YENİDEN “CHP KADAR TAŞ” (2)

Haber Türk televizyonunda yayınlanan Teke Tek programında Fatih Altaylı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na sık sık duyduğumuz şu suyu  çıkmış soruyu sordu: “İyi de bunca çabalamanıza karşın oyunuz yüzde 25’i bir türlü aşmıyor.”

Sanki seçmen pamuk tarlasıydı da Kılıçdaroğlu öteki ırgatlar kadar pamuk toplayamıyordu. Saçmalık!

Seçmen halk partisini kendi seçer onu baştan çıkartamazsınız. CHP’nin oy alacağı AKP’den başka parti yok  ama bu partiye oy verenlerin çoğu AKP tarikatı mensubu.

***

[“Halk” kavramını kutsallaştırmanın, tabulaştırmanın tehlikeli bir hurafe olduğunu düşünüyorum. “Halk” denince sanki bir “azizler” topluluğundan söz edermiş gibi konuşanlar var. 14 mayıs 1950’den itibaren devlet de halk da yozlaşmıştır. Devlet mi halkı, yoksa halk mı devleti yozlaştırmıştır? Tam bir tavuk-yumurta ilişkisi. Türkiye’de despotlara, hırsızlara, soygunculara, işkencecilere, mafyaya vb. “Türkiye seninle gurur duyuyor!” diye bağıranlar bu kutsal halkın bir bölümü değil mi? Türkiye’de “Herkes emeğinin karşılığını alacak!” sloganıyla seçim meydanlarına çıkan hiçbir parti iktidar olamamıştır; 14 mayıs 1950’nin “demirkırasi”yle birlikte köşe dönmeye başlayan ve Özal’la iyice kudurganlaşan; maganda, çarıklı yuppi ve lümpen burjuva tiplerini yaratan bu kutsal (!) halk böyle bir partiyi hiçbir zaman iktidar yapmayacaktır. Bereket versin Türkiye’de halkın tümü kutsal değil. Umut onlarda. Ben kendi adıma “halk” kavramını sevmediğim gibi, halk adına kimsenin konuşma hakkı olmadığına inanıyorum. Halk adına sadece despotlar konuşur.](Varlık, ekim 1998. Özdemir İnce, Yaşasın Cumhuriyet, Telos Yayıncılık 1999; Mahşerin Üç Kitabı, Doğan Kitap 2005, S.385.)

ÖZDEMİR İNCE

23 Ekim 2015

***

SOL  VE  SOFYA’DA  BİR  GECE  (Hürriyet, 18 Ekim 2006)

Turgut Özal’ın Anavatan Partisi ANAP 1983 seçimlerinde oyların yüzde 45’ini alarak secim kazanmıştı. Özal 7 aralık 1983 günü Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından hükümet kurmakla görevlendirilmişti.

Birkaç gün sonra bir uluslararası yazarlar toplantısına katılmak üzere Sofya’ya gittim.

Çalışma sonrasında Moskva Park Hotel’de verilen kokteyl sırasında tanıdığım bir Yazarlar Birliği görevlisi yanıma gelip, müsait isem Gyorgi Cagarov’un beni otelin teras katındaki lokantada beklediğini söyledi. Cagarov çok büyük bir şair aynı zamanda Kültür İşleriyle görevli Cumhurbaşkanı yardımcısıydı. Arkadaşımdı.

Lokantada çok büyük, yuvarlak bir masanın çevresinde on kadar resmi suratlı adamla oturmuştu. Beni bu insanlarla tanıştırdı. Bulgaristan Komünist Partisi’nin bölge sekreterleriymiş.

Masaya oturur oturmaz, bir yaşında bir sağ partinin seçim kazanıp solun kazanamamasının nedenini sordu. Ben de şöyle konuştum:

“Marx, Engels ve Lenin’in ilkel sınıfsız toplum çözümlemelerinin yanlış olduğunu düşünüyorum. İlkel sınıfsız toplumların ortaklaşmacı niteliğinin iş bölümü ile bozulduğunu ve bu bozulmanın kapitalizme giden yolu açtığını söylerler. Bence yanlış. İnsanın doğası ortak mülkiyete, sosyalizme değil kapitalizme, özel mülkiyete yatkın. İnsanların sosyalizme oy vermeleri için kapitalizmin ömrünü tamamlaması ve insanların bencillik illetinden kurtulup mükemmelleşmeleri gerekir.”

“1962’den itibaren siyaset sahnesine çıkan Türkiye İşçi Partisi (TİP)’nin sosyopolitik şiarlarından biri “herkesin emeğinin karşılığını alacağı” idi. Bu sihirli cümlenin söylenir söylenmez bütün oyların TİP’e gideceğini düşündüm yıllarca.

1965 seçimlerinde TİP sözcüleri mitinglerde, radyolarda herkesin emeğinin karşılığını alacağını söylediler. Ama TİP ancak yüzde 2,5 oy alarak ulusal artık sistemi sayesinde 15 milletvekili çıkardı. TİP’in kapatıldığı 1970’e kadar oyu  çoğalmadı.

