YEDİ YIL ÖNCE YEDİ YIL SONRA

 

©Mehmet Turgut
©Mehmet Turgut

 

Bu yazıda üstat Konstantinos Kavafis ile hayranlarından Özdemir İnce buluşuyor. Kavafis biraz sonra okuyacağınız  iki şiirden birini 1896 yılında, ikincisini 1915 yılında yazmış. Şiirler, Herkül Millas ve bendeniz tarafından tercüme edilen ve Varlık Yayınevi tarafından yayınlanan BÜTÜN ŞİİRLERİ’nden aktarıldı.

Bu iki şiire eşlik etmesi için aktardığım iki yazıyı 2007 yılında yazmışım. Hürriyet gazetesinde yayınlanmış.

Şiirlerin ve yazıların bağlamları değişik ama ben şiirleri yazıların başlarına yerleştirerek ve metinlerarası ilişki kurarak bir başka tarlaya ekiyorum. Başka bir deyişle aşılama yapıyorum.

Şiirleri ve yazıları okumanızdan sonra, ben, 15 Ağustos günü, R.T.Erdoğan’ın YSK tarafından cumhurbaşkanı ilan edildiği gün, güncel yorumumu yapıyorum. Buyurun, okuyun:

KAVAFİS X
Konstantinos Kavafis

DUVARLAR

Düşünmeden, acımadan, utanmadan

kocaman yüksek duvarlar ördüler dört yanıma.

 

Ve şimdi oturuyorum böyle yoksun her umuttan.

Beynimi kemiriyor bu yazgı, hep bu var aklımda;

 

oysa yapacak bunca şey vardı dışarda.

Ah, önceden farketmedim örülürken duvarlar.

 

Ama ne duvarcıların gürültüsü, ne başka ses.

Sezdirmeden, beni dünyanın dışında bıraktılar

(1896)

EVET,  “ERDOĞAN’A HAYIR  BİR  ERMENİ’YE EVET !”

Epeydir beni takıma almayıp kulübede bekleten Vakit  gazetesi nihayet koluma kaptan bandını takıp tekrar sahaya sürdü. Vakit gazetesinin  “Arşiv” sayfasının üst başlığından söz ediyorum: “Marksist olduğunu açıklayan Özdemir İnce Çankaya’da bir Ermeni’yi bile görmeye razı… Erdoğan’a hayır, Ermeni’ye evet! Recep Tayip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmasına karşı olduğunu yazan iflah olmaz İmam-Hatip ve başörtüsü karşıtı Özdemir İnce, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin Ermeni kökenli vatandaşlarının, cumhurbaşkanlığı da aralarında olmak üzere, bütün resmi makamlara gelmesinden yanayım’ diye yazdı. Bilindiği gibi Prof. İnce, ‘Müslümanlar, başını açan kızı diri diri yaktı’ diye yalan habere imza atmıştı.” (Vakit, 15 Mart 2007)

El cevap  :

1.Irkçı ve faşist olmadığım için, elbette “Erdoğan’a hayır ve bir Ermeni’ye evet !”

2.Evet, İmam-Hatip Okulları’nın yasal amaçlarına uygun hale getirilmelerini savunuyorum !

3.Evet, “Başörtüsü”ne değil, kamusal alanda “Türban”a karşıyım. Türban, İmam-Hatipler gerçek alanlarına çekildikten sonra  da en az 20-25 yıl  daha yasak kalmalıdır.

4. “Prof” sıfatı bana Vakit gazetesi tarafından telif (!) karşılığı olarak armağan edilmiştir.

5.Müslüman Mağriplilerin mini etekli kızı diri diri yaktıkları Paris Polis Müdürlüğü ve adliyesinin kayıtlarında vardır. Vakit gazetesi yalan söylemektedir.

6.Vakit gazetesi iflah olmaz bir ırkçı ve faşist olduğunu dünyaya ilan etmektedir.

7.Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına Cumhuriyet ilkeleri nedeniyle karşıyım. Cumhuriyet ilkelerine bağlı ve Anayasa’da belirtilen koşulları haiz her T.C vatandaşı Cumhurbaşkanı olabileceği gibi Türk kökenli olmayan, Müslüman olmayan, herhangi bir dine mensup olmayan, dinsiz olan bir TC vatandaşı da  bu göreve gelebilir, gelebilmelidir. Ermeni kökenli vatandaşımız için özel koşul “Ermeni Soykırımı’nı savunmamak”, Rum vatandaşlarımız için de “Megali idea”dan yana olmamaktır. Elbette  Anayasa’nın ilk dört maddesi ile sorunu olmayacak ve laikliği yeniden tanımlamaya kalkışmayacak.

