ZOMBİLEŞEN AKP’Yİ DOĞRU OKUMAK

Bugün  “Terör, Acz ve Komedi” konulu bir yazı yazacaktım. Terör karşısında aciz kalan AKP’nin komik hallerini tasvir edecektim. Isınma hareketleri yaparken, kitap hali elime dün geçen “Din İman Masa Kasa”nın 169. sayfasında gözüme şu satırlar şıçradı: 

11 Mayıs 2005 tarihli Vakit gazetesinin ‘Arşiv’ sayfasının ortasında bir baştan öteki başa kocaman bir manşet: «Esas duruşa geçmeden olmaaaaz! Hürriyet’in Kemalist ve ateist solcusu Özdemir İnce: AKP örneği partiler ıslah olmadan, cumhuriyet karşısında esas duruşa geçmeden ne imam hatip, ne de türban sorunu çözümlenir».”

Yan tarafta kocaman bir fotoğrafım ve öteki tarafta Hürriyet gazetesinin 10 Mayıs 2005 günkü sayısında yayınlanan “AKP’vi Doğru Yorumlamak” adlı yazımdan bir bölüm abartılayarak dindarları bana karşı kışkırtıyor, beni hedef gösteriyor.”

Bu yazıdan yola çıkarak 2005 yılının mayıs ayında Hürriyet gazetesinde yayınladığım şu üç yazıya ulaştım. Hey gidi günler hey, 11 yıl önce siftindiği gecekondudan her hafta birkaç kez beni hedef gösteren Akit (Vakit) gazetesi artık modern rezidanslarda oturuyor ve mensupları Başyüce’nin tayyaresinden aşağı inmiyor. AKP aslında ölü bir iktidar, bütün kadroları da ölü. Gördüklerimiz onların hortlakkaşmış, zombileşmiş hali.

 ÖZDEMİR İNCE

1 Temmuz 2016

 ***

AKP’Yİ  DOĞRU  OKUMAK

AKP’yi doğru okumayı başaran öylesine az ki… Ama bereket versin Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı,  Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı  bu partiyi doğru okumaktalar. Bu çok önemli.

Allah korusun ya onlar da İkinci Cumhuriyetçi tarzı ve neoliberal yöntemi ile okusalardı AKP’yi! Cumhuriyet’in kepenk indirişini seyretmek zorunda kalırdık.

AKP’yi herhangi bir kimse doğru okuduğu zaman hükümet tedirgin oluyor, üstü kapalı tepki gösteriyor; İslamcı ve hükümetçi basın hiçbir kural tanımadan saldırıya geçiyor.

AKP’yi doğru okuduğum için İslamcı ve hükümetçi basının aleyhime yazdıkları birkaç ayda  bir klasör dolduracak kadar birikiyor.

Cumhuriyet ile demokrasinin darası birbirine eşit olmadıkça çağının çağdaşı ve gerçekçi bir siyasal okuma yapmak, bence, son derece güç. “Hasan Cemal & Co.” yazarlarının hatası şu: Siyasal okumalarında sadece soyut ve ütopik demokrasinin kuşkulu darasını kullanmaları, terazinin kefesinde Cumhuriyet olgusunun genellikle yer almaması…

Başbakan Erdoğan olsun, TBMM Başkanı Arınç olsun ve öteki parti ileri gelenleri ve hükümet üyeleri olsun denk düştüğü zaman 8.yıllık ilköğretime karşı çıkarlar ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu çiğneyip İmam Hatipleri savunurlar; okullarda, üniversitelerde ve kamusal alanlarda türban yasağının herhangi bir yasal kaynağı bulunmadığını ileri sürerler… Dolayısıyla Cumhuriyet’in temel nitelikleriyle uzlaşamadıklarını dünyaya ilan ederler.

AKP ve hükümetinin düşünsel yapısını ve girişimlerini gayet iyi okuyan Cumhurbaşkanı yaptığı konuşmalarla bunları mahkum eder, çıkardıkları yasalara veto kullanır.

Genelkurmay Başkanı olanları gayet iyi okuduğu için zaman zaman uyarılarda bulunur.

Son olarak,  “Din duygularını istismar eden ve türban serbestliği için faaliyette bulunan Refah Partisi ile Fazilet Partisi’nin kapatıldığını” anımsatan Anayasa Mahkemesi Başkanı, yargı kararlarına karşın üniversiteler ve kamuda türban serbestliği vaadinde bulunmanın din istismarı olduğunu açıkladı. Ve “Anayasa değişikliği yapılsa bile laiklik ilkesi var oldukça kamusal alanda türban takılamayacağı”nı söyledi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin’in konuşmasına  TBMM Başkanı  Bülent Arınç “Birileri çok iyi değerlendirsin diye söylüyorum. Yasakçı zihniyetle hiçbir yere varılmaz” diye tepki gösterirken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de “Özgürlük anlayışı ülkeden ülkeye değişmez” diye karşı çıkarken Cumhuriyet’in temel ilkeleriyle çeliştiklerinin farkında değiller mi?

Cumhuriyet’in temel ilkelerinden hoşnut olmayan, ona karşı çıkan, sapkın bir özgürlük ve demokrasi anlayışını Cumhuriyet ilkelerinden üstün tutan parlamento başkanı ile dışişleri bakanı ve başbakan yardımcısı nerede görülmüş?

Aynı şeyi iktidar partisi AKP ve onun hükümeti için de söyleyebiliriz. Devletin kuruluş ilkeleri ve varoluş cevheri ile çelişen ve çekişen hükümet dünyanın neresinde  var?

