ZAMAN HAKEMDİR

Altı ay süren sıkı çalışmadan sonra İstanbul cehennemine geri döndüm. Bu altı ay içinde, on gün kadar, Yannis Ritsos için düzenlenen “The Ritsos Projet”e (internete bak) özel konuk olarak katılmak için Samos (Sisam) adasının Karlovassi kasabasına gittim.

Bu altı ay içinde üç kitap bitirdim ya da düzenledim:

1- OPERA KAHKAHASI (Şiir. 1 Ocak 2017’de VE Yayınevi tarafından yayınlanacak).

2- CUMHURİYETİN ÜÇ FEDAİSİ (Siyaset yazıları. Aralık 2016’nın ilk haftasında yayınlanacakmış).

3- CUMHURİYET’İN ŞAİRİ NAZIM HİKMET / CUMHURİYETSİZ ŞAİR NECİP FAZIL KISAKÜREK (Siyasi edebiyat yazıları. Yayınevi nedense yayınlamak konusunda epeyce çekingen. Bu nedenle adını vermiyorum).

Gelirgelmez Halk TV’de Ayşenur Arslan’ın Medya Mahallesi programına çıktım. Şenlikli bir program olmuş olmalı ki o gün siteye 2 bin dolaylarında tıklama oldu, abone olanların sayısı 20 kadar artarak 900’e doğru yol aldı. Programı Halk TV internete koymuş: (Halk Tv Medya Mahallesi 7 Kasım 2016 / Özdemir İnce & Ayşenur Arslan).

Paul Nizan’dan 1974 yılında çevirdiğim FESAT adlı romanını üçüncü baskıya (Yordam Yayınevi) hazırlarken internette beni eleştiren bir yazıya rastladım. Bu türden yazılar çok. Sağcı, milliyetçi-mukaddesatçı, İslamcı-Müslümancı gazete yazıcıları her yazımın üzerine atlayıp işin tadını çıkarırlardı.

Bu yazı da bunlardan biri: Orhan Pamuk hakkında yazdığım bir yazıyı ele alıp ona arka çıkıyor: Yazar: Mevlüt Tezel; Gazete: Sabah; Yayın tarihi: 7 Ocak 2010.

 Önce Mevlüt Tezel’in yazısını, sonra benim yazımı okuyacaksınız. Ardından sonuç olarak birkaç satır yazarım.

ÖZDEMİR İNCE

9 KASIM 2016

***

[“ÖZDEMİR İNCE’NİN ORHAN PAMUK NEFRETİ

Bu nefretini daha önce de dile getirmişti ama dünkü yazısında işi hakaret boyutuna taşımışa benziyor Özdemir İnce… Yazının tamamını Hürriyet’in internet sayfasına girip okursunuz. Ben sadece önemli gördüğüm noktaları yazacağım… Efendim, Özdemir Bey, Orhan Pamuk’un ABD’de ‘Charlie Roze Show’ adlı programda “Türkiye’de demokrasinin din devletine dönüşeceğinden mi korkuluyor?” sorusuna verdiği şu yanıta çok sinirlenmiş: “Hayır böyle söylüyorlar, ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Bence bahane bu. Maalesef, Türk bürokrasisi ve ordudaki bazı kesimler, sahip oldukları ayrıcalıklarını kaybetmek istemiyor. Kendimi kültürel olarak onlara (laiklere) yakın hissediyorum. Daha Batılılar, ancak, kendi otoriter hallerinin, hoşgörüsüzlüklerinin, ifade özgürlüğü üzerinde durmamalarının, Türkiye insanlarının oylarına saygı göstermemelerinin sorununu yaşıyorlar. Laiklerin birçoğu iyi insanlar ama demokrasiye, halkın oylarına ve insan haklarına saygıları yok.” Kısaca Pamuk, Türkiye’deki Ulusalcılar’ın temel çelişkilerine değinmiş.

BU NASIL KİNDİR?

Bu polemik, bu köşenin yeri değil, benim asıl altını çizmek istediğim nokta Özdemir Bey’in aynı yazıdaki; “Bu ne ödenmez borçmuş, bu ne tükenmez kin ve nefretmiş? Büyük yazar kimseye borç ödemez; gerçek yazar kimseye kin duymaz ve kimseden nefret etmez! Nobel Ödülü alt tarafı bir ödüldür… Kimseyi büyük yazar yapamaz, adam sınıfına yükseltemez!” sözleri… Özdemir Bey bu nasıl bir kindir ki, Nobel’e ‘alt tarafı bir ödül’ deme cüretinde bulunuyorsunuz. Bu nasıl bir nefret duygusudur ki, aynı yazıda Pamuk’a “Bu densiz adam utanma ve arlanma duygusunu tamamen yitirmiş” diyerek hakaret ediyorsunuz.

ÇEKEMEMEZLİK…

Bitmedi! Özdemir Bey bu nasıl bir çekememezlik duygusudur ki, yazınızın başında işportada satılmazken (kendisinin iddiası) Pamuk’un ‘Cevdet Bey ve Oğulları’nı yayınlamasını desteklediğinizi, onu eleştiren yabancı yazıları yayınlatmadığınızı ama sonra Pamuk’un Can Yayınları’ndan çok para istediğini falan yazmışsınız… Yani Özdemir Bey lafı, ‘Pamuk’un elinden ben tuttum’a mı getirmek istiyorsunuz. Özdemir Bey korkarım ki, “Gerçek yazar kimseye kin duymaz ve kimseden nefret etmez” derken galiba kendinizde olmayan özellikleri yazmışsınız.”] (Mevlüt Tezel, Sabah, 7 Ocak 2010)

***

[“ORHAN PAMUK’UN ZIRVALARI

En eski arkadaşlarımdan, Can yayınlarının kurucusu rahmetli Erdal Öz’e danışmanlık yaparken Orhan Pamuk’un “Cevdet Bey ve Oğulları”nı yayınlamasını desteklemiştim. Bu destek çok önemliydi, çünkü kaldırıma düşmüş ve işportada bile satılamayan bu kitabı yayınlamak konusunda kararsızdı Erdal.

