); “Knidoslu Afrodite”; “Şematizmden Yaratıcılığa”; “Türkiye’de Opera’nın Kuruluş Öyküsü”; “Opera’nın Türkiye’deki Hikayesi- Opera Bale Afişleri” (Aslı Ayhan ile birlikte) gibi yayınları bulunmaktadır.  Halen Kadıköy Belediyesi Başkanlık Danışmanı olarak çalışmakta…