VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLMASIN!

Mirgün Cabas, Dr.Reşit Galip’in torunu Feyhan Oran’a soruyor: “Önce Andımız üzerine konuşuldu sonra da yazarının ne kadar kötü ve karışık bir adam olduğu anlatılmaya başlandı.”[i] Feyhan Oran cevap veriyor: “Aslında hiç karışık bir adam değil. Andımız’ın iyi ya da kötü olduğu tartışılabilir. Lüzumsuzdur, Türk olmayanları rencide ediyordur, bunlar konuşulur. Ama hakaret etmek, dedemin şahsiyetini eleştirmek, bu bana çok ayıp geliyor. Sözde bilimadamı, yok ruh sağlığı yerinde değildir, ruhi yapısı şüpheli biridir… Bu ruh yapısı lafını da Sırrı Süreyya Önder çıkardı. Sonra benim Reşit Galip’in torunu olduğumu duyunca çok üzüldü, Baskın ona, “Bak seni mahvedecek” deyince, “Çok özür diliyorum yenge” diye geldi. Yani bunlara ne gerek var? Geçen gün gazetede Milli Eğitim Bakanı gayet güzel anlatıyordu.
‘O günün şartlarıyla yazılmış bir şey. Şimdi artık bu arkaik olmuştur, onun için kaldırılması gerekiyordu, kaldırdık’. Evet ben de aynı şeyi söylüyorum.”

“Türk” sözcüğünü, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımının bağlamında değerlendirmek gerekir. Biraz açalım: Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye sınırları içinde (Türkiye toprakları üzerinde) yaşayan halka Türk ulusu denir. “Halk”a gelince: Halk’ın bir tek ırkı ve etnisitesi yoktur, çok ırklı ve etnisitelidir.  Demek ki Türkiye toprakları üzerinde birçok ırk, birçok etnisite yaşıyormuş. Peki bu halka neden Türk ulusu adı verilmiş de başka bir etnisitenin adı verilmemiş. Verilmemiş çünkü, Anadolu coğrafyasının tarihsel ve siyasal adı TURCHİA yani Türkiye! Çünkü: Türkiye topraklarında egemen dil (lingua franca) Türkçe, Türk dili! Çünkü: Egemen kültür Türk etnisitesinin kültürü! Bu olgulara dayanarak Avrupalılar  yüzlerce yüzyıl önce Anadolu’ya Türkiye adını vermişler.

Feyhan Oran söyleşinin bir yerinde şöyle konuşuyor: “Ama Türküm, doğruyum demek beni rahatsız etmedi. Baskın’la evlendikten sonra Güneydoğu’ya gidip geldikçe ve Kürt arkadaşlarım olunca, bunun onları rahatsız ettiğini fark ettim. Ve artık bu okutulmasa diye hep içimden geçti. Kalkmış olmasından memnunum. Zamanı gelmiş ve  geçmişti kalkmasının.” diyor.Feyhan ve Baskın Oran’ın Kürt etnisitesinden olan arkadaşları neden Türkiye halkını temsil eden Türk sözcüğünden rahatsız oluyor? Kimlikleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verilen kimlik; pasaportlarında “Milliyeti” karşısında “Türk” yazıyor. Demek k Feyhan ve Baskın  Oran’ın Kürt kökenli arkadaşları ya zır cahil ya da katmerli ırkçı. Konuyla ilgili evensel kural ve ilkeler bu türden ırkçı şımarıklardan dolayı değişmez.

Kürt Teali Cemiyeti’nin izini sürenler, İkinci Cumhuriyetçiler,   Yılkıya Çıkmış Solcular, Liboşlar türlü nedenlerle AND’a karşı çıktılar ve bunu fırsat bilen İslamcı AKP de onu kaldırdı. Cumhuriyet karşıtı ve düşmanı muzır işlerde bu kesimlerin içgüdüsel işbirliği şaşırtıcı değil. Dr.Reşit Galip’in torunu Feyhan Oran “Bu ruh yapısı lafını da Sırrı Süreyya Önder çıkardı” diyor. Sırrı Süreyya Önder de kim? Dr.Reşit  Galip anıtına siyen bir zevzek. Milletvekili de olan bu zevzek yaratık Dr.Reşit Galip/in TBMM tutanaklarında bulunan söylev ve konuşmalarını okursa belki biraz adam olur.