8.Türkiye’yi eyaletlere bölmeyecek; alt-kimlik, üst-kimlik bilmişliği yapmayacak, yani  Türk ulusunu post-kolonyal (sömürgecilik sonrası) terminoloji ile paramparça etmeyecek;

9.“Laiklik tabii elden gidecek”, “Laik ve Müslüman olunmaz”, “Egemenlik Allahındır”, “Benim referansım Kur’andır”, “Demokrasi beni amacıma götürecek tramvaydır”, “Yahu bu milletin bütünlüğü ‘Ne Mutlu Türküm diyene’ ifadesiyle sağlanır mı? Osmanlı  30 aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu” demeyecek;

10.El Kadı’ya kefil olmayacak; Danıştay ve Yargıtay’a “Diyanet’e sor”,  AİHM’ye “Ulemaya sor” demeyecek; halkı 72 millete bölmeyecek ve Devrim Yasaları’na bağlı  herkes Türkiye Cumhuriyeti’ne Cumhurbaşkanı olabilir.

R.T.Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul edebilmem için bu koşulları kabul ettiğini belirten bir metni noter kanalıyla Türk halkına  ilan etmelidir. Bu koşullar  Etyen Mahcupyan için de geçerlidir. (Hürriyet, 20 Mart 2007)

***

Şiirin 11 Ağustos 2014 günü Gaziantepli ya da Şanlıurfalı mağdur bir şair tarafından yazılmış olduğunu kabul edemez miyiz?

Neden etmeyelim?

Adam, R.T.Erdoğan, Suriyeli Esat’ı devirmek için kumpaslar çevirirken, kankası ile bozuşup 15 gün sonra Şam ya da Halep’te Cuma namazı kılmaya niyetlenirken; İslamcı terörist militanlar dünyanın dört bir yanından gelip kelle kesmek ve insan ciğeri yemek için Hatay’dan Suriye’ye geçerken; Suriye’den atılan kurşunlar Türkiye tarafında insanların canını alırken; İŞİD militanları Türkmenleri ve Ezidileri kılıçtan geçirip, karı ve kızlarının ırzına geçerken ya da kadın ve kızları esir pazarında satarken; R.T.Erdoğan, Suriyelileri Türkiye’ye, Hatay’a, Antep’e, Urfa’ya davet ederken; kendini sığırmacıların kirvesi ve dayısı ilan ederken; evet, bu adam mışıl mışıl, horul horul uyumuş…

Ve uykusunda bir Antepli olarak R.T.Erdoğan’a % 60.44 oy vermiş. Urfalı olarak daha beter bir iş yapmış: R.T.Erdoğan’a % 68.60 oy vermiş.

Şimdi geçmiş karşımızda ağlayıp duruyor. Ev  kiralarını Ekmeleddin İhsanoğlu mu arttırdı? Suriyelilere ruhsatsız dükkan açma iznini kim verdi; Suriyelileri iki kuruşa çalıştıran kim; sigortasız Suriye plakalı araçların sokaklarda cirit atmasına kim göz yumuyor? Ekmeleddin İhsanoğlu mu?

Ben sana şimdiden bir müjde vereyim: Suriyeliler yakın zamanda T.C. vatandaşı yapılacak ve önümüzdeki genel seçimde (2015) AKP için oy kullanacak, iyi mi?

Kendi düşen ağlamaz ama iki gözü birden çıkar!

Neymiş, güya ne duvarcıların gürültüsünü, ne başka ses duymuş, herife sezdirmeden çevresine duvar örüp dünyanın dışında bırakmışlar. Olmadı ağam, o duvarları uykunda kendi ellerinle ördün!

Peki ağam, bir Ermeni’nin, bir Rum’un, bir Arap’ın cumhurbaşkanı olmasına ne dersin, kabul eder misin? Sen daha sahte Müslüman ile gerçek Müslüman arasındaki farkı bile görmüyorsun!

Bu kafayla daha çok dizlerini döversin!

***

KAVAFIS fotoğrafı 1
Şairlik bana da geçsin diye Kavafis’in masasına oturmuştum!

BİLGELER İSE YAKLAŞANLARI

Yalnızca olan şeyleri bilir insanlar.

Geleceği tüm ışıkların sahipleri bilir

o yalnız ve mutlak olan Tanrılar.

Bilgeler de sezerler olacakları.

 

Tehlike işareti verirler bazen

derin bir düşünce anında kulak zarları.

Yaklaşan olayların gizli uğultusu ulaşır onlara.

Saygıyla dikkat kesilirler o zaman. Oysa

dışarda halklar hiçbir şey duymaz sokakta.

(1915)

ERTUĞRUL  ÖZKÖK’E  İTİRAZIM  VAR

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök 5 Eylül günü “Bizim Mahallenin Ülküdaşları” adlı ilginç bir yazı yayınladı. Hayatım boyunca hiçbir tekkenin, hiçbir dergahın müridi olmadığım, kimseyle ülküdaşlık yapmadığım için söz konusu yazıda üstüme alınacağım bir taraf yok. Ancak Ertuğrul Özkök’ün yazısında itiraz etmem gereken bir bölüm var:

“İşte size küçük bir Türkiye ‘potpurisi’. / Kimisi laik, kimisi ‘mümin’, kimisi güya liberal, kimisi sözde demokrat. / Onlar ağzına geleni söyleyecek, kışkırtacak, hakaret edecek, maraza çıkaracak, işine geleni yapacak… / Size de hep dayak yemek düşecek. / Neden ?

