YERİNDEN OYNAYAN TAŞIN BAŞI BELADAN KURTULMAZ

Yazının başlığı, “Yerinden oynayan taş yetmiş yedi bela bulmuş” atasözünden mülhem. Tepede yerinden oynayan (oynatılan) taş düzlüğe kadar bir taş çavlanına dönüşür. Tekin değildir. Bazen, kendisini yerinden oynatan  da dahil olmak üzere, öne geleni ezer geçer. “Bu taş”, sivri zekalıların sandığı gibi, işe yaramaz ya de engel değildir. “Taşlar  âleminde”  bir kurulu düzen vardır Bu düzene siyasette, toplum ve siyaset bilimde “statüko” (status quo) denir. 

Statüko (Status Quo) bir olgunun günümüzdeki durumunu belirten bir Latince deyiştir.  Statükoyu sürdürmek, var olan durumu olduğu gibi korumak anlamına gelir. Statükoculuğun iyisi var, kötüsü var. Demokratik Cumhuriyeti korumak,  elbette iyi statükoculuktur. Soygun ve zulüm rejimi olan bir diktatoryayı savunmak ise  kuşkusuz çok kötü bir statükoculuktur.Statükonun yanında ya da karşısında olmak ilgililerin durum ve  konumlarını belirler.

Türkiye Cumhuriyeti, nitelikleri kurucu atalar tarafından saptanmış bir statükodur. Bu statükoyu da 1920, 1924, 1982 anayasaları belirlemiştir. Anayasanın ilk dört maddesi de anayasanın metninin üzerine oturduğu dört ayaktır. Kurucu ataların söylediği “Yurtta sulh cihanda sulh”, “Arapların işine karışma, uzak dur”, “Sovyetler Birliği (Rusya) ile hırlaşma”, “Komşularınla iyi geçin!” de statükonun içinde yer alır.

Murat Yetkin ve Mustafa Karaalioğlu NTV’de Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan ‘Teröre Karşı İslam İttifakı’nı tartışırken Karaalioğlu’ndan çok dikkat çeken bir yorum gelmiş. Yandaş yazar, “‘Yurtta Sulh Cihanda Sulh’ dersen, 3 bin dolar milli gelire ülkeyi mahkum edersin” diye konuşmuş. Aynı cümleyi ya da benzerini AKP ileri gelenleri de söylemişti. Demek ki, Osmanlılar gibi “yağma” ve “fetih” seferine çıkacaklar.

Kurucu ataların söylediği “Yurtta sulh cihanda sulh”, “Arapların işine karışma, uzak dur”, “Sovyetler Birliği (Rusya) ile hırlaşma”, “Komşularınla iyi geçin!”  tavsiyeleri AKP tarafından zayıflık, korkaklık olarak görüldüğü için, ülkenin sınırlarındaki bütün komşular düşmana dönüştü. AKP iktidara gelmeden önce Türkiye’nin sadece Ermenistan’la arası iyi değildi. Şu anda İran, Irak, Suriye, Yunanistan en sonunda da Bulgaristan artık düşman. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin değil AKP hükumetinin ve bizzat Cumhurbaşkanı’nın özel düşmanı. Bu kadarla da kalmadılar, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği, AB içinde Almanya, Holanda, Danimarka da düşman. Yakında, İtalya, İspanya ve Portekiz de olası düşman olabilir. Ayrıca artık İsviçre de düşman. Geriye Lüksemburg, Andorra ve San Marino kalmış … Yakında onlar da düşman sayılırsa hiç şaşırmam. Hıristiyan dünyası ve ABD de düşman.

Yurt içinde,  Cumhuriyet rejiminin bizzat kendisi düşman; CHP ezeli ve ebedi düşman; HAYIR’cıların tamamı da can düşmanı. Bütün bunlar, Cumhuriyet dağının temellerini dinamitledikleri  için oldu. Şimdi ne yapacaklarını bilemiyorlar artık. Anayasa değişikliğine  HAYIR diyenler, EVET diyenleri kardeşliklen atmıyorlar. EVET diyenlerin büyük bir çoğunluğu da HAYIR diyenleri kardeşlikten atmıyorlar. Ama AKP hükümeti HAYIR diyen hainleri (!) nerdeyse vatandaşlıktan atıp haklarında gerekeni (?) yapacak.

***

Hakan Şükür ve Arif Erdem’in Galatasaray üyeliğinden “aidat” yüzünden ihraç edilmelerini  değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan “Aidattan ihraç çok hafif kaldı” demiş ve eklemiş: “Konuşulan kişiler Türkiye’den kaçmış mıdır? Kaçmıştır. Niye kaçmıştır? FETÖ ile iltisaklı, ilişkili  oldukları belgeler var. Bu belgeleri bildikleri için de kaçma yolunu uygun bulmuşlardır. Bundan  daha güzel delil olur mu? Mahkemede yargılanırsın, hüküm giyersen giyersin, yatarsın  aslanlar gibi, ondan sonra çıkarsın, burası senin vatanın. Bunlar Türkiye’yi vatan olarak telakki etmeyenler. Bunlar var ki kaçıp gitmişler.”