Şimdi,  “Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu, özümden çok sevmektir. Ülküm: Yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun!” andını Dr.Reşit Galip’in bir söylevi içinde okuyalım:

REŞİT GALİP’İN 23 NİSAN 1933’TE YAPTIĞI ÇOCUK HAFTASI’NIN AÇILIŞ KONUŞMASI

[“ Çocuklar!

Güzel yüzlü, güzel özlü Türk yavruları!

Bugün kutluladığımız 23 Nisan, on üç yıl önce çoğunuzun daha doğmadığınız veya süt çocuğu olduğunuz zamanlarda yurdu kurtarmak için, Türk budununu kurtuluşa eriştirmek için, Büyük Millet Kurultayı’nın GAZİ babanız eliyle açıldığı gündür. Bunu bayram edinmeniz, ey Türk çocukları, öz kurultayın açıldığı, öz devletin kurulduğu günü kendi bayramınız için seçmeniz, ne mutlu buluş!

Çocuklar!

Bayramınız dolayısıyla size birkaç sözüm var. Bilirsiniz, daha iyi bilirsiniz ki, her Türk çocuğu anasının, babasının olduğu kadar milletindir; budunundur. Sizin sağlığınıza, sizin çalışmanıza, sizin budun ülküsüne ve törelerine uygun yetişmenize ananız, babanız kadar bütün Türklük yürekten bağlıdır.

Can gözlerimiz üstünüze dikilmiştir. Sizin kafaca, bedence sağlam, gürbüz yetişmenizi, ahlakça en iyi, en yüksek yetişmenizi, millet dileğini kendi isteklerinizden üstün tutar gönülle yetişmenizi istiyoruz: analarınızdan, babalarınızdan, hocalarınızdan ve hepimizden daha üstün yetişmek gayretiyle çalışmanızı istiyoruz.

Büyük Türk yarınının yapıcıları arasına girmek için, şimdiden hazırlanın güzel çocuklar! Daima kulağınızda çınlasın ki, çalışkan olmayan Türk sayılamaz, ahlakı olmayan Türk olamaz! Şimdiden bağırarak söylüyorum ki, sizlerden çalışmayanlar, millet işlerinde kendi paylarına düşecek olanı en iyi yapmak için bugün en iyi yetişmeğe kulak asmayanlar, bizim yarınki düşmanlarımızdır!.. İçinizde yarın bütün milletin kendisine düşman olmasını isteyecek çocuk var mı?

Budunlar içinde bir ve eşsiz Türkün güzel yüzlü, güzel özlü çocukları! Türklüğün büyük yarını sizin görünüşte minimini, dayanıksız; fakat hakikatte acun yapısı kadar sağlam ve dayanıklı omuzlarınızdadır. Bunu düşünün, bilin, anlayın ve bir an bile unutmayın! Size bugün şu işi veriyorum. Bayramınız biter bitmez, mekteplerinize döndüğünüz ilk günden başlayarak birinci derse girdiğiniz zaman sınıflarınızda hep birden ve her gün şu sözleri tekrarlayacaksınız:

Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu, özümden çok sevmektir. Ülküm: Yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun!

 Bunu yalnız sizlerden, burada bulunanlardan değil, bütün mekteplilerden istiyorum.

Haydi çocuklar! Bayramınız kutlu olsun! Bayramlara mutlu erenler gibi gülün, oynayın, eğlenin!”]

