YEL DEĞİRMENİNDE YOĞURT ÖĞÜTMEK

Erdoğan Aydın’ın 1992 yılında “Turan Dursun Araştırma ve  İnceleme Ödülü” alan “İslamiyet Gerçeği II. Islamiyet ve Bilim”[i] adlı önemli kitabını  bir zamanlar okurken satır altlarını çizmediğim sayfa kalmamıştı. Bir sebeple kitaba yeniden bakarken kitabın sonunda bir hazine buldum.Erdoğan Aydın da bu hazineyi bir başka yerde bulmuş ve “Erbakan’dan İnciler” [ii] başlığı altında kitabın sonuna koymuş. Aslına bakarsanız bu “Erbakan’dan İnciler” Temel  Fıkraları’dan farksız. Farksız ama belgesel değerinde. İslamcı dünyanın DNA’sındaki zihinsel yapının bütün safsata özelliklerine sahip. “Yalan” demiyorum, çünkü kendileri de inanıyorlar bu safsatalara ve izleyicilerine miras bırakıyorlar. Bu metne de artık bildiğiniz gıyabi diyalog yöntemimi uygulayacağım:

ERBAKAN: Bugün bütün insanlık, İslam âlimlerinin kendisine ışık tutmasını, yol göstermesini bekliyor. İnsanlık tarihini incelerseniz, bu görevi hep İslam âlimlerinin yaptığını görürsünüz. Bugünkü medeniyetin temeli İslam âlimlerinin insanlara yaptıkları hizmete dayanmaktadır. İnsanlar, Müslümanlardan önce rakam işaretini dahi bilmezlerdi. Eski Mısır, Roma, Yunan, Babil, bunların hepsi alfabe işaretlerine sahiptiler. Bugün Romen harfleri ile yazınca XLVI gibi harfleri kullanıyoruz. Bunlar alfabe işaretleridir. Düşününüz ki, İslamdan önce insanlığın sayı dünyası 50-60 alfabe harfinin içine sığmaktaydı.

ÖZDEMİR İNCE: Bütün insanlığın İslam âlimlerinin kendisine ışık tutmasını beklediği iddiası bir vehim, bir kuruntu değilse bir kuyruklu hülya. İslam âlimleri kim? Bilimciler mi yoksa Kuran hafızları mı? 111 yıl içinde sadece 3 Müslüman bilimci bilim Nobeli almış

Nobelli 3 Müslüman bilimciden biri Pakistanlı, diğeri Mısırlı. Üçüncüsü bizim Prof.Dr. Aziz Sancar .

Pakistanlı Abdus Salam, elektromanyetik etkileşimle elementel parçacıkların zayıf etkileşimini kapsayan kuramı birlikte geliştirdikleri 2 Batılı bilim adamı Steven Weinberg ve Sheldon Lee Glashow ile 1979 Nobel Fizik Ödülü’nü paylaşmış. Ahmedî tarikatından.

Pakistanda sayıları 3 milyonu bulan Ahmedi tarikati mensupları, ruhani liderleri olarak kabul ettikleri, 1908 yılında ölen Hazreti Mirza Gulam Ahmed’i, ”Peygamber” olarak görüyor. Bu görüş Hazreti Muhammed’i son peygamber olarak kabul eden ve ondan sonra kendisini peygamber ilan edenleri dinin dışına çıkmış olarak kabul eden İslam inancıyla çelişiyor.Bu nedenle, canını kurtarmak için İngiltere’ye sığındı ve orada öldü.

Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde Fizik ve Kimya profesörü olan Mısırlı Ahmed Zewail femtokimya üzerine çalışmaları nedeniyle 1999 Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmış. Doktora için ABD’ye gitmiş ve orada kalmış

Üçüncüsü bizim Prof.Dr. Aziz Sancar. Tam anlamıyla bir Cumhuriyetçi.

Aslına bakarsanız, Abdus Salam İngiliz, Ahmed Zewail ve Aziz Sancar ABD’li bilimci.

Üçü de Erbakan Hoca’nın kafasındaki Müslüman değil.
“Neden dünyada 1.4 milyar Müslüman yaşarken, bu kalabalık nüfustan ancak 3’ü Nobel Bilim Ödülü alabilmiş de, Müslümanların %1’i kadar nüfusa sahip Museviler, Nobel Bilim Ödülü alan 104 bilim adamını yetiştirebilmişler sizce?
Çünkü onların aldığı eğitim türü sorgulayıcı (teslimiyetçi değil), araştırıcı (ezberci değil), yaratıcı; bilgi üretmeye/bulmaya dönük. İslam dünyasının büyük bölümünde ise çocuğun zihinsel gelişimine yararı olmayan, büyük ölçüde din eksenli, sorgusuz, ezberci, dayatmacı bir eğitim sistemi var.”[iii]

