YASAL VE YASA DIŞI

 

Ülkemizin, insanlık tarihinde eşi-benzeri olmayan [bu,şu] durumunu biliyorsunuz ama bir daha asla unutmamak amacıyla, Sözcü (22 Mart 2016) gazetesinde yayınlanan şu çok önemli yazıyı (daha önce okumuş olsanız da) bir kez daha okuyalım:

[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlığı döneminde valilere, “Terör örgütünün üzerine gitmeyin” talimatı verdiğini açıkladı. Erdoğan, TRT’de yayımlanan “Cumhurbaşkanı’nın Gençlerle Buluşması” isimli programda, ‘çözüm süreci’nde yaşananları anlattı. Erdoğan şunları söyledi: “Çözüm sürecinde valilerimize bazı tavsiyelerimiz olmuştu, yani ‘sakın böyle bazı ufak tefek konularda sıkıştırmayın, üzerlerine gitmeyin’ vesaire diye. Güvenlik güçlerimizi de valilerimiz doğrusu o noktada biraz baskıya aldılar diyebilirim. Niye? Yani devletin bu noktada ciddi bir baskısı yok, dolayısıyla bu bölgede de özellikle benim Kürt vatandaşlarım ‘Bize işte devletin baskısı var, şunu var’ demesin diye elinden o kozu alalım istediler.” PKK terör örgütünün “üzerine gitmeyin” yolunda valilere verdiği talimatın “iyi niyet” olduğunu da öne süren Erdoğan, şöyle dedi:

“Bu bir iyi niyetti fakat bu iyi niyet ne yazık ki ciddi manada istismar edildi ve o süreç içinde ülkemize ciddi manada bir silah girişi oldu. Çünkü bizim sınırlar biliyorsunuz, çok çok uzun. Sadece Suriye sınırı 911 kilometre. Irak sınırına bakıyorsunuz hakeza 350 kilometre, İran sınırı var. Bütün buralardan girme şansı var. Bunu da bunlar bu şekilde değerlendirdiler.”

Erdoğan, aynı programda o dönemde terör örgütünün yaptıklarını da tek tek anlattı. İşte Erdoğan’ın cümleleriyle, “üzerine gidilmeyen” PKK terör örgütünün o dönemde yaptıkları:

“Sözde mezarlıklar kurdular, bu sözde mezarlıklar, aslında çok manidardır… Tabutların içinde bunlar silahlar sokmuşlar Türkiye’ye. Bunlar tabii sınırlarda normal giriş kapılarından olan şeyler değildi. Giriş kapılarının dışındaki bölgelerden girişler yapıldı.”

“Sözde mezarlıklar, içinde ibadethane diye kurulan yerler aslında ibadethane değil, sonradan bunlar da ortaya çıkıyor. Bakıyorsunuz kimisi yargılama için bir mahkeme gibi kullanıldı, kimisi güya ibadethane diye kullanılıyor, kimisi maliye gibi tahsilat bölümü olarak kullanılıyor. İnsanlar toplanıyor, esnaf oraya götürülüyor, ‘senin şu kadar cezan var, bunu ödeyeceksin’ deniyor ve kabir diye kurulan yerlerin bir kısmının içinde silahlar söz konusu.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, çözüm sürecinde yapılanlara dair açıklamalarından saatler sonra İstanbul’da ‘seferberlik’ çağrısında bulundu. Erdoğan şunları söyledi: “Buradan tüm milletime bir çağrıda bulunuyorum; teröre ve terör örgütlerine karşı bu örgütler vasıtasıyla ülkemizi terbiye etmeye çalışanlara karşı Malazgirt ruhuyla, Anadolu Selçuklu ruhuyla, ulu Osmanlı çınarı azametiyle, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nın azmiyle yeni bir seferberlik çağrısı yapıyorum. Terör örgütlerini darmadağın etmek, mensuplarının başlarım ezmek Türkiye için kolaydır. Önemli olan milletçe dimdik durmamız.”

CHP, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakam Efkan Ala, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile il valileri, MİT ve ilgili kamu görevlileri hakkında, terör örgütüne yardım ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu.]