“Herkes emeğinin karşılığını alacak” sloganını kullanan sol partilerin seçim kazandığına tanık olmadım. Çünkü hiç kimse emeğinin karşılığı olan kazancı istemiyor, on katını, yüz katını istiyor. Bu da çalışanların bir işçi sınıfı yaratamadığını gösteriyor.”

“TİP’in yerel yöneticilerinden biri bir kahve toplantısında, ‘Siz bize oy verir de seçimi kazandırırsanız, Koçların, Sabancıların, Eczacıbaşlarının mallarını ellerinden alıp sizlere dağıtacağız’ dediği sırada dinleyiciler arasında bulunuyordum. Dinleyiciler hemen bir tepki vermediler. Biraz düşündükten sonra aralarından birkaçı “Kime vereceksiniz?” diye sordu.

O zaman farkettim ki zenginlerin elinden alınan malların aralarında eşit olarak paylaştırılmasını istemiyorlardı. Aralarından birilerine bu malların aynen verilmesini hayal ediyorlardı, kendileri Koç, Sabancı ve Eczacıbaşı olmak istiyorlardı.”

Konuşmam bitince Gyorgi Cagarov yüzüme ironiyle bakıp “Kaç yaşındasın Özdemir?” diye sordu. “46 yaşımdayım” dedim. “Güzel, dedi, seni Türkiye’de asmazlarsa, biz burada asarız!”

Üçüncü öykü gerçek değildi, ben uydurmuştum. Uydurmuştum, ama inandırıcıydı.

Sol üzerine mangalda kül bırakmayanların işin bu yanını düşündüklerini hiç sanmıyorum

(Hürriyet, 18 Ekim 2006)

***                                         

CHP KADAR TAŞ (2)

CHP hakkında bir yazı dizisi yazmaya hiç mi hiç niyetim yoktu. Ama Hennes Swoboda adlı bir “kalas”ın CHP Genel Başkanı’na yaptığı densiz saldırı ve saldırının Türkiye’deki budalaca yankı ve yansımaları geçmişe dönmeme vesile oldu. Bugün ve önümüzdeki iki gün, birkaç yıl önce Hürriyet gazetesinde bu konuda yayınladığım yazıları aktarıp bunlara yeni yorumlar ekleyeceğim.

Avrupa Parlamentosu’nun Sosyalist Grubu’nda CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Başbakan Erdoğan ile Esad’ı kıyaslamasına,  Sosyalist Grup Başkanı Hennes Swoboda tam anlamıyla “hıyarca” bir tepki gösterdi ve şöyle dedi:

Sivilleri katleden bir diktatörün Erdoğan ile kıyaslanması bizim savunduğumuz ilkelere ters. Erdoğan’ı eleştirebilirsiniz ama o halkın oyuyla iktidara gelmiş biri. Erdoğan’ın politikasını kabul etmeyebilir, eleştirirsiniz ama diktatör ile halkın oyuyla gelen arasında büyük fark olduğunu bilmeniz gerekiyor. Ayrıca AP Sosyalist Grubu’nun Esad ile ilgili politikası belli. Bizim için Esad eli kanlı bir diktatördür ve halkın oyuyla iktidara gelmiş biri değil.”

 Tekrarlıyorum, tam anlamıyla “Hıyarca” bir konuşma. Bizdeki hıyar kafalılar bu hıyarlığın üzerine ellerinde tuzluklarla koştular. (“Hıyarca” için özür dilemiyorum. Durumu bu sözcükten daha iyi hiçbir sözcük anlatamaz.)

“Hıyarca” çünkü adı Sosyalist Enternasyonal olan bir oluşumda kardeş partiler yer alır.  Esad da kendi ölçüsünde bir demokrasiyi yansıtan bir seçimle iktidara gelmiştir. Ülkesi, uluslar arası bir haydutlar çetesinin saldırısı altındadır. Meşru savunma  halindedir. Bu nedenle ülkesini ve rejimini savunduğu için kimsenin kınama hakkı olamaz. Ayrıca CIA bugün bir genel seçim yapılsa oyların yüzde 75’ini  alacağını  söylüyor ki Erdoğan’ın aldığı oyun çok üzerindedir.

Swoboda, Erdoğan’a bir yandaşça arka çıkacağına (ki bu şaibeli bir durumdur), ilkin kardeş parti CHP’nin lideriyle konuşmak ve tartışmak zorundadır.

Ayrıca, Sosyalst Grup’un Esat karşıtı politikası da bağımsız bir devlete karşı saldırı anlamına gelir. Aslına bakarsanız CHP, Suriye politikası ile Sosyalist Enternasyonal’in onurunu korumaktadır.