Erbakan’ın dediği doğrudur: Araplar, Eski Mısır, Roma, Yunan, Babil insanlarının  bulduğu sayı  kavramını onlu sayı işaretlerini  ve dahası “sıfır”ı da bulmuşlar. Bu da doğru ama bir Arap şair arkadaşımın dediği gibi sıfırı bulmuşlar ama onun dışına çıkamamışlardır. “İnsanlar Müslümanlardan önce rakam işaretini dahi bilmezlerdi” ama bu insanlar Araplardan yüzlerce yıl önce sayı kavramını biliyorlardı ve sayıları kendilerine göre işaretlemişlerdi. Önemli olan sayı kavramını bilip bunları imleyerek , kendilerince işaretleyerek kullanmaktır. Arapların sayı işaretlerini bulması o kadar önemli değil. Adama “E sonra?” diye sorarlar ve bu sorunun en çarpıcı cevabını benim şair arkadaş veriyor.

Ayrıca “Düşününüz ki, İslamdan önce insanlığın sayı dünyası 50-60 alfabe harfinin içine sığmaktaydı” demek de  yanlış çünkü sayı işaretlerini İslam dini bulmadı, Arap bilginleri buldu. Dünyanın düz olduğunu iddia eden İslam kendi kendine  hiçbir şey bulamaz.

ERBAKAN: İslam insanlığa sonsuz sayıyı 10 işaretle yazabilmeyi getirdiğinden dolayı toplama, çıkartma, bölme, çarpmayı da insanlara öğrettiler. Bundan 40 sene evvel biz, Almanya’da tank profesörleri ile bu konuları münakaşa etmişizdir. O zaman Alman profesörlere söylediğim bir şeyi, şimdi sizlere de söylemek istiyorum. “Bak siz Batılılar, Müslümanlara bir patent verdiğiniz zaman, patent hakkı ödetiyorsunuz. Hiç düşündünüz mü, ya Müslümanlar sizden patent hakkı istese, haliniz ne olur?” O zaman ayaklarında don bile kalmaz. O zaman bana dediler ki, “Müslümanların bizden isteyeceği ne patent hakkı var? Siz bize ne verdiniz ki?” Kendilerine şunu söyledim, “Bak, sizin alışveriş merkezlerinizde, kasadaki kızlar, yapılan her alış verişin rakamlanm yazıyorlar. Bu rakamlar bizim. En  ufak para da, bir paradır. Her kullandığınız rakam için, biz sizden bir para patent hakkı istesek, her toplamanız, çarpmanız için istesek, bize 10 tane Londra’yı, 10 tane Paris’i verseniz, yine bin senelik patent borcunuzu ödeyemezsiniz.

 ÖZDEMİR İNCE: Tank profesörlerinin bir adı falan yok mu? Tam anlamıyla Temel fıkrası.İş patente gelirse, günümüz Müslümanları Adem Baba, Havva Ana gibi gezmek zorunda kalırdılar. Araplar bildikleri her şeyi Yunan’dan öğrendiler. Öğrendiklerini de Süryani çevirmen bilginlere borçludurlar. Tales’e olan borçlarını nasıl ödeyecekler? Zırva bunlar.

Dünyayı tepsi gibi düz tasavvur eden din(ler) hiçbir şey düşünemez, hiçbir şey üretemez. Erbakan Hoca’nın lafları züğürt tesellisinden ibaret. Muhteremi makine mühendisi yapan bir tarikat medresesi değil Batı taklidi bir okul: İstanbul Teknik Üniversitesi.  İTÜ 1773’te Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn adıyla kuruldu. İTÜ, Osmanlı döneminde batılı anlamda bir mühendislik eğitimi vermek için açıldı. Ve bu muhterem zat, Batı ile yarışacak bir eğitim alması için Cumhuriyet tarafından Almanya’ya gönderildi ama o ola ola Cumhuriyet düşmanı  bir mürteci hoca olabildi.

ERBAKAN: Bugün Batılılar aya gidiyor, ama nasıl? Müslümanların rakamlarını kullanıyor. Müslümanların matematik ve fizik kurallarını kullanıyor. Yani aya giderken kullandıkları her şeyin sahibi Müslümanlar. Asırlardan beri insanlara ilimleri Müslümanlar öğrettiler. Batı düşünürlerinin yaptığı iş, yeni büyük köklü keşifler yapmak değil, İslam âlimlerinin çizdikleri bir kanaviçenin içini boyamaktan ibarettir. Yeni çığırlar açamazlar. Neden açamazlar? Çünkü onların inançlarının temelini teslis teşkil ediyor. Yani zekâları Tevhid fikrine gelecek kadar gelişmemiştir. Tevhid fikrine gelememiş bir zekâ yeterli bir zekâ değildir, bilimlerde çığır açamaz.

