UZLAŞMA FELSEFESİ

28 Nisan 1987. Bir uluslararası toplantıdan sonra, Cezayir Havayolları’nın uçağı ile Oran’dan Paris’e uçuyoruz. Uçağın arkasında son yıllarda Türkçe’ye de çevrilen Yunan romancı Vassilis Alexakis, Cezayirli İslamcıların bir numaralı kurbanı olacak olan, gazeteci ve romancı Tahar Djaout, San Francisco’da yaşayan Lübnanlı şair Ethel Adnan, Paris’te yaşayan Tunuslu şair Tahar Bekri ve kadim dostum Leyla Vekilli…
Benim yanımda horul horul uyuyan bir Fransız kız var. Akdeniz’in ortalarına doğru uçuyoruz.
Denize bakmak için pencereye döndüm. Sağ kanattan beyaz bir duman çıkıyor. Yanıyor muyuz acaba diye içim cız etti. Bu sırada bir kabin görevlisi uçağın tavanını nedense yoklamaya başladı. Kaygım daha da arttı. Bu kez eğilerek sol tarafa da baktım oradan da beyaz bir duman fışkırıyor.
Uçağın içinde hafif bir uğultu başladı. Leyla arkadan “Uçak galiba yakıt boşaltıyor !” dedi
Bu sırada pilot anons yaptı: “Teknik bir arıza yüzünden Oran’a geri dönüyoruz !”
Üç motordan ikisi susmuştu. Önümüzden bir dua uğultusu yükseldi.
Bu arada yanımda uyuklayan Fransız kız uyandı, bana “Ne oluyor ?” diye sordu.
“Uçak arızalandı, Oran’a geri dönüyoruz !” dedim.
“Ya öyle mi ?” dedi ve tekrar uykuya daldı.
***
30 nisan günü, Forum’daki Paris Şiir Evi’nde benim için bir şiir gecesi düzenlenmişti. Bir Türk şair için böyle bir şey ilk kez yapılıyordu. (Daha sonra kimse için yapılmadı zaten ve nedense. Belki de Ermeniler yönetimi protesto ve tehdit ettikleri için.) Uçağın düştüğünü ve şiir gecesinin bensiz yapılacağını, Jean Orizet ile Alain Bosquet’nin trajik bir konuşma yapacaklarını düşündüm. Belki Ataol Behramoğlu da konuşurdu. Belki de değil, mutlaka…
Birden karnım acıktı. Çantamı açtım, bir sandviç çıkardım. Tam ağzıma götürüyordum ki biri omzuma dokundu. Baktım Vassilis Alexakis.
“Başka sandviçin var mı ?” diye sordu.
Yoktu. Sandviçi ikiye bölüp yarısını Vassilis’e verdim. Vassilis:
“Bak Özdemir nasıl anlaşıp uzlaşıyoruz. Sandviçini benimle paylaştın. Şu Kıbrıs işini, karasular, kıta sahanlığı, fır hattı sorunlarını da böyle halletsek ya !” dedi.
“Neden olmasın, dedim, anlaşıp uzlaşabiliriz. Ama sandviçin parasını ben verdim ve seninle paylaştım ! Uzlaşmacı mı yoksa enayi mi sayılırım ?”
***
Türkiye’de ne zaman uzlaşmadan söz etseler hemen bu olay gelir aklıma. Özellikle de Cumhuriyet konusunda. Cumhuriyetçiler ile Cumhuriyet karşıtı İslamcı şeriatçıların uzlaşmaları isteniyor. Uzlaşma hangi düzlemde yapılacak ? Cumhuriyet ilkeleri düzleminde mi, İslamcı-Şeriatçı düzlemde mi, yoksa ikisinin ortasında mı ? İslamcılar uzlaşmanın İslami düzlemde olmasını, pazarda at cambazlığı yapan hakemler ise bir orta yolda uzlaşmayı öneriyorlar. Oysa bir devletin uzlaşma tabanı sadece Anayasa’dır. Türkiye’de hükümet devlet ile uzlaşamıyor. Uzlaşmayan hükümet ! Cumhuriyet devleti Anayasal varlığını kimseyle pazarlık konusu yap(a)maz. Bu tartışmazlığa, tartışılmazlığa da “Çağdaş Demokrasi” denir.