ZIRVALAMA ÖZGÜRLÜĞÜ

“Ne mutlu Türk’üm diyene!” cümlesinden renciden olan zamane ırkçılarını elimizin tersiyle bir yana itelim. Ve bunu bu ülkede rekor düzeyde kullanılan bir “zırvalama özgürlüğü” bulunduğunu bilerek yapalım. Bugünkü yazımın konusu bir Mersinliden aldığım e-posta. Kendisine yarın cevap vereceğim. Şimdi, bu verimli mesajı birlikte okuyalım:
***
[“Bir Mersinli olarak, yazılarınızı sadece bazen sonuna kadar okurum, çünkü savunduğunuz Türkçü-milliyetçi çizgi, üstünü biraz solculuk biraz da hümanizmle örtmeye çalışsanız da bana çok itici geliyor. 
9 ve 20 Mayıs tarihli yazılarınız bu duruşunuzun tipik örnekleri. Dünyada medeniyet yaratmış halkların hemen hepsinin (Sümerler-Kengerler örneğinde yaptığınız gibi) Türk oldukları iddiasının çoktan tarihin çöplüğüne atıldığını sanıyordum, demek yanılmışım.
Tarsus’ta doğan ve okul hayatının ilk 11 senesini Mersin’de yaşayan ve 1974 senesinde TSG Lisesinde diplomasını alan bir Nusayri Fellah olarak hakkımızda parantez içinde yazdığınız ifadeye ve burada da ortaya çıkan genel görüşlerinize itirazım var.
Birincisi, bizimle Türkmen köylüler arsında çok fark var(dı). Bizim ana dilimiz Arapça, inancımız Alevilik (ama Hacı Bektaş’sız ve Sultan Abdal’sız vs.) yemek, müzik ve giyim “kültürümüz” de epey farklı (idi). Maalesef 1920’lerde başlayan ve bu güne kadar hiç hafiflemeden sürdürülen asimilasyon politikaları ve buna paralel olarak bizim ana babalarımızın duyarsızlığı bizi bitirdi .
Eğer Nusayrilerin Arap değil de Türk olduğuna gerçekten inanıyorsanız, bunu Nusayri fakat şu anda herhalde ateist olan dostunuz ve değerli şair meslektaşınız Ahmed Said’e (Adonis’e) söyleyin, vereceği cevabı ben de merak ediyorum.
İkincisi, bazı yazılarınızda Ermeni’lerin ve diğer gayri müslim azınlıkların Türkiye’nin bir zenginliği olduğu anlamına gelebilecek sözler ifade ettiğiniz oldu. Başka yazarlar ve siyasetçiler, hiç te samimi olmasalar da bunu daha açık bir şekilde söylüyorlar. Bunun yanında, Kürtler gibi Arap’ların da, Müslüman azınlıklar olarak kendi benliklerini, kültürel özelliklerini korumaları ve bu zenginliğe kendileri kalarak katkı sunmaları daha iyi olmaz mıydı?
Burada, biz Arap’ların kişisel gayretleri tabii ki çok önemli bir etken veya bu gayretin eksikliği bizim en  büyük hatamız ama devletin ve sizin gibi aydınların tahammülsüzlüğü (hoşgörüsüzlük demiyorum, çünkü himmetinize ihtiyacım yok) ve yapılan baskıların soyut bir “birlik-beraberlik” kavramı adına kutsanması bence daha büyük tahribata sebep oldu. Yukarıda da belirtmiştim, anne ve babalarımız duyarsızdı ama dedelerimiz ve nenelerimiz bu konuda çok duyarlı idiler, mesela annemin babası (…) ve gururlu bir Arap kadını olan babamın annesi bize ana dilimiz Arapçayı öğretmek için çok emek harcadılar. 
Bir zamanlar (Demokrat Parti’den önce) sadece Arapça konuştukları için insanlara para cezası kesiliyor ve hatta bazen bu yüzden hapse girenler bile oluyordu. Fakat biz, çok daha ağır baskılara maruz kaldıkları halde kendilerini kısmen de olsa koruyabilen Kürt’ler kadar olamadık.”] ***
Mesajın son bölümünü yarınki yazımın başında yayınladıktan sonra, Mersinli Arap Nusayri’nin görüşlerini ele alacağım.