***

Şimdi bu müthiş uyarıcı ve aydınlatıcı, zifirî karanlık konuşmanın idraksiz cümlelerini teşrih (otopsi)  masasına yatıralım:

Sanki yaşlı ve titiz bir kaynana, dünyayı umursamadan bir elinde cımbız, bir elinde ayna ortalıkta gezinen pasaklı gelinini komşuya şikayet ediyor. Ama durum “Şeceat arz ederken merd-i AKP ayıbın söyler” durumu.

1- “Cumhurbaşkanı’nın Gençlerle Buluşması”: AKP teşkilatından 5-10 yağcı ve yalayıcı genci toplamışlar, yapılacak övgü ve sorulacak soruyu ezberletmişler güya Başyüce’yi sorguya çekiyorlar. Başyüce keyfli keyfli gülümsüyor. Kaldırılan toplara basıyor voleyi, basıyor sımacı, ama karşıda tek bir savunmacı yok! Utanılacak bir durum. Başyüce, gençlerle görüşmek istiyorsa Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğrencilerle buluşabilir. “Kasımpaşalı”ya da bu yakışır. O zaman, ücret ödeyerek bile olsa,  ben de dinlemeye giderim. Sözüm söz!

2- “Benim Kürt vatandaşlarım, ‘Bize işte devletin baskısı var, şunu var’ demesin diye elinden o kozu alalım istediler.”:  Kürtler neden zat-ı âlinizin vatandaşı olsun? Kürtler, Türk Milleti’nin bütün oluşturucuları  (composant) gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı. Senin değil!  Güya Kürtler “Hükümet bize baskı yapıyor” demesin diye her türlü PKK rezilliğine göz yummuş AKP hükümeti ve memurları. Buna suça teşvi ve göz yumma” denir ki yasal ve anayasal suçtur.

Üzerlerine gidilmediği dönemde  PKK terör örgütü bakın neler yapmış:  Sözde mezarlıklar kurmuşlar…Tabutların içinde ülkeye silahlar sokmuşlar. Doğal olarak, sınırlardan legal giriş yapmamışlar; hükümetin bilgisi dahilinde utanmadan kaçak girişler yapmışlar. Pis herifler erkekseniz gümrük kapılarından pasaportlu giriş yapın! Bununla kalmayıp, gene utanmadan, yerleşim yerlerine barikatlar kurmuşlar, hendekler kazmışlar, silah ve patlayıcılar istiflemişler… Vergi toplayıp, mahkemeler kurmuşlar…

Başta dönemin başbakanı R.T.Erdoğan olmak üzere, onun (özel) hükümeti ile (özel) MİT’i, zehir hafiyeler olarak, bunların hepsini biliyormuş ama PKK’nın temsili kurtuluş müzesi kurduğunu sanıyormuş.  Bu merdî itirafı nitelemek için kullanacağımız her sıfat bunların  gücüne gider ve hemen kendi mahkemelerine koşup kendi özel adaletlerinden ziyafet çekerler. Ama yaptıkları her durumda anayasaya, yasalara ihanet hesabına yazılır!

Nankör PKK’nın hükümeti düşürdüğü hale bak! Hepsi munkabız olur inşallah!

4-  Başyüce veciz nutkunu  gökgürültüleri arasında bitiriyor: “Buradan tüm milletime bir çağrıda bulunuyorum; teröre ve terör örgütlerine karşı bu örgütler vasıtasıyla ülkemizi terbiye etmeye çalışanlara karşı Malazgirt ruhuyla, Anadolu Selçuklu ruhuyla, ulu Osmanlı çınarı azametiyle, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nın azmiyle yeni bir seferberlik çağrısı yapıyorum. Terör örgütlerini darmadağın etmek, mensuplarının başlarım ezmek Türkiye için kolaydır. Önemli olan milletçe dimdik durmamız.”

Başyüce yaptığı çağrı ile adını anmadığı Türk Milleti’ne hakaret etmektedir. Mukayeseye bakın: Malazgirt’te Oğuzların karşısında koca Bizans vardı; Anadolu Selçukluları karşısında Haçlılar vardı. Osmanlı’ya gelince: Kof azameti bir yana İdris-i Bitlisi kılavuzluğunda yürüttüğü  Kürt aşiretleri politikası Kürt isyanlarıyla sonuçlanmıştır. PKK da bunların devamıdır. Osmanlı halka dayalı, halkı gözeten  anonim bir devlet değil de aile şirketi olduğu için olanlar olmuştur..  Çanakkale’de Türk milletinin orduları karşısında düvel-i muazzama vardı. Türk Milletinin orduları, İslamcı yobaz çetelerinin ihanetlerine karşın Kurtuluş Savaşı’nı kazanmıştı.