Ben, 1 Ocak 2006 tarihli Hürriyet gazetesinde “Hakan Şükür, Galatasaray ve Fethullahçılık” başlıklı bir yazı yayınladım. O sırada AKP ile FETÖ kanka oldukları için, zamanın yandaş basınından ve aktröllerinden bol miktarda küfür yedim ve tehdit edildim. Hakan Şükür’ün futbol sonrası hayatını Vikipediden aktarıyorum:

[“Hakan Şükür, futbolu bırakmasının ardından, Sakaryaspor’dayken aynı takımda oynadığı Bülent Uygun ile birlikte enerji ve gıda sektörlerine girdi. İkili, Enda Grup ile birlikte, Ankara’da üç adet restoranın açılışını yaptı. Bunun yanında Albe Enerji ile ortak olarak kurulan HBA Enerji Üretim, Gıda, Turizm ve İnşaat adlı şirket ile ikili, başta enerji olmak üzere çeşitli sektörlerde yer aldı. 2009 yılında TRT 1 kanalında yayınlanan Stadyum programında TV yorumculuğu yaptı. Milletvekili seçildikten sonra 2012 yılı Ocak ayında Lig TV’de yorumculuk yapmaya başladı.

Siyasi yaşamı: 2011 yılında televizyonda sürdürdüğü spor yorumculuğunu bırakarak siyasete girmeye karar verdi ve 12 Haziran seçimlerinin ardından Adalet ve Kalkınma Partisi’nden İstanbul 3. bölge milletvekili seçildi. 16 Aralık 2013 günü mensubu olduğu partisinden istifa etmesinin ardından siyasi hayatını bağımsız milletvekili olarak devam ettirdi. 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde yine İstanbul 3. bölgeden, bu kez bağımsız milletvekili adayı oldu, ancak seçilemedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaretten yargılanan Hakan Şükür, ilk duruşmaya katılmadı, avukatı ise Hakan Şükür’ün Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındığını söyledi.”]

R.T.ERDOĞAN VE HAKAN ŞÜKÜR, HAKAN ŞÜKÜR’ÜN OĞLUNUN SÜNNET DÜĞÜNÜNDE

 28 Mart 2017 tarihli Sözcü gazetesinde, Emin Çölaşan’ın “Hakan Şükür Serüveni”  başlıklı ilginç bir yazısı var: Hakan Şükür’ün ticari, televizyoni ve siyasi hayatını pek güzel özetliyor. Hakan Şükür ile Arif Erdem’in Galatasaray üyeliğinin kaldırılması aleyhinde oy verenlerin davranış nedeni duyduğum kadarıyla, FETÖ’nün siyasal ayaklarının ve AKP içindeki üyelerinin türlü nedenlerle gizlenmesiydi. “AKP kendi içindeki FETÖ’cüleri temizledi mi ki sıra bize gelsin!” Bir bakıma, AKP’nin kendi payını ortaya çıkarmamaktaki ısrarını protesto idi: Üniversite öğretim üyeleri, öğretmenler, memurlar, işçiler, köylüler, subaylar, polisler, yargıçlar, savcılar, esnaf, ev kadınları ve diğerleri FETÖ üyeleri ama AKP bakanları, milletvekilleri ve üyeleri arasında FETÖ üyesi yok! Buna isyan ediyorlardı. “AKP kendi içinde yapması gerekeni yaptı mı ki biz yapalım?” diye düşünmüş olmalılar.

AKP öylesine körlemesine siyaset yapıyor ki insanlar onun inadına ters davranmayı seçerlerse hiç saşmam. Cumhurbaşkanı, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu için Saray’a “Kuzu kuzu geldi” diyecek; Anayasa değişikliğinde “Başkan’ın fesih yok” diye milleti uyutacaklar;  Dışişleri Bakanı “Hayırcılar evet standına saldırdılar, başörtülü bir kızımızın başörtüsünü çıkardılar”diye milleti tahrik edecek; Cumhurbaşkanı, memleketi anonim şirket gibi yönetecek;  “Hayır”a her şey yasak, “Evet”e her şey serbest olacak; Başbakan Yıldırım için Kürtçe afiş serbest olacak;  El İnsaf!  Cumhurbaşkanı muhtarlarla gün aşırı toplantı yapabilir ama 20-30 muhtar Kılıçdaroğlu’nu dinlemeye gidemez, haklarında soruşturma açılır; AKP’li belediye başkanları hısım-akraba herkesi müdür yapar, AKP’liler sınavsız memur kadrolarına alınırlar. Ya sabır Yarabbi! Tek adam (Başyüce) despotizmini demokrasi diye yutturmaya kalkışacaklar, sen yalamadan yutacaksın!

