YURT DIŞINDA SİYASET

Avrupa Birliği’nin kotardığı Süryani fesadı üzerine yazdığım yazıdan sonra, yurt dışından iletiler yağmaya başladı. Kimileri radyo-tv tartışmasına davet ediyor, kimileri Süryanilerin silahlı isyanını bastırmayı soykırım olarak yorumluyor.
Yazılarımın bir bölümünün sadece Hürriyet Avrupa’da yayınlandığı dönemde Süryani göçü konusunda çok yazı yazdım. Özetliyorum : Süryani göçünün ve soykırım fesadının arkasında Protestan kilisesi ve Almanya’daki Şarkiyat Enstitüsü var. Fesadın içinde ise İsveç, Norveç gibi devletler ve Protestan kilisesi tarafından beslenen Süryani militanlar var.
AKP hükümetinin bu konuda gerekli çalışmaları yapmadığı, yan gelip yattığı kanısındayım.
***
Yurt dışındaki üniversitelerin Türkoloji bölümlerinde Türk iseniz görev almanız hemen hemen olanaksız. İtalya’daki bir üniversitenin Türkoloji bölümü başkanının her bakımdan yeterli ve donanımlı bir adaya, “Kürt ya da Ermeni olsaydınız alırdık, ne yazık ki Türksünüz!” dediğini biliyorum.
Yurtdışında, Kürt kökenli fesatçıların ayrıcalık ve torpil bulmak için bunu kullandıklarını biliyoruz. Kimi yazarlar da Türkiye’nin “Katalanları, Baskları olan Kürtlerin yazarı” ünvanıyla dolaşıyorlar dünyada. Avanta paylaşımında öne çıkanlar “Töre ve namus cinayeti failleri olarak” takdim edildikleri zaman adlarının önündeki “Türk” sıfatına itiraz etmiyorlar.
Ama aynı çevreler, gerçek ve doğruları yazdığım için, beni ırkçı ve faşist ilan ediyorlar.
***
Haziran ayında yazmıştım: Yurt dışında politikada yükselen Türk kökenlilere karşı acımasız bir baskı uygulandığını birkaç kez tekrarlamıştım. Baskının hedeflerinin başında (Brüksel Devlet Bakanı ve Frankofon Topluluk Komisyonu Aile ve Spordan Sorumlu Bakanı) Emir Kır vardı. Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmesi için Emir Kır’a siyasal baskı yapılıyordu.
Haziran ayındaki yazılarımda yurt dışında siyaset yapan Türk kökenlilere karşı uygulanan soykırım şantajlarının çok tehlikeli boyutlara varabileceğini işaret etmiştim.
Bunun ilk örneği de Belçika’da ortaya çıktı. Brüksel’in Saint-Josse bölgesinden aday olan Derya Bulut, FDF Liberal Partisi’nden istifa etmek zorunda bırakıldı. FPF’nin genel sekreteri “Derya inkarcıysa bizim listemizde yeri yoktur” diye demeç verdi.
Derya Bulduk ise tepkisini şöyle dile getirdi : “Bu benim için kabul edilemezdi. Aynı tutum içerisinde olduğumu söyledim. Aynı tutumu devam ettirmem parti içinde büyük yankı yaptı. İhraç edilmem gündeme geldi. Ben ihracı kabul etmeyip istifa ettim.”
***
Bunun aksi bir örnek İsveç’te yaşandı: Tandoğan Uysal’ın bildirdiğine göre İsveç’te metrolarda dağıtılan yüksek tirajli Stocholm City gazetesinde Türkiye ve Mustafa Kemal hakkında hakaret dolu yakıştırmalarda bulunan Kürt kökenli yazar Sakine Madon, İsveç’teki Türkler ve sivil toplum örgütlerinin baskısıyla üyesi olduğu Liberal Parti’den atıldı.
Brükselli Türk kökenlilerin, Stocholm örneğinin izinden giderek 8 Ekim 2006 günü yapılacak seçimlerde FDF Liberal Partisi’ni oy vermeyerek mutlaka cezalandırmalıdır. Avrupa’daki Türklerin ve Türk kökenlilerin ellerindeki oy gücünü demokratik silah olarak kullanmayı öğrenmesi gerekiyor artık. Tıpkı Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler gibi.
***
AKP Hükümetine gelince : Cem Özdemir ve Joost Lagendijk’ın türbana arka çıkmalarına sevinmeyi bir yana bırakıp, yurtdışında yaşanan ve AB tarafından şantaj olarak kullanılan Ermeni, Süryani ve Pontus soykırım fesatlarına karşı ciddi önlemler almalıdır.