Sırf gerginlik yaratmamaya çalıştığınız için…”

 

İtirazım, laik sözcüğünün öteki sıfatlarla birlikte aynı bağlamda kullanılmasına. Örneğin Mehmet Barlas “Artık laik demokratlar da var” (Posta, 10.09.07)  diye yazarak Anayasal ve yasal laikliği demokrat olmamakla suçluyor. Sözcük konusunda titizlenmem bundan !

Kimileri de İslamcı iktidara elçilik ve çeşnicilik yaparken kendilerini demokrasi havarisi olarak sunuyor. Sözcük konusunda titizlenmem işte bundan !

Türkiye’de insanların kimisinin “mümin”, kimisinin “güya liberal”, kimisinin de “sözde demokrat” olmaları ya da olmamaları sadece kendilerini ilgilendirir. Olmalarının ya da olmamalarının yasal bir karşılığı ve yaptırımı yoktur. İnançsızlık, türlü-çeşitli liberal olmak, laçka demokrat yazılmak da suç ya da övünç nedeni değil. Ne anlama geldiklerini iyi bilmek koşuluyla sadece kişilik değerlendirirken kullanabiliriz bunları.

Ancak : Laiklik bireyin yasal ve anayasal boyutu, hakkı ve sorumluluğudur. Hiç kimse laiklik ile şeriatı yan yana  ya da karşı karşıya kullanamaz.  Ve kendi özel tanımını yapamaz !

Laik’in ılımlısı, jakobeni, azgını, radikali, köktencisi, fondamantalisti olmaz. Laik sadece laiktir. İmam hatip okulları normal liselerin yerine hazırlanırken, sivil liselerin yerine geçirilirken göstermemiz gereken laik tepkiyi, kim hangi hak ve yetki ile jakoben, azgın, köktenci, fondamantalist olarak tanımlayabilir ?  Kimse !

Çankaya’ya çıkan türbanı bireysel inancın gereği olarak sunanlara, o bireysel (dinsel) inancın sadece türbanla sınırlı olmadığını neden hatırlatmayalım, bu gerçeği neden gözlerine sokmayalım ?

Anayasa, laiklik, medeni  hukuk, ticaret ve  borçlar hukuku, modern aile hukuku Tanrısal düzene, Kuran’a ve bireysel inanca aykırı değil mi ? Elbette aykırı ; öyle olmalı ve öyle kalmalı ! Türbanı kendilerine bireysel inancın bayrağı yapanlar medeni nikahı, faizi ve kredi  kartını neden reddetmiyorlar, mirası neden Kuran’a göre bölüşmüyorlar ?  Din gibi laik düzen de bir bütündür. Birincisi öteki dünyada, ikincisi bu dünyada.  Laikliği savunmamı ya da savunma tarzımı hiç kimse kışkırma olarak tanımlayamaz, maraza çıkardığımı öne süremez. Çünkü yaptığım iş anayasaya ve yasalara uygundur. Hakarete gelince : Ben kimseye hakaret etmem. Adımın önünde kullandıkları “Jakoben” sıfatı hakaret değilse,  benim kullandığım “Yenimürteci” sıfatı da hakaret değildir. (Hürriyet, 14 Eylül 2007)

***

Benimle ötekiler arasındaki fark bu işte: Olacakları türlü nedenlerle göremediler, görmediler. Kimisi egosundan, kimisi megalomanisinden, kimisi aç gözlülüğünden, kimisi satılmışlığından, kimisi cehaletinden, kimisi budalalığından dolayı, kimisi adam gibi adam olmadığı için…

Bre Allah’tan korkmaz Peygamber’den utanmazlar, bu ülkede laik ve cumhuriyetçi olmak anayasal görev ve zorunluluk. Laikliğe ve cumhuriyetçiliğe  karşı çıkarsan, yasa dışına düşersin. Bir şeraitçi ile bir laiki, bir cumhuriyetçiyi sen nasıl aynı terazide tartarsın, bre hödük, bre budala!?

Hâlâ AKP’nin yanında durup R.T.Erdoğan’ın ayağını yalayanlara hiçbir sözüm yok. Zevk ve mide meselesi. Aynaya, çocuklarının ve torunlarının yüzüne nasıl bakacaklar? Bakarlar, bakarlar! Heykelleri bile dikilir! Şeyh Said’in adı Diyarbakır’da bir alana verilmedi mi?

Benim sözüm R.T.Erdoğan’ın demokrasi getireceğine, Avrupa Birliği’ne üye olma hevesine, falanına ve filanına inanıp ona hizmet edenlere! Şimdi de “Biz ne bilelim, bilemedik, ama gördük!” ayaklarına yatıyorlar.

Ulan bıktım artık sizden, bıktım artık, midemi bulandırıyorsunuz!

ÖZDEMİR İNCE

15 Ağustos 2014