Senin karşında kim var da böyle acz içindesin, Ey Başyüce, Ey Başkanlık heveslisi vatandaş?!

“Terör örgütlerini darmadağın etmek, mensuplarının başlarım ezmek Türkiye için kolaydır”mış…  Hadi bakalım, görelim! “Önemli olan milletçe dimdik durmamız”mış…  Senin adsız, nesebi belirsiz  milletin dimdik duramaz ama kimliği tarih kütüğüne kazılı ve yazılı Türk Milleti, senin gibi bir Cumhuriyet karşıtı ümmetçinin  iktidarsız hükümetine karşın dimdik ayaktadır.

Ey Başyüce, senin kesinlikle okumadığın İbn Fadlan[i] 921 yılında Oğuz Türkleri hakkında şu bilgiyi veriyordu:  “İdare biçimleri karşılıklı danışmayla idare biçimidir. Bu­nunla birlikte bir şey üzerinde anlaştıkları ve ona girişme kara­rı aldıkları zaman, içlerinden en aşağılık ve en sefil olan biri çıkar ve sonuca vardıkları anlaşmayı bozar.” Yani, akılsızlığın ve köleliğin kanıtı olan “Ortak Akıl”ın iğvasına kapılmış olan bir kısım Türk milletinin birkaç sefili,  senin, başbakanlığın  döneminde valilere, “Terör örgütünün üzerine gitmeyin” talimatı verdiğini, kaymakamlara mevzuat (anayasa, yasa, yönetmelik) falan dinlemeyi tavsiyesinde bulunduğunu mutlaka hatırlayacaktır. Cami avlusuna bırakılmış nesebi gayrı sahih (yani “piç”) millet olmadığını sana mutlaka öğretecektir.

5- Valicilerine, kaymakamcılarına,iyi niyetle “Sakın böyle bazı ufak tefek konularda sıkıştırmayın” demişler ama bu iyi niyetten maraz çıkmış, ülkemiz ciddi manada bir silah girişi olmuş. Gel de inan: “Ufak tefek işler, PKK çetecilerinin silahsız olarak aile ziyareti yapmalarına göz yummaktan öteye gitmez. Nerede o tonlarca bombalar, tuneller, barikatlar, hendekler, keskin nişancılar? Bu işin içinde iş var! Tıpkı Rı(e)za Z(s)arrap’ın ABD’nin Miami’sinde tutuklanması gibi.

6-AKP ve zamanın Başbakanı R.T.Erdoğan neden “böyle” yaptı? Acaba PKK’ya ve Türkiye’ye karşı bir ayı tuzağı mı kuruldu? TSK’yı sahaya sürmek için mi böyle bir asparagasa başvurdular? O zaman, koşullar birkaç kez oluştuğu halde, neden olağanüstü hal ya da sıkıyönetim ilan etmiyorlar. Belki de, Başyüce’nin deyişiyle, bir şehidimize karşı onlardan 10-15 terörist telef edıldiği için mi? Böyle can, böyle hayat aritmetiği mi olur Ey Ehl-i Müslimin, ey idrak sahibi Türk?

Başka bir yoruma göre: Yüzlerce yıllık köhne binaları kazıyıp yerine kentsel dönüşüm icabı Mezopotamya manzaralı  konutlar dikmek içimiş bu yapılan yıkımlar?

Olabilir mi? İki şık da olabilir! Çünkü AKP mezhebinin bulunduğu yerde anayasa ve yasalar bulunmaz! Masa ve kasa için din ve iman pazarlanır; çocukların bir kez ırzına geçilir, bu da ırza geçme sayılmaz zaten! Belki de dinî tedrisata dahildir!

Özdemir İnce

26 Mart 2016

 

[i] İbn Fazlan (Fadlan) Seyehatnamesi, Bedir Yayınevi, 1975. S.30.