YANNİS RİTSOS – “BARIŞ” ŞİİRİ

 

RİTSOS & ÖZDEMİR
22 MAYIS 1989. Atina Yazarlar Birliği’nin düzenlediği Yannis Ritsos’un 80.doğum günü töreninde.

YANNİS RİTSOS – BARIŞ

Bugün 1 Eylül “Dünya Barış Günü” ve İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı gün. Yannis Ritsos, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgalcilere karşı savaştıktan sonra içsavaşta faşist cepheye karşı özgürlük ve demokrasi cephesinde çarpıştı. Emperyalizm karşısında yenildikleri için yıllarca hapishane adalarda tutsak yaşadı. Ve bir gün biraz sonra okuyacağınız “Barış” şiirini yazdı.

Barışın değerini onun kadar, yoldaşları kadar kimse bilemez. Ülkemiz, karga kılavuzların karanlığında kendi barışını arıyor. Ama barışa ulaşmamız için kargaların kılavuzluğundan kurtulmamız gerekiyor.

***

RİTSOS 2
Karlovassi (Sisam-Samos adası) kıyısında, gençlerin, Ritsos’un denizi seyretmesi için, tutsaklık yıllarında yaptığı taş koltukta.

BARIŞ

Çocuğun gördüğü düştür barış.

Ananın gördüğü düştür barış.

Ağaçlar altında sevdalıların sevda sözleridir

barış.

 

Gözlerinin içinde uçsuz bucaksız bir gülümseme

elinde yemiş dolu bir zembil

ve alnında ter tomurcukları

-pencerede suyu soğutan testideki damlalar gibi—

akşamüstü eve dönen babadır

barış.

 

Dünyanın yüzünde yara izleri kapanırken

ağaçlar diktiğimizde havan mermilerinin kazdığı çukurlara

yangının kavurduğu yüreklerde ilk tomurcuklarını açarken umut

ve ölüler kanlarının boşa gitmediğini bilerek

yana dönüp içerlemeksizin uyuyabildiklerindedir

barış.

 

Barış yemek kokusudur tüten akşamleyin

arabanın yolda durmasının korkutmadığı

kapı çalınmasının dost demek olduğu

ve pencereyi saat başı açmanın,

renklerinin uzaktaki çanlarıyla

gözlerimizin bayram etmesini sağlayan

gökyüzü demek olduğu zamandır

barış.

 

Barış bir bardak sıcak süt ve bir kitaptır uyanan çocuk önünde.

Başaklar birbirlerine eğilip “İşte, ışık, ışık, ışık!” dedikleri

ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı zamandır

barış.

 

Hapisaneler onarılıp kitaplıklar yapıldığı zaman

eşikten eşiğe bir türkü yükseldiği zaman geceleyin,

cumartesi akşamlan mahalle berberinden çıkan yeni tıraş olmuş

bir işçi gibi baharda ay buluttan çıktığı zamandır

barış.

 

Geçmiş gün

yitirilmiş bir gün olmadığı

sevinç yapraklarını akşamın içine salan bir kök

ve kazanılmış bir gün, hak edilen bir uyku olduğu zaman

acıyı kovmak için zamanın dört bir bucağından

güneşin hemen ayakkabılarını bağladığını duyduğun zamandır

barış.

 

Barış ışınlar demetidir yaz ovalarında

iyilik alfabesidir tanın dizlerinde.

“Kardeşim” dediğin – “Yarın kuracağız” dediğin zaman

kuracağız dediğimizi kurunca türkü çağırdığımız zamandır

barış.

 

Ölüm yüreklerde az yer kapladığı

ve güvenli parmaklarla mutluluğu gösterdiği zaman bacalar,

ikindi vaktinin büyük karanfilini

ozan ve proleter aynı şekilde kokladığı zamandır

barış.

 

İnsanların sıkışan elleridir barış

dünyanın masasındaki ekmektir

gülümsemesidir annenin.

Budur yalnızca.

Başka bir şey değildir barış.

 

Ve toprakta derin karıklar açan sabahlar

tek bir sözcük yazarlar:

Barış. Başka bir şey değil. Barış.

 

Dizelerimin rayları üzerinde

buğday ve güller yüklenmiş

geleceğe doğru yol alan trendir barış.

 

Kardeşlerim,

barış içinde derin derin soluk alıyor

tüm dünya bütün düşleriyle.

Verin elinizi kardeşlerim,

işte budur barış.