 ÖZDEMİR İNCE: Rakamlar, fizik, kimya hiçbir dine ait değildir. Bu bilimleri kullanarak keşifler yapan bilimcilere ve onların mensup olduğu uluslara aittir. İslam bilginleri çizdikleri kanevicenin içini neden kendileri boyamadılar? Batılı ilimciler Tevhid’e değil de Teslis’e inandıkları için yeni çığırlar açamazlarmış. Tam anlamıyla falakalık bir iddia.Uçağı, radyoyu, televizyonu, interneti ve benzerlerini Tevhid fikrine inanmayanlar buldu. Coğrafi keşifleri dünyanın sarı öküzün boynuzları üzerinde durduğuna inanmayanlar yaptı. Hepsi de Teslis’e[iv] inanıyordu. Epeycesi de deist ve ateist.

 

ERBAKAN:Bütün insanlık, İslam âlimlerinden bilimlerde yeni çığırlar açmalarını bekliyor. Bunun açık örneği, Amerika’nın uzay araştırmaları yapan NASA Merkezi’nde yaşanmıştır. Bizim bir gazetecimiz, röportaj yapmak üzere Nasa’ya gittiğinde, Nobel ödülü almış bilim adamları ile görüşünce, hayret içinde kalmış. Çünkü bu âlimler, Kuran dersi alıyorlarmış.

Kuran dersini neden aldıklarım sorunca şu yanıtı vermişler: “En mükemmel teleskopları yaptık. Ama bu teleskoplarla uzaya bakınca, uzayda bizim yeryüzünde bildiğimiz fizik kuralları ile izah edemeyeceğimiz birçok olay meydana geliyor. O zaman birisi bize çözemediğimiz bu meselelerin çözümü Kuran-ı Kerim’de bildirilmiştir dedi.” Cenab-ı Hak “Yerle gök birleşikti, biz bunları ayırdık” buyuruyor. Fakat bu ayırma fiili öyle bir kelimeyle ifade edilmiş ki, üçten daha fazla kuvvete karşı zorlayarak bir ayırma manası taşıyor. Halbuki biz fizikte üç türlü kuvvet alanı biliyoruz. Üçten fazla kuvvetle ayrılmıştır fikrini alınca demek ki fezada bu üç kuvvetten başka kuvvetler de vardır fikri bizde parladı. Buna dayanarak çözemediğimiz meseleleri çözdük. O yazarın makalesinde 20 kadar keşfin hangisi hangi sureden, hangi ayetten alınmıştır, bunların dökümü verilmiştir.

 ÖZDEMİR İNCE: Bizim bir gazetecimiz, röportaj yapmak üzere Nasa’ya gitmiş: Gazetecinin adı ne, hangi gazetede çalışıyor? Nobel ödülü almış bilimcilerin bir adı yok mu?  Kuran dersi alan âlimler kimler? Bu soruların cevapları yoktur. NASA’ya sorsanız gülerler. Bu anlatım tarzı, başta Necip Fazıl olmak üzere bütün sağcılarda, İslamcılarda vardır. Muhatapları ve tanıkları her zaman adı ve kimliği olmayan “BİR”idir.

İyi de, elin gavuru Kuran sayesinde en mükemmel teleskopu üretiyor ve uzayda keşifler yapıyor ama Kuran’ın sahipleri neden kendi NASA’larını kuramadılar? Demek ki elin gavurları Kuran’ın sunduğu malzemelerle kendilerine nefis bir yemek yapmışlar ama bu malzemenin değerini anlamayan Müslümanlar  onu (onları) çöpe atmışlar.

Cenab-ı Hak “Yerle gök birleşikti, biz bunları ayırdık” buyurmuşmuş… Bu, Cenab-ı Hakk’ın evreni yaratmadığı anlamına gelmiyor mu? Demek ki yerle göğü bitişik olarak bir başkası yaratmış. Kendisi yarattıysa, sonradan ayıracağı iki şey neden bitişik yaratmış. Erbakan Hoca önce bunu düşünmeliydi!

ERBAKAN:Bu misalden çıkardığımız sonuç: Bilimlerde yeni çığırlar açmak için üç ihtisasın bir arada çalışması gerekiyor. Birisi lügat bilgisi. İkincisi, fizik ve kimyevi olaylar hakkında bilgi sahibi olmak. Üçüncüsü, bir kelimenin bütün kuran içerisinde ne manaya delalet ettiğini bilmek. İşte bu ilimlere sahip olmak suretiyle yeni çığırlar açılabilir. Tarihçi Arnold Toynbee, İngiliz Kralı’nın 1569’da Londra Bilimler Akademisinin kurulması emrini vermesini tarihte yeni bir çağın başlangıcı olarak değerlendirir. Çünkü buharlı makine bundan sonra icat olunmuştur. Ben de şimdi diyorum ki, 1996 yılında tarihte Malezya’da yeni bir çığır başlamaktadır. Malezya’da modern bir İslam Üniversitesinin kurulması ile birlikte, yeniden bilimlerde yeni çığırlar açılmaya başlanmıştır.

