YARGI VE DEMOKRASİ

Sabuklamaya, tıbbî deyimi ile “Delirium”a alışkın zevata Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Mahkemelerin Bağımsızlığı ile ilgili 138.maddesini hatırlatarak işe başlayalım:
MADDE 138 : “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasaya, kanuna, hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.
Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme yararlarına uymak zorundadır, bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
***
Bu madde devleti yönetenlere, hükümete ve TBMM üyelerine parlamento dışında da etik ve vicdani sorumluluklar yükler. Anayasa, görülmekte olan bir dava hakkında Meclis içinde konuşmayı sakıncalı görmüş ise, bu konuda Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, bakanların dışarıda da konuşması sakıncalı olmak gerekir.
Ama ilgililer bu sakıncayı umursamadıkları gibi, medya mensupları, üniversite âlimleri Yargıtay Başsavcısı’nı linç etmek için Ku Klux Klan (KKK, Klan) yöntemleri uyguluyorlar.
Kimileri, AKP hükümeti Anayasa’ya aykırı uygulamalar yapsa bile, Yargıtay Başsavcısı’nın kapatma davası açması demokrasiyi yaralar, diyor. Siyasal partiler iktidardayken yaptıkları hataları seçim kaybederek ödemelilermiş.
Peki efendim, peki de, siyasal partiler yasasında neden parti kapatma maddesi var, parti kapatma davası açma yetkisi neden Yargıtay Başsavcısı’na verilmiş ?
Avrupa Birliği ülkelerinde Yargıtay Başsavcıları’nın parti kapatma davası açma yetkisi yokmuş. Yokmuş ama gene de bir “yer”in, bir makamın dava açma yetkisi varmış. Ne değişir, sonuçta bir “parti kapatma” diye bir hukuki yaptırım var !
İnsan böylesine zırvaları dinledikçe, okudukça, Osmanlı’nın “İdraksiz Türkler” (“Etrak-ı bîidrak”) deyişine hak vermeye başlıyor ! Demek ki “bunlar” için kullanıyorlarmış.
***
18 Mart 2008 tarihli Yeni Şafak gazetesi “Ergenekon izi!” diye akıl almaz bir manşet atmış. Bu iddia, sanırım, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın “sabuklama” kokan demecine dayanıyor. Bakan, Ergenekon soruşturması ile kapatma davası arasında ilişki kurarak “Bundan kastım Ergenekon soruşturmasıdır. Devletin içine sızmış bir çeteleşme ile mücadele ediyoruz” buyuruyor. Bakan’ın konuşması etik açısından Anayasa’nın 138.maddesini paspaslaştırıyor.
Garip ÖDP’nin yasama hizmetini Cihangir kahvelerinde ifa eden lideri Ufuk Uras da “Davanın Ergenekon operasyonundan sonra gelmesi düşündürücüdür” diyerek Yeni Şafak’a çanak tutuyor. Ve “utanmak” fiilinden habersiz gazete borsanın bir günlük kaybı olan 18 milyar doları Başsavcı’ya fatura ediyor.