VATANA İHANET VE AZINLIK HÜKÜMETİ ZIRVASI!

 

Bu ülkede yaşayan insanların % 90’dan fazlasının budala ve kara cahil olduğuna inanmamamız  için hiçbir olumlu kanıt bulunamaz!

Bunun en taze kanıtı AKP İzmir Milletvekili, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın mağlup adayı ve  Başyüce RTE’nin Özel Danışmancısı Binali Yıldırım’ın İzmir’de yaptığı konuşma. Konuşmanın önemi, adı geçen kişinin Başyüce’nin özel danışmanı olmasından kaynaklanıyor. AKP’ye oy verenleri hiçbir yere koymayan özel danışman, Türk halkının AKP’li olmayanlarını budala yerine koyuyor. Kendi bileceği iş, kınayamayız, alışmışlar. Binali Yıldırım, kendi başına önemli bir insan mı, düşünen kafa mı? Bence, değil! Değil ama adam Başyüce’nin baş danışmancısı ve Başyüce’nin “ağzı ve dili” sayılabileceği için söylediklerini önemsememiz gerekiyor.

Adı geçen Baş Danışmancı, 2 Mayıs 2015 tarihli Hürriyet Ege’nin yazdığına göre, “İzmir’den elimi ayağımı çekmem” müjdesini verdikten sonra  fevkalalade düşüncelerini insan türüyle paylaşmış:

AKP İzmir Milletvekili ve Cumhurbaşkanı Özel Danışmanı BinaliYıldırım, gazetecilerin seçimlerle ilgili sorularını  yanıtlamış. Miting meydanlarında AKP’nin önde olduğunu belirten Yıldırım, ancak İzmir gibi illerde bu yöntemin fazla kullanılmaması gerektiğini söylemiş. İzmir’de kalabalık AKP  mitinglerini muhalefetin, ‘Bunlar geliyor’ diye seçmen üzerinde propaganda yöntemi olarak kullandığını öne süren Yıldırım, “Alanların dolması İzmir’de bizim aleyhimize oluyor. Dolayısıyla İzmir’de mütevazı kalabalıklar toplamak lazım” demiş.

Ayrıca Yıldınm, iletişimdeki çeşitlilik arttıkça meydanların da önemini yitireceğini bildirmiş.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın meydanlarda konuşmasının bazı kesimlerce eleştirildiğinin hatırlatılması üzerine Yıldırım şunları söylemiş:

“Bu seçimin bazı zorlukları var. AK Parti’de nöbet değişiminin test edildiği bir seçim yaşayacağız. Genel başkan değişmiş olsa da, vatandaş cumhurbaşkanım icranın başı olarak görüyor. Bu doğal. Yüzde 52 oyla seçmesi ona sorumluluk yüklüyor. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi bir siyasi sorumluluk doğurdu. Cumhurbaşkanı bugün farklı bir şey söylemiyor, 10 Ağustos’ta söylediğini söylüyor. Vatandaş da cumhurbaşkanıyla başbakanı ayırt etmiyor. Bu fiili bir durum. Cumhurbaşkanının sokağa inmesinden vatandaş rahatsız olmuyor. Bilakis vatandaş kendini güvende hissediyor. Cumhurbaşkanının sokakta olması partiye bir destektir, katkıdır. Doğal lider olarak görevini yapıyor.”

Gazetecilerin, HDP’nin barajı aşması, MHP’nin oy oranım yükseltmesi durumunda koalisyon senaryolarının da siyasi kulislerde hatırlatilması üzerine Yıldırım net konuşmuş:

“Koalisyon ihtimali görmüyorum. Sürpriz olarak böyle bir sonuç doğarsa da koalisyon olmaz. AK Parti azınlık hükümeti kurar ve bir yıl içinde tekrar seçim olur. Ama buna ihtimal vermiyorum. Vatandaş belki bizim notumuzu biraz kısar. İnşallah istikrar ve güvenin devamı yolunda oıy kullanır, aklı selim karar verir” demiş.