 ÖZDEMİR İNCE: Lügat bilgisi ne demek? Fizik ve kimya bilgileri dinî bilgiler değildir. Fizik ve kimya Müslüman olmayanları egemenliğindedir. Neden?  “ Arnold Toynbee, İngiliz Kralı’nın 1569’da Londra Bilimler Akademisinin kurulması emrini vermesini tarihte yeni bir çağın başlangıcı olarak değerlendirir” diyor Erbakan Hoca. Arnold Toynbee ve İngiliz Kralı gizli Müslüman mıydı?

Biz dalga geçiyoruz ama AKP’nin ileri gelenlerinin tamamı Erbakan Hoca’nın bu türden safsatalarına bir ayetmişcesine inanırlar.

Böyle olmasaydı,  Başbakan Yıldırım,  AKP’nin yokettiği Adalet’i yollarda  arayanlara “Hayatında hiçbir iş yapmamış, hiçbir risk almamış, konuşmaktan başka bir meziyeti olmayanların isteriz ki; yaptığımız yollarda yürümekle kalmasınlar, aynı zamanda yaptığımız o güzel eserleri görmek için oralara da yürüsünler. O zaman Türkiye’nin nereden nereye geldiğini daha iyi görürler” der miydi?

Boşbakan Yıldırım’ın çıkışması matematikten zayıf almış bir çocuğun geçer not almış arkadaşına “Ama benim babam senin babanı döver!” demesine benziyor.

O eserlerin (!) hangi adaletsizliklerle yapıldığını bilmeselerdi, Adalet ararlar mıydı?

Ülke Erbakan Hoca’nın yeteneksiz talebeleri tarafından yönetiliyor! Onlar da hocalarından feyz alarak İslamî NASA’yı (!) yaratacak mümin ve muti elemanları yetiştirmek üzere memleketi İmam-hatiplerle döşüyorlar. Eh gari! Bilim işlerine de gerek yok, Kuran kuyusuna kova salıp yeni keşifler yaparlar..

***

OHAL VE İŞÇİ GREVLERİ

İslamcılar asla emekçi dostu, antikapitalist ve  antiemperyalist olamazlar. Emekçi sınıfların düşmanı olduklar için ABD ve AB ile sürtüşmeleri antikapitalizm ve antiemperyalizm düzleminde değildir. İslamcılar her zaman ve her yerde  kapitalizmin ve  emperyalizmin uşaklığını yapmışlardır.

Başyüce R.T.Erdoğan,  OHAL’i niçin çıkardıklarını açıklıyor. İşçiler, çiftçiler ve emekçiler bu demeci ezberlemeli ve hiç unutmamalıdır. Dinsel inanç birliği içinde oldukları ve oy verdikleri iktidar (AKP hükümeti) kendilerine hep ihanet etmektedir. Dindar işçilerin gerçek dostları aynı sınıf içinde yer alan öteki işçi ve emekçilerdir. Gerçek çıkar dostlarının kim olduğunu bilmeye “sınıf bilinci” denir. R.T.Erdoğan ile grevleri yasaklanan emekçiler aynı sınıfın insanı değildir. Bu nedenle, bir Müslüman olan Başyüce, Müslüman emekçi sınıfa her zaman ihanet etti, ihanet eder ve ihanet edecektir:

[AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Kabul Salonu’nda 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin birinci yılı kapsamında düzenlenen etkinlikte yabancı sermayeli yatırımcılarla buluştu. Yatırımcılara seslenen Erdoğan, “Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz” diyerek, OHAL’i işçilerin anayasal hakkı olan grev hakkını gasp etmek için kullandıklarını itiraf etti.

Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: “Şu anda OHAL ile uğraşıp duruyorlar. OHAL olmamış olsaydı bu kadar rahat, bu kadar huzurlu olarak bu adımlar atılamazdı. OHAL’in sınırlarım da biz belirleriz. OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum: İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı, ama bütün fabrikalar grev tehdidi altodaydı. Hatırlayın o günleri. Ama şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.”] (Güzin Çamur, BirGün, 13 Temmuz 2017)

ÖZDEMİR İNCE

14 Temmuz 2017

——————————————————–

[i] Kırmızı Yayınları, 9.Baskı, 2008

[ii] Bu yazı yine bu başlık altında 18 Ağustos 1996 tarihli Hürriyet gazetesinde Sedat Ergin tarafından kaleme alınmıştır.

 

[iii] Meral Tamer, Milliyet, 20.06.2012

[iv] Baba (Tanrı), Oğul (Hz.İsa) Kutsal Ruh üçlemesi.