Şimdi eski yazılardan birini okuyalım:

 CHP’YE  KARŞI  SADİK  SALDIRI (Hürriyet, 12.07.2008)

[“Başkalarına acı çektirmekten hoşlanan, başkalarına acı çektirerek doyuma ulaşan kimseye sadik denir. Türkçede sadik yerine kullanılan sadist sözcüğünü Fransızca sözlüklerde bulamazsınız, çünkü yoktur.

Evet CHP sadik olarak tanımlayabileceğimiz bir ulusal ve uluslararası saldırıya hedef olmakta. Bunu görmemek için kör, anlamamak budala olmak gerek.

CHP’den kimler, hangi kurum ve kuruluşlar nefret ediyorlar  bu yazıda kısaca değineceğim.

1.ABD : Kemalizm ve Cumhuriyet devrimlerini özdeşleştirdiği CHP’yi,  en büyük siyasal ideali Ilımlı İslam ve Büyük Orta Doğu Projesi (POB)’nin önünde en etkili örgütlü engel olarak gördüğü için.

2.AVRUPA BİRLİĞİ : Kıbrıs, Ermeni, Kürt, azınlıklar, ülke bütünlüğü konularında, kendi politikaları karşısında CHP’yi en büyük engel gördüğü için.

3.IMF ve DÜNYA BANKASI: Koyun gibi güttükleri iktidara engeller çıkartıp eleştirdiği için.

4.İSLAMCILAR: CHP, cumhuriyeti ve cumhuriyet devrim ve kazanımlarını yılmaz ve yorulmaz bir bağlılık ve dikkatle savunduğu için.

5.NURCULAR VE FETHULLAHÇILAR: CHP, cumhuriyeti ve cumhuriyet devrim ve kazanımlarını yılmaz ve yorulmaz bir bağlılık ve dikkatle savunduğu için.

6.AKP: İslamlaştırma ve şeriat siyasetinin önündeki en büyük engel CHP olduğu için.

7.MHP: Türk-İslam sentezi ile milliyetçilik kavramının uyuşmazlığına ayna tuttuğu için.

8.DTP: Ulus devletin kurucusu ve temsilcisi olduğu, Cumhuriyet devrim ve kazanımlarını savunduğu için.

9.Geçmişte, 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinde burnu sürtülen solcular: Nefret ettikleri cumhuriyet ve halkçılığı temsil ettiği için.

Bunlara başkalarını da ekleyebiliriz. Yukarıdaki 9 maddede yer alanlarda olduğu gibi, yapacağımız eklentilerde de CHP karşımıza bir tür “engel” olarak çıkacaktır.

Son zamanlarda bir de CHP’nin Sosyalist Enternasyonal’den atılma dalaveresini çıkardılar. CHP’yi Sosyalist Enternasyonal’den atacak üyelerin hangisi gerçekten sosyalist, sosyal demokrat  acaba ? Kalemini AKP iktidarına satmış bir “rate” yazıcı, Avrupa Birliği’nin sol kanadını temsil eden Sosyalist Enternasyonal ile CHP’yi karşılaştırıyor:

1.Sosyalist  Enternasyonal  üyeleri “Birey ve azınlık haklarına saygı duyar”, CHP saygı duymaz imiş;

2.Sosyalist  Enternasyonal üyeleri “Tarafsız bir adalet sistemi ve bağımsız hukuku savunur”, CHP savunmaz imiş;

3.Sosyalist Enternasyonal üyeleri “Bütün ayrımcılıklara özellikle cins, ırk, etnik köken, cinsel yönelim, din, dil, siyasal ve filozofik inançlar temelinde yapılan ayrımcılıklara karşı mücadele” eder, CHP mücadele etmez imiş;

4.Sosyalist Enternasyonal üyeleri “İktidarı ele geçirmek için askeri güç kullanmaktan sakınır”, CHP bütün siyasetini asker üzerinden yapar imiş.

Yukarıdaki iftiraları bir mukayese olanağı sağlamak için aktardım. Alçaklık ve şerefsizliğin sınır tanımadığı şu günlerde, örneğin Yunanistan’ın PASOK’u ile CHP’yi karşılaştırmanız için.”]

4 yıl 10 ay 12 gün önce yayınlanmış bir yazı okudunuz. Karen Fogg Yenge ile Joost Langendijk Enişte’nin  gidip  yerlerine  Swdboda Dayı’nın gelmesinin dışında değişen ne var? Gene aynı yaveler! İstiyorlar ki Cumhuriyet’i kuran parti “Kurucu İlkeler”den vazgeçsin. Size ne! CHP gibi çağının çağdaşı olan  partiler modaya uymazlar, kendilerini beğendirmek için cilve yapmazlar. Yapmamaları gerekir. Böyle bir partiyi birkaç hormonlunun değiştireceğini sanmak saflık olur. CHP dışarıdan değiştirilemez. Onun gibi anaç partiler kendi içlerinde evrilir!

 (AYDINLIK, 29 MAYIS 2013)