YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile Ankara’da Muazzez Menemencioğlu’nun evinde tanışmıştım. Yaşım 24 falandı. Muazzez Menemencioğlu evine gençleri toplamış, düzenlediği partiye Karaosmanoğlu’nu da davet etmişti. Partiye gelen gençler arasında sadece Erdal Öz’ü anımsıyorum. Partinin nedeni, galiba, Muazzez Menemencioğlu ve Erdal Öz’ün Karaosmanoğlu ile ortaklaşa yaptıkları radyo röportajı idi. Erdal, bu söyleşi metnini daha sonraki yıllardan birinde galiba yayınlamıştı.
Koca yazara “Yazarlık ile diplomatlığı nasıl bağdaştırdınız ?” diye ukala, ukala sormuştum. O da bana Saint-John Perse’i, Paul Claudel’i, Yorgo Seferis’i örnek vermişti. “Bir yazar için en iyi meslek diplomatlıktır!” demişti. Ama Yahya Kemal’in adını anmamıştı.
***
O sıralar henüz Sodom ve Gomore’yi okumamıştım. Gençtim. Rilke, Proust, Kafka, Samuel Beckett, William Faulkner, Albert Camus, Jean-Paul Sartre gibi yazarlar başımı döndürmüştü. Baş döngüsü geçtikten sonra Karaosmanoğlu’nu yeniden keşfettim.
Sodom ve Gomore’yi okurken olay örgüsü, gerilim ve ruh çözümlemelerinden çok etkilenmiştim. Dostoyevski tadı almıştım. İşgal altında çürüyen İstanbul’un, insanlarının ve kadınlarının romanı. (Televizyon dizicilerinin haberi yok galiba bu romandan!)
Ayrıca İstanbul/Ankara çelişkisinin nedenlerini, bu çelişkinin yarattığı gerginliği de keşfetmiştim. Kardeş+Arkadaş Ataol Behramoğlu’nun Cumhuriyet Pazar’daki (02.08.09) “Yeniden Yakup Kadri…” yazısı yayınlandığı sırada ben, bir okurumun hatırlatması üzerine “Zoraki Diplomat”ı okuyordum.
Bir anılar kitabı olan “Zoraki Diplomat” İletişim Yayınları tarafından yayınlanan Karaosmanoğlu külliyatının 15.kitabı. Bu kitabı bana hatırlatan okuruma çok teşekkür ederim.
***
Y.K.Karaosmanoğlu “Zoraki Diplomat”ta diplomasi mesleğine girişini, Tiran (Arnavutluk), Prag (Çekoslovakya), La Haye (Hollanda), Bern (İsviçre) ve Tahran (İran)’daki görev dönemlerindeki gözlemlerini anlatır (1934-1954).
Genç kuşağın günümüzü iyi anlamaları için “Diplomatlık Mesleğine Nasıl Girdim” bölümünü özellikle okumaları gerektiğini düşünüyorum. Arkadaşlarıyla birlikte çıkardığı “Kadro” dergisi dönemin CHP kodamanlarını rahatsız etmiştir. “Kadro”nun amacı Cumhuriyet devrimlerini yorumlamak, yorumlayarak anlamak ve anlatmaktı. Kendisi derginin amacını şöyle açıklıyor:
“Kadro’nun şiarı, yazılarına hiç siyasî polemik çeşnisi karıştırmamak ve tenkidlerini, birtakım umumî görüşlerden ve ketabî nazariyelerden ayırarak doğrudan doğruya canlı ve yerli vakıalara, resmî istatistiklere ve rakamlara istinad ettirmekti. Sosyal ve ekonomik kalkınma davalarında olsun, kültür, sanat ve edebiyat meselelerinde olsun, kararımız , memleket dışına hiç çıkmamak, daima millî bir hudut içinde kalmaktı. Toprak istihsâllerimiz nasıl arttırılabilir ? Sanayimizi rasyonelleştirmek yolu nedir ? Şekeri, giyim matahlarını Türk köylüsüne daha ucuza mal etmenin ve onu suya, kömüre, elektriğe kavuşturmanın çareleri nelerdir ? Hep bunları araştırıyor, bulmağa çabalıyorduk.” (S.35-36)
Atatürk, derginin kapatılmasını istemez. Ama dergiden kurtulmak isteyenler Yakup Kadri’yi Tiran’a postalarlar. Kim mi onlar ? Cumhuriyet devrimini daha 1930’larda baltalamak isteyenler ve daha sonra Demokrat Parti’den başlayarak günümüzü hazırlayanlar…