Bu kadar horlanma, bu kadar hakaret mazlum ve mağdur dağlarını yerinden oynatır ki oynatmalı!

Ama küçük de olsa bir teselli var: Bu halk oylamasının sonunda bir yararı olacak: Dindarların bir bölümü, İslamcı Hükümet gerçeğini AKP döneminde yaşadıktan sonra, inanç özgürlüğünü sadece laik cumhuriyetin sağlayabileceğini anlayıp onunla barışacak. Bu bile yeter.

ÖZDEMİR İNCE

3 Nisan 2017

***

HAKAN ŞÜKÜR,  GALATASARAY  VE  FETHULLAHÇILIK

Hakan Şükür, Galatasaray ve Fethullahçılık ! Bu üç sözcük yan yana gelmemeli.  Bu yan yana gelemeyiş Galatasaray yüzünden. Yoksa Hakan Şükür’ün Fethullahçı olmasına kimse karış(a)maz. Herhangi bir düzeyde (lise, üniversite) bir Galatasaray mezununun da Fethullahçı olması kimseyi ilgilendirmez. Sadece Fethullahçı değil herhangi bir tarikatın ehli olması da… Ama böyle birinin de hilkat garibesi olarak karşılanacağından eminim…Tarikatçılık ile Galatasaraylılık kesinlikle uyuşmaz!

Birkaç yıl önce, Zurich’te, İtalya’da futbol oynarken Hakan Şükür’ün sık sık Zürich’e geldiği ve Fethullah cemaatinin ileri gelenleri ile buluştuğunu söylemişlerdi. Bunu söyleyenler, söylediklerinin ne anlama geldiğini bilecek bilinçte kimselerdi. Hakan Şükür, İtalya’da oynadığı için, bana verilen bilgiyi haber yapmadım, bu konuda yazı yazmadım. Zamana bıraktım. Sonra da aklımdan çıkıp gitti.

Ama 29 Aralık 2005 tarihli Cumhuriyet’te İlhan Selçuk’un “GS’nin Kaptanı Fethullahçıymış!…” başlıklı yazısını okuyunca bu yazıyı yazmam gerektiğine karar verdim. İlhan Selçuk’a kaynaklık eden Serhat Ulueren-Hakan Şükür söyleşi de dikkatimi çekmemiş. Bu nedenle İlhan Selçuk’a teşekkür etmek istiyorum.

Hakan Şükür’ün din ve inanç hürriyeti, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşları gibi, Anayasa’nın 24 maddesinin (“Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir”) koruması altındadır. Ancak, aynı maddenin son pragrafına göre “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına” dayandıramaz. Bireysel din ve inanç özgürlüğüne sahip bir futbolcunun eşi türbanlı olabilir, bir futbolcu maçtan önce seyircilerin önünde  dininin kurallarına göre dua edebilir. Tıpkı Hıristiyan futbolcuların haç çıkartması gibi. Cuma namazına gidebilir, oruç tutabilir.

Buraya kadar güzel. Ancak, bir kulübün maddi ve manevi varlığı içinde yer aldığı için türban lehinde yapılan gösterilere katılamaz, herhangi bir tarikatı ve liderini övemez, kamusal bir kişiliğe sahip olduğu için inancının propagandasını yapamaz.

Galatasaray kaptanı Hakan  Şükür, Fethullah Hoca ile ilişkisini açıklamakta ve bu kişiyi övmektedir. Ama Fethullah cemaatine mensup GS kaptanının bunu kamuya açıklaması sporcu etiğiyle çelişir. Üstelik Hakan Şükür’ün kendisine manevi lider seçtiği kimse hakkında “Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı devlet kurmak amacıyla yasa dışı örgüt kurmak ve amaç doğrultusunda faaliyette bulunmak” iddiasıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava açılmış, ancak suç 23 Nisan 1999’dan önce  işlendiği için 2616 sayılı kanunla dava ertelenmiştir. Yani Fethullah Gülen aklanmış değil, bir suç işlemesi durumunda ertelenen dava yürürlüğe girebilir.

Bu durumda Hakan Şükür’e düşen, önce Galatasaray kaptanlığından, mevsim sonunda da kulüpten ayrılmasıdır. Bunları yapmadığı takdirde Galatasaray kulübü ve camiası gerekeni yapmak zorundadır. Ben, solcu olduğu kuşkusuyla bir futbolcunun takımdan uzaklaştırıldığını anımsıyorum.

(HÜRRİYET, 1 OCAK 2006, PAZAR)