Seçmenin %52’sinin Başyüce RTE’ye cumhurbaşkanı olması için oy vermesi ona Anayasa ve yasaların ve de göreve başlarken yaptığı yeminin dışında herhangi bir sorumluluk yüklemiyor. Yüklediğini iddia etmek bir vehim ve idraksiz bir iddiadan başka bir şey değildir.

Budala sınıfına girmeyen bir vatandaş Başyüce RTE’nin ve Baş Danışmancısı’nın iddialarını şöyle değerlendirir:

2014 yılında Türkiye’nin nüfusu: 76 milyon 677 bin 846 kişi.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde seçmen sayısı: 55 milyon 701 bin 719.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılan oy sayısı: 41 milyon 284 bin 822.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde geçerli oy sayısı: 40 milyon 547 bin 032.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde RTE’nin aldığı oy sayısı: 20 milyon 670 bin 839.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde RTE’nin aldığı oy oranı % 51.65

76 milyon 677 bin 846 kişilik nüfusun 20 milyon 670 bin 839’unun oyunu almış, geriye kalan 56 milyon 007 bin 007’sini hesaptan düşüp  “Cumhurbaşkanını halkın seçmesi bir siyasi sorumluluk doğurdu. Cumhurbaşkanı bugün farklı bir şey söylemiyor, 10 Ağustos’ta söylediğini söylüyor. Vatandaş da cumhurbaşkanıyla başbakanı ayırt etmiyor. Bu fiili bir durum. Cumhurbaşkanının sokağa inmesinden vatandaş rahatsız olmuyor. Bilakis vatandaş kendini güvende hissediyor. Cumhurbaşkanının sokakta olması partiye bir destektir, katkıdır. Doğal lider olarak görevini yapıyor” deniliyor. Ki tamamen safsatadır.

İddia doğru olsa bile Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasına göre meşru bir cumhurbaşkanı, RTE’nin seçildiği günden bu yana yaptıklarını yapamaz; yaptıklarının suç olduğunun idraki içinde olur.

Konuyla ilgili olarak ve Başyüce RTE’nin vaziyetinun durumunu anlamak ve değerlendirmek üzere Prof.Dr.Erdoğan Teziç’in ak kaplı kitabı  Anayasa Hukuku adlı kitabının 411 ve 412’ci sayfalarını açıp okuyalım:

ANAYASA HUKUKU

“Parlamenter rejimlerde yürütmenin eylem ve işlemlerinden başbakan ve bakanlar sorumlu olup, devlet başkanı sorumlu değildir. Devlet başkanının, siyasî açıdan olduğu gibi, cezaî açıdan sorumsuzluğu parlamenter monarşilerde mutlak niteliktedir. Buna karşılık Cumhuriyetle yönetilen parlamenter rejimlerde durum farklıdır. Gerçi Cumhurbaşkanının görevini yerine getirirken, siyasî sorumluluğu olmadığı gibi, cezaî sorumluluğu da yoktur; hakkında ceza kovuşturması yapılamaz. Ancak, bu sorumsuzluk ilkesinin  tek istisnası vatan hainliğidir. Örneğin T.C. 1982 Anayasasında Cumhurbaşkanının vatan hainliği dışındaki suçlarda sorumsuzluğu kabul edildiği için, yargılama makamı gösterilmemiştir. Şahsi, yani göreviyle ilgili olmayan kişisel suçlarından dolayı da genel hükümlere tâbi olduğu ve yargı-lanabileceği söylenemeyeceği gibi, mevcut olmayan yasama dokunulmazlığı da kaldırılamaz.

“Vatan hainliği” kavramının, yabancı hukuklardaki karşılığı, yüksek ihanet” (haute trahison) olup, doğrusu da budur. Çünkü vatana ihanet deyimi, yabancı devletlerle işbirliği yapma, ya da ülke çıkarlarım yabancılar lehine feda etme gibi, suç eylemlerinin dar ve sınırlı tutulması sonucunu doğurabilecek bir yorumlamaya elverişli olabilir. Aslında “yüksek ihanet”, ya da “vatan hainliği” belirsiz ve muğlak olup, politika ile hukukun sınırlarında yer alan bir kavram-dır. Burada sözkonusu olan, Cumhurbaşkanının görevini, anayasaya, ya da ülkenin yüksek çıkarlanna aykırı bir biçimde kötüye kullanmasından doğan siyasî bir suçtur.

