YALANLAR HAYALLER GERÇEKLER

Hüseyin Pazarcı’nın “Uluslar arası Hukuk Dersleri II” kitabını arkama alıp Kürtçü hayalperestlerin ve kışkırtıcılarının canlarını sıkmayı sürdüreceğim. Çünkü ana dilde öğretim, alt/üst kimlik konularında olduğu gibi, Kürt kökenli vatandaşlarımıza gene yalan söyleniyor.
Yıllar süren mücadelemin sonunda artık “Ana dilin özgürce öğrenilmesi” deniliyor. Ama alt/üst kimlik yanılsamasına sarılanlar bu safsatadan vazgeçmiyorlar.
***
Okumadan alim, yazmadan katip birtakım zevat, “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı”nın tarihsel olarak iflasını yazmama sinirlenip bana “Birleşmiş Milletler Kararından Ne Haber?” yollu mesaj gönderdiler. Evet Birleşmiş Milletler Andlaşması’nın bir temel ilkesine (Madde. 2/4) göre:
“Konumuz açısından bakıldığında, anılan ilkeye göre bir devletin ülkesinin bütünlüğü ancak o devletin rızası ile hukuksal geçerliği olan değişikliklere uğrayabilecektir. Böylece, bir devletin ülkesinde yerleşmiş bulunan çeşitli farklı özelliklere sahip toplulukların yalnızca bu farklılık öğesine dayanarak ilgili devlet ülkesini parçalamalarına karşı çıkılmış olmaktadır. Self-determinasyon ilkesinin devletin ülke bütünlüğü ilkesine aykırı bir biçimde kullanılamayacağı B.M. Genel Kurulunca 24.10.1970 tarihinde kabul edilen 2625 (XXV) sayılı Devletler Arasında İşbirliğine ve Dostça İlişkilere İlişkin Uluslar arası Hukuk İlkeleri Bildirisinde de açıkça öngörülmektedir.” (Hüseyin Pazarcı, S.10)
***
Bu durumda, self-determinasyon hakkından yararlanması kabul edilen sömürge altındaki halklar ile devletin ülke bütünlüğü ilkesine zarar vereceği nedeniyle bu haktan yararlanması reddedilen halklar arasındaki ayrımın hukuksal açıdan nasıl yapılacağı sorunu ile karşı karşıya kalınmaktadır. En başta şunu vurgulamak gerekmektedir ki, B.M. Genel Kurulunun anılan 1970 Bildirisi sömürge rejimi altında bulunan ülkeleri sömürgeci devletin ülkesinden saymamaktadır. Dolayısıyla, sömürge ülkesinin bağımsızlığını kazanması sömürgeci bir devletin ülke bütünlüğü ilkesine herhangi bir aykırı düşen yanı yoktur. (S.10-11)
Özetle, Birleşmiş Milletler kararlarına göre kendi kaderini tayin hakkı sadece sömürgeler için geçerlidir. Güney Doğu Anadolu’ya cinsiyet ameliyatı yapıp onu sömürgeye dönüştürmedikçe kendi kaderini tayin hakkı tehlikeli bir yalandan başka bir şey değildir.
***
Şimdi gelelim Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına: 1982 Anayasasının 3. maddesi “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” dedikten sonra, 4. maddesi anılan 3. maddeyi değiştirilemez ve değiştirilmesi önerilemez maddeler arasında saymaktadır. Fransa Anayasasının 1.maddesi de Fransa’nın bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir Cumhuriyet olduğunu yazmaktadır.
Durum böylesine aşikar iken, Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtçü Fesadı’nı daha da demokratikleşerek nasıl çözecektir? Hasan Cemal’in iddia ettiği gibi “laiklik ve toprak bütünlüğünü en iyi demokrasi içinde nasıl koruyacak”tır? Kürtçüler ve iddia sahipleri şunu bir açıklasalar da biz de anlasak!