 

Γιάννης Ρίτσος

Yunanca aslından çevirenler:

 İoanna Kuçuradi – Özdemir İnce

***

RİTSOS & İNCE & ÜLKER
SİSAM, KARLOVASSİ, POTAMİ, 14 EYLÜL 1983 RİTSOS, ÜLKER VE ÖZDEMİR. FOTOĞRAF © TAN İNCE

1965 ya da 1966 yıllarından birindeydi, Kemal Özer’den bir mektup aldım. Paris’tey­dim. Attila Tokatlı ona bir Yunan ozanından söz etmiş, adı Yannis Ritsos’muş. Bu ozanın, Aragon’un yönettiği Lettres Françaises dergisinde birkaç yıl önce uzun bir şiiri yayımlanmış. Şiirin yayımlandığı sayıyı bulup kendisine göndermemi, şiiri çevirtip Şiir Sanatı dergisinde yayımlayacağını yazıyordu.

Bir Fransız arkadaşımla birlikte derginin yönetim yerine gittik. Eski sayı ciltlerini taradık, sözü edilen şiiri bulduk. Ama görevliler o sayıdan ellerinde iki nüsha kaldığını, bu nedenle dergiyi veremeyeceklerini söylüyorlardı. O sıralarda fotokopi işleri bu denli yaygın mıydı? Anımsamıyorum. Dergiyi almak için direttik. Sonunda, “Verilmesine ancak Monsieur Aragon karar verebilir,” dediler. Şanslı bir günümmüş anlaşılan, Aragon’un yanında kimse yokmuş, beni kabul etti. Aragon’un odasına girerken heyecandan dizlerim titriyor- du. Aragon, bana:                                        ,                                    ı

“Bu sayıyı neden bu kadar ısrarla istiyorsunuz delikanlı?” diye sordu.

“içinde bir şiir var,” dedim, “bizim dile çevirip bir dergide yayımlayacağız.”

“Hangi şiiri, hangi dilde?”

“Yannis Ritsos’un şiirini, Türkiye’de.”

Aragon’un yüzündeki şaşkın mutluluğu anlatamam. Aragon, beni içeri getiren kişiye: “O dergiyi bu delikanlıya verin,” dedi, “en iyi böyle bir işe yarayabilir.” Yolda şiiri okudum. Şimdiye kadar okuduğum şiirlere benzemiyordu, eski gibiydi ama yepyeniydi, bir şey söylemek istemiyormuş gibiydi, ama çok şey söylüyordu. Dergiyi Ke­mal’e istemeye istemeye gönderdim. Şiirin çevrilip çevrilmediğini bilmiyorum, ama hiçbir yerde yayımlanmadı.

Ritsos’un başka şiirlerini okuyabilmek için 1969 yılma kadar bekledim. Ama onun şiir evrenine ancak Taşlar, Yinelemeler, Parmaklıklar’la (1979 yılı Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü), girebildim. Böylece, 1971.’den itibaren, onun şiirlerini çevirmeyi yaşamımın önemli görevlerinden biri olarak kabul ettim. Hele yaptığım çevirileri Yunanca asıllarıyla karşılaştırıp düzeltmek için benden vaktini esirge­meyen İoanna Kuçuradi’yi tanıdıktan sonra bu kararım kesin bir süreklilik kazandı. Rit­sos’un şiirini, yaşamını, onurlu, yenilmez ve örnek varlığını okurlara ve özellikle benden genç meslektaşlarıma tanıtmak, örnek olarak sunmak başlıca amaçlarımdan biri durumuna geldi.

Ritsos’la Taşlar, Yinelemeler, Parmaklıklar’ın Türkiye’de yayımlanması sırasında mektup­laşmaya başladık. Bana yazdığı ilk mektubunun tarihi 17.2.1978. O yılın ağustos ayında Karlovassi’ye (Sisam Adası) ziyaretine gittim. 79 ve 80 yıllarında ikişer kez Atina’da bu­luştuk.

Daha sonra, 11 Kasım 1990 günü ölümüne kadar 10 yıl boyunca kaç kez Karlovassi’ye (Samos-Sisam adası) ve Atina’ya gittim unuttum. Bir gün kimsenin haberi olmadan Kuşadası ve Efes’e gitmek (gelmek) istiyordu ama olmadı. Vize sorunu çıktığı için ne yazık ki Atina’daki cenaze törenine katılamadım ama Monemvassiya’daki mezarını birkaç kez ziyaret ettim.

Benim bir tür babam gibiydi. Onunla tanıştıktan sonra şair olarak sınıf atladım. Buna inanıyorum.

Özdemir İnce

1 Eylül 2014