Daha sonra, Orhan Pamuk’un “Kara Kitop”ı, “Beyaz Kale”  ve öteki kitapları yayınlanırken Can Yayınları’nda editördüm. Orhan Pamuk  hakkında yabancı basında çıkan olumlu yazıları çevirip Erdal’a getirir, Erdal’da benim odamdaki makineden basına faksla gönderirdi. Ancak olumsuz yazıların hiçbirini, doğal olarak göremezdik, getirmezdi. Ama ben bilirdim !

Orhan Pamuk iyice palazlanınca telif ücretini yüzde 25’e çıkartmak istedi. Erdal gene kararsızdı. Kendisine Orhan Pamuk’la anlaşmamasını, onu yayınlayarak yayınevini mahkûm ettiğini, oysa ona verilen aynı parayla yılda en az 20-25 yazar yayınlayabileceğimizi, böylece ondan doğacak boşluğu doldurabileceğimizi söyledim. Erdal Öz, Orhan Pamuk’a istediği parayı vermedi. O da daha önceden anlaştığı İletişim  Yayınları’na geçti.

Hatırlarsınız, Orhan Pamuk’a verilen Nobel Ödülü’ne de karşı çıkmıştım. Karşı çıkışımın yazınsal nedenlerini açıklamamın yeri bu sütun değil, edebiyat dergileri !

Bu satırlardan anlaşılabileceği gibi Orhan Pamuk hakkında olumlu bir duygu ve düşüncem yok. Hele dünkü yazımda yazdıklarımı ve “Masumiyet Müzesi” müzesi tasarısını İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinden aldığı (alacağı) para ile gerçekleştirdiğini (gerçekleştireceğini) öğrendikten sonra olumsuz duygu ve düşüncelerim iyice azdı.

Orhan Pamuk, Nobel’i alıp, Türklerin soykırıma uğrattığı Ermeni ve Kürtlerin  çetelesini tutmayı bıraktıktan sonra, şimdi demokrasi müfettişliği rolünü üstleniyor.

Amerikan PBS televizyonunda “Charlie Roze Show” adlı programı katılan beyimiz,  ülkedeki dengesizliği “laik/şeriatçı” çekişmesine bağladıktan sonra “Demokrasinin din devletine dönüşeceğinden mi korkuluyor?” sorusunu söyle yanıtlıyor:

“Hayır böyle söylüyorlar, ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Bence bahane bu. Maalasef, Türk bürokrasisi ve ordudaki bazı kesimler, sahip oldukları ayrıcalıklarını kaybetmek istemiyor. Bu kesimler, AB ile müzakelerden de memnun değiller. Çünkü ayrıcalıklarının bazılarını kaybedebilirler.” // “Kendimi kültürel olarak onlara (laiklere) yakın hissediyorum. Daha batılılar, ancak, kendi otoriter hallerinin, hoşgörüsüzlüklerinin, ifade özgürlüğü üzerinde durmamalarının, Türkiye insanlarının oylarına saygı göstermemelerinin sorununu yaşıyorlar. Laiklerin birçoğu iyi insanlar ama demokrasiye, halkın oylarına ve insan haklarına saygıları yok.” (Hürriyet, 30.12.09)

Bu densiz adam utanma ve arlanma duygusunu tamamen yitirmiş. Sanki bürokrasinin kadrolarını  tamamen AKP yandaşları doldurmuyormuş gibi; AKP iktidarı basın özgürlüğünün ırzına geçmiyormuş gibi; sendikalı işçilerin üzerine sıfır derecede suyu AKP’nin polisleri değil de laik örgütler sıkıyormuş gibi.

Bu ne ödenmez borçmuş, bu ne tükenmez kin ve nefretmiş ! Büyük yazar kimseye borç ödemez; gerçek yazar kimseye kin duymaz ve kimseden nefret etmez !

Nobel Ödülü alt tarafı bir ödüldür, Jean-Paul Sartre’ın almaya tenezzül etmediği ödüldür, kimseyi büyük yazar yapamaz, adam sınıfına yükseltemez !”] (ÖZDEMİR İNCE, HÜRRİYET, 6 OCAK 2010)

***

SON SÖZ:

Nobel Ödülü de bir ödüldür. O kadar!Türkiye’de verilen edebiyat ödüllerinden daha hırlı değildir. Düşünsenize bu yılın edebiyat ödülünü son yüzyılın en iyi şairlerinden biri olan Adonis değil de bir şarkıcı aldı.

“Birini kıskanmak” demek onun varlığını, varoluşunu, işlerini kıskanmak anlamına gelir. Kimseyi kıskanmayacak kadar kendimi bilirim. Saygı ve sevgi duymam gerekenleri de çok iyi bilirim.

Orhan Pamuk’u kıskanmak demek 2009 yılında onun gibi AKP iktidarına arka çıkmak, yağ çekmek  demek. Sen, istersen, 9 Kasım 2016 günü, istediğin kadar pişmanlık getir ve kendinden utan! Yazılan yazılmıştır ve defterde kalır!

2009 yılında Kemalistlere, cumhuriyetçilere, laiklere “BOK!” atmayacaktın. O bok işte üzerine sıvandı!

Bugünlerde Orhan Pamuk ve benzerleri leş gibi kokuyorlar! Bu kokuyu hiçbir ödül silemez!