YAŞAR KEMALE KIYAMAM AMA…

Yaşar Kemal benim için bütün zamanların en büyük romancılarından biri. Yeri Tolstoy’un, Dostoyevski’nin yanı. Bu sadece benim düşüncem değil. Çağdaşı birçok eleştirmen ve romancı da böyle düşünüyor. Bu insanların yazılarını okudum, dünyanın dört bir yanında kendi ağızlarından duydum. Alain Bosquet-Yaşar Kemal söyleşisinin Türkçe baskısına da önsöz yazdım.
Yazarlar ve sanatçılar, aksini söyleseler de, politikayla ilgilenmekten hoşlanırlar ama büyük bir yanlış da yaparlar: Politikayı politik söylemle (discours) değil yazınsal (edebi) söylemle yazmaya, konuşmaya kalkışırlar. “Türkiye Barışını Arıyor” adlı konferansın açılış konuşmasını yapan Yaşar Kemal’in, kurucu üyesi olduğu Türkiye İşçi Partisi’nin (1961-1971) programında yer alan “Feodalizmin tasfiyesi” maddesini unutmuş olması, kendisini masal söylemine yöneltiyor. Ancak ben sadece bir cümle ile, konuşmasının başında yer alan, Gazi [Mustafa Kemal] Paşa’nın bir cümlesiyle ilgileneceğim. Yaşar Kemal’in konuşmasının tam metninin başında italik harflerle yer alıyor (Radikal,14 Ocak 2007)
***
Kürtçüler tarafından çok önemsenen bu cümleyi, Gazi Paşa 16-17 Ocak 1923 günü İzmit Kasrı’nda “İstanbul’dan Gazetecilerle Mülakat” sırasında Ahmet Emin Bey’i yanıtlarken söylüyor.
Ahmet Emin Bey soruyor: “Kürt meselesine temas buyurmuştunuz. Kürtlük meselesi nedir? Dahili mesele olarak temas buyurursanız çok iyi olur.”
Gazi [Mustafa Kemal] Paşa: [“Kürt meselesi, bizim, yani Türklerin menfaatına olarak da katiyen söz konusu olamaz. Çünkü malumu aliniz bizim milli sınırımız dahilinde mevcut Kürt unsurlar o surette yerleşmiştir ki, pek sınırlı yerde yoğunluğa sahiptir. Fakat yoğunluklarını kaybede ede ve Türk unsurların içine gire gire öyle bir sınır hasıl olmuştur ki, Kürtlük namına bir sınır çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek lazımdır. Faraza, Erzurum’a kadar giden, Erzincan’a, Sivas’a kadar giden, Harput’a kadar giden bir sınır aramak lazımdır. Ve hatta, Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de nazarı dikkaten hariç tutmamak lazım gelir.] Dolayısıyla başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmekten ise, bizim Teşkilatı Esasiye Kanunu gereğince zaten bir tür mahalli muhtariyetler teşekkül edecektir. O halde hangi livanın ahalisi Kürt ise onlar kendi kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiya’nın halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade lazımdır. İfade olunmadıkları zaman bunların kendilerine ait mesele çıkarmaları daima varittir. [Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Kürtlerin ve hem de Türklerin salahiyet sahibi vekillerinden meydana gelmiştir ve bu iki unsur bütün menfaatlarını ve mukadderatlarını birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki, bu müşterek bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz. Şimdi dahili vaziyetlere de intikal edebileceğiz. Fakat ayrı ayrı sorularınızı da bu silsileye ithal edebilmek için meseleyi genel olarak söz konusu edelim.] (Atatürk’ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, Cilt:14, Ss.273-274)
Köşeli ayraç içinde siyah harflerle yazılı iki bölüm Yaşar Kemal’in metninde yer almıyor. (Devamı yarın)