İtalya NATO ülkesi olduğu için, yeterli oy almasına karşın Komünist Partisi hiçbir zaman hükümete giremedi, hükümet kuramadı. Avrupa Birliği, ırkçı lider Hayder’in Avusturya’da hükümet kurmasına izin vermedi. FKP’nin hükümete girmesi Fransa’da hep sorun oldu…

Demokrasiyi ve tarihi  tersine okumada bizim ütopik-liberal  demokratlarla kimse yarışamaz!

(HÜRRİYET,3 MAYIS 2005)

***

AKP’Yİ DOĞRU TERCÜME ETMEK

Tercüme yani çeviri son derece güç ve karmaşık bir iştir. Sadece bir dilden öteki dile çeviri değil, dil içi çeviri de güçtür. Türkçe konuşurken de Türkçeden Türkçeye çeviri yaparız. Söylenen ve yazılanları doğru tercüme etmezsek yanlış anlarız, yanlış yorumlarız.

Üç-dört yıl önce başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Milli Görüş talebesi politikacıların değişip değişmedikleri konusundaki tartışma da  adı geçenlerin söz ve eylemlerinin yanlış çevirisinden kaynaklanıyordu.

Aradan geçen süre içinde ve günümüzde adı geçen siyasetçilerin değişmedikleri, değiştiklerini iddia edenlerin yanlış tercüme yaptıkları ortaya çıktı.

Adı geçen kadronun değiştiği varsayımını kabul eden ABD artık aynı düşüncede değil. 23 ve 24 nisan günleri SKY-Türk televizyonunda yayınlanan programda konuşan ABD’li uzmanlardan bazıları AKP’nin Avrupa Birliği programında gizli bir takvimi olduğundan artık emin bulunduklarını söylediler. Maskesi düştü, dediler. AKP’yi artık muhafazakar demokrat bir parti olarak değil İslamcı bir parti olarak görüyorlar.

Amerikalılar  tercüme hatalarını düzeltmişler. Ama bizimkiler hatalarında direniyorlar.

Son zamanların ilk doğru tercümesini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri  Ok yaptı ve “Son dönemlerde güçlenme ortamı bulan laiklik karşıtlarının hızla devlete sızdığı”nı söyledi. Ardından “Köktendincilerin, saf ve temiz kadın ve kızlarımızla kamusal alanı da zorladıkları bir gerçektir. Öğrencilerin, okulda dini simge ve işaret taşımaları da kesinlikle laikliğe aykırıdır” dedi. (2 Nisan, Çanakkale Barosu)

Yanlış  tercümeleriyle ünlü köşemenler bu konuşmayı pek onaylamasalar da “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı kendini zora soktu”; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyasi parti gibi davranamaz” başlıklı yazılar yazmadılar.

Cumhurbaşkanı ve Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın irtica konusundaki  konuşmalarının içeriğine karşı çıksalar bile biçimsel olarak herhangi bir itirazda bulunmadılar. “Devlet memurlarının bu konularda açıklama yapmaları yasalara ve AB normlarına uygun değildir!”  diyebilirlerdi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök de AKP’yi ve iktidarının işlerini doğru tercüme etti. Ama bizim yanlış-savunur mütercim-tercümanlar, konuşmasının biçim ve içeriğine itiraz ettiler ve  “Her ne olursa olsun tercüme yapmaya hakkı yok!” dediler.

Evet usul gereği tercüme yapmaya hakkı yok, ama  yaptığı tercüme doğru.

Bir partinin devletin kuruluş ilkesini umursamamasını demokrasiye aykırı  bulmayacaksınız;

Bir partinin eğitim ve öğretimi dinselleştirme girişimini demokrasiye aykırı bulmayacaksınız;

Bir partinin devletin kadrolarını dinselleştirmesini ve bu kadrolara kendi militanlarını yerleştirmesinden rahatsız olmayacaksınız;

Üniter devletin  federasyona dönüştürülme çabalarını  insan hakları bağlamında  değerlendirip onaylayacaksınız;

Türkiye’nin ılımlı İslam ülkesi ve devleti olduğu iddialarına ses çıkarmayacaksınız;

Ermeni iddialarını mazoşist bir duygusallıkla onaylayacaksınız; Türkiye’nin ve KKTC’nin Avrupa Birliği tarafından dolandırılması karşısında susacaksınız ve ucu size dokunduğu için Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasını demokrasiye aykırı bulacaksınız!

Egonuzu tatmin etmek dışında, somut demokrasinin gelişmesi için ne yaptınız Allahaşkına?…

(HÜRRİYET, 7 MAYIS 2005)

***

AKP’Yİ  DOĞRU  YORUMLAMAK

3 Mayıs Salı günkü yazımı okuyan bir okur biraz sonra okuyacağınız iletiyi gönderdi bana:

“Bu günkü yazınızı okudum ve şaşırdım. Sizin gibi yazılarımı süsleyemem ama ben bir üniversite mezunu olarak anlamakta zorlandığım bir kaç soruyu sorayım:

Yazınızda AKP’yi Cumhuriyet ve laiklik karşıtı olarak göstermişsiniz. Pekala o zaman bu halkın genel seçimlerde yüzde 34’ü, yerel seçimlerde yüzde 40’ı Cumhuriyet karşıtı mı acaba? 1911 belediye başkanı nasıl seçildi, Cumhuriyet karşıtlarının oylarıyla mı? Sonra sizin Cumhuriyetin bekçisi ilan ettiğiniz insanlar acaba çıkıp halktan oy istese bu halk onlara ne kadar oy verir? CHP’nin durumu gibi. Yoksa bazılarının derdi  Cumhuriyet değil de başka kaygılarınız mı var acaba? Yoksa cumhur (halk) sizin istediğiniz türden değil mi? Ya da bu vatandaş sizi ve sizler gibi düşünen insanları anlayamıyor mu? Sizin gibi entellektüel bir seviyeye yükselemiyor mu? Bu sorulara