Vatana ihanet, bir sadakatin ihlâli anlamını taşır ve devlet başkanı üzerindeki Anayasal denetim sisteminin özel bir şeklidir.

Vatana ihanet bir ceza hukuku kavramı olmaktan çok siyasî/cezaî (politico-pénale) bir kavramdır; suçların kanuniliği ilkesi dışındadır ve bunun yaptırımının  ne olacağmı da Yüce Divan belirler. Başka anlatımla, söz konusu olan “sui generis” politik bir kavram olup, Cumhurbaşkanının üstlendiği görevlerin ağır bir ihmalidir. Genel olarak “yüksek ihanet”ten anlaşılan, Cumhurbaşkanının anayasal görevlerinin ağır ihmalidir. Örneğin, Cumhurbaşkanı tarafından anayasanın açık ve ağır ihlâli bir yüksek ihanet oluşturur.”

Başyüce RTE’nin, makama oturduğundan bu yana yaptıklarının, eylediklelerinin neredeyse tamamı, onun anayasaya ve yaptığı yemine sadakatinin somut ihlali olarak değerlendirilebilir. 7 Haziran 2015 tarihinden sonra, AKP dışında bir parti ya da koalisyonun hükümet kurması durumunda Başyüce’nin durumu ve konumu ilginç bir duruma gelecektir. Ama, Baş Danışmancı kişi, 7 Haziran’dan sonra bir koalisyonunu mümkün görmemekte, AKP’nin bir azınlık hükümetini öngörmektedir. Dün akşam bir televizyon kanalında Azınlık Hükümeti durumunu tartışan allame-i cihanların gevezeliklerinden anldığıma göre, televizyon bülbülleri bir azınlık hükümeti ne anlama geldiğini bilmemektedirler. Bu nedenle, bu hususta kitabi bir bilgi vermekliğimiz gerekmektedir:

 

AZINLIK HÜKÜMETİ

(Vikipedi, özgür ansiklopedi)

Azınlık hükümeti, parlamenter sistemlerde, parlamentoda çoğunluğu olmayan bir partinin, öbür parti ya da partilerin hükümete fiilen katılmadan dışarıdan destek vermesiyle oluşturduğu hükümet biçimi.

Parlamenter rejimlerde siyasal sorumluluk ilkesi gereği hükümet ancak parlamentodaki çoğunluğun desteğiyle kurulup görevde kalabilir. Oysa bazı seçimlerde hiçbir parti parlamentoda tek başına hükümeti kuracak çoğunluğu sağlamayaz. Bu durumda bazı partiler ya da parlamenterler, hükümete fiilen katılmadan partilerden birine gerekli desteği vererek onun azınlık hükümeti kurmasını sağlarlar. Kuşkusuz azınlık hükümetinin görevde kalabilmesi de, bu partilerin ya da parlamenterlerin desteğinin devamına bağlıdır. Özellikle partilerarası kutuplaşmanın ya da ideolojik ayrılıkların derin olmadığı İskandinav ülkeleriyle, bunlardan farklı olarak da İtalya’da hükümetler ya koalisyon hükümeti ya da azınlık hükümeti biçiminde kurulmaktadır.

Türkiye’deki azınlık hükümetine örnek olabilecek hükümetler 1960’lar, 1970’ler ve 1990’larda kurulmuştur. İlk azınlık hükümeti 25 Aralık 1963 tarihinde İsmet İnönü başkanlığında kurulan 28. Hükümettir. 1970’lerde kurulan Sadi Irmak Hükümeti (1974) ile Bülent Ecevit başkanlığında kurulan 40. Hükümet (1977) güvenoyu alamamış azınlık hükümetleridir. 1979’da Süleyman Demirel’in kurduğu 43. Hükümet MHP ve MSP tarafından dışarıdan desteklenmişti.