Bu sözler 10 yaşına yeni girmiş, dayanacağı,  bütün halkı yani bütün etnisiteleri içine alan bir ulusal bilinç yaratmak isteyen Cumhuriyet’in Milli Eğitim Bakanı, Recep Tayyip Erdoğan ağzıyla sayım yapan sınıf mümessili gibi Müslüman olmayan Türkleri dışarda bırakarak, “Türk, Kürt, Laz, Boşnak, Sünni, Alevi…” diye sayım mı yapacaktı? Fransa’da 1879’dan sonra halka Yurttaş (Citoyens, Citoyennes) deniyordu; şimdi de cumhurbaşkanları, başbakanlar, halkın Frank ve Gaulois kökenine, Breton’una, Norman’ına, Alsace’lısına, Lanquedoc’una, Afrikalı kara derilisine ve Arap’ına, Vietnamlısına, Türküne bakmadan bütün vatandaşlara “Fransızlar!” (Français. Françaises) diye hitap ediyor.

Feyhan ve Baskın Oran’ın arkadaşı olan ve “Türk” sözcüğünden gıcık kapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı etnik Kürtler ile Sırrı Süreyya gibiler bölücü ve ayrılıkçıdır. Cumhuriyet onların travmalarını iyileştiremez.

***

Yukarıda okuduklarınız yazmakta olduğum CUMHURİYET’İN DÖRT FEDAİSİ adlı kitabımın “Dr.Reşit Galip” bölümünde yer alıyor. Yazarken kuşkusuz gazete ve kitap okuyorum, bir-iki televizyona bakıyorum. 26 Mayıs 2016 tarihli Hürriyet gazetesinde yürek paralayıcı görüntüler var. Çatışmalarda harabeye dönen Nusaybin’de 6’sı kadın 25 PKK’lı terörist güvenlik güçlerine teslim olmuş. Harabeye dönen sadece Nusaybin mi? Doğu ve Güneydoğu’nun birçok yerleşim yeri harabeye döndü, binlerce PKK’lı öldü.

Neden?

“Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu, özümden çok sevmektir. Ülküm: Yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım, Türk varlığına armağan olsun!” andından gıcık kapanların, andı doğru anlamını saptıranların oyununa geldikleri için.

Kimdir bunlar?

İkinci Cumhuriyetçiler, Yetmez Ama Evetçiler, Liboşlar, Ana Rahmine Haklı Düşen düşük ayarlı solcular, İslamcılar, Baskın Oran’ın arkadaşı olan Kürt kökenli alınganlar,  Sırrı Süreyya Önder gibi kıt akıllılar!

Bunlar gençleri kışkırtarak PKK’nın kucağına attılar. Ayrılıkçı yaptılar. Demokratik hakların silah marifetiyle kazanılamayacağını; ancak bağımsızlık kazanmak  için silaha davranılacağını gençlerden gizlediler. Belki kendileri de bilmiyordu bu gerçeği.

Hürriyet gazetesinde yayınlanan, daha sonra da TÜRKİYE’NİN SIRAT KÖPRÜSÜ: AÇILIM MASALI (Tekin Yayınevi) adlı kitabımda yer alan yazılarda anlatmıştım bu günleri: Silaha davranıyorsan karşındaki silahlı kuvvetleri mutlaka yeneceksin. Bu galibiyet için dış destek yetmez, arkanda bir halk olması gerekir. Yoksa halin duman!

Bu yazılar yayınlanırken beni “Kürt Düşmanı Faşist” diye ilan ettiler. AÇILIM MASALI’nı sükutla infaz ettiler.

Üç-beş başıbozuk bir halkın kaderiyle oynayabilir mi? Şu anda ülkemizde olanlar böyle bir oyun oynayabildiklerini gösteriyor. Çok yazık!

Özdemir İnce

27 Mayıs 2016

 

 

 

 

 

 

[i] Migün Cabas’ın Feyhan Oran’la yaptığı söyleşiden. http://.milliyet.com.tr/andımız-i-dedemin-b13.10.2013