1990’larda ise, Tansu Çiller’in kurduğu ve bir azınlık hükümeti olan 51. Hükümet (5 Ekim 1995-30 Ekim 1995) güvenoyu alamadı. 1995 Genel Seçimleri’nden sonra Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi arasında kurulan ve bir azınlık hükümeti olan 53. Hükümet, Anayasa Mahkemesi’nin güvenoyu oylamasını iptal etmesi ancak yeni bir oylamaya gerek olmadığı yönündeki kararına rağmen üç ay içinde istifa etti. Yine Mesut Yılmaz başkanlığında, ANAP, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi’nin katılımıyla kurulan ve Cumhuriyet Halk Partisi tarafından dışarıdan desteklenen Anasol-D Hükümeti ile Bülent Ecevit başkanlığında kurulan ve Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin dışarıdan desteklediği 56. Hükümet azınlık hükümetleridir.

GÜVENOYU:

Güvenoyu, parlamenter sistemde yönetimde olan hükümetin göreve yeni başlama aşamasında ya da daha sonraları ise belli çoğunluktaki parlementerin isteği ile hükümetin yönetip yönetemeyeceği konusunda diğer parlamenterler tarafından güvenilip güvenilmediği ölçen bir çeşit parlemento oylamasıdır.

Türkiye Cumhuriyeti anayasasında, Başbakanın Cumhurbaşkanı tarafından, milletvekilleri arasından atanması şart koşulmuştur. Bakanlar ise milletvekilleri arasından ya da milletvekili seçilme yeterliliğine sahip milletvekili olmayan kişiler arasından Başbakan tarafından belirlenirler. Başbakan tarafından oluşturulmuş olan bu bakanlar listesi Cumhurbaşkanı tarafından onaylanınca hükümet kurulmuş olur. Parlamenter sistemin işlemesi gereği, hükümetin TBMM‘nin güvenoyunu alması gerekir. Parlamenter sistemde, parlamentonun güvenine sahip olmayan bir hükümet görevde kalamaz.                                                               ***                                                                                                                                          Eveeeet! AKP’nin bir hükümet kurmak için yeterli sayıda milletvekili çıkartamaması durumunda, adı geçen parti TBMM’de en çok milletvekiline sahip parti ise, Cumhurbaşkanı AKP’den bir milletvekilini ve gelenek icabı Genel Başkan’ını hükümet kurmakla görevlendirir. Görevlendirdi diyelim, AKP bu durumda, CHP, MHP ve HDP ile görüşecek ve bir koalisyon hükümeti kurmaya çalışacaktır. Kuramaz ise, görev, milletvekili sayısına göre sırasıyla öteki partilere verilir. Öteki partiler bir koalisyon hükümeti kurarlar ve güven oyu alırlarsa iş biter. Yani koalisyon kurmayan AKP, bir azınlık hükümeti kuramaz. Koalisyon kurmayan bir parti nasıl azınlık hükümeti kuracak?

Hiçbir partiyle görüşmeden azınlık hükümeti kurmaya kalkması zırvaca bir girişim olur ve TBMM’den güven oyu alamaz, dolayısıyla azınlık hükümeti kuramaz. Durum böyle iken Baş Danışmancı Binali Yıldırım neye dayanarak bir azınlık hükümeti olasılığından söz etmektedir?  İnsanın aklına AKP’nin türlü-çeşitli fesat çevirmeleri akla geliyor: Cumhurbaşkanı’nın yasama ile ilgili bir yetkileri listesinden  Yasama ile ilgili “Gerekli gördüğü takdirde, Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek” cümlesini çımbızla çekip almak ya da Yürütme alanına giren “Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilan etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak” yetkisini kullandırmak.

Şu anda, olumsuz bir seçim sonuçlarına karşın, iktidarı ve hükümetibırakmamayı  kafalarına koymuşlarsa, AKP hükümetinden ve Başyüce’den her şey beklenebilir. Beklenir!

Özdemir İnce

3 Mayıs 2015

 

 

 

 

“VATANA İHANET VE AZINLIK HÜKÜMETİ ZIRVASI!” üzerine bir düşünce

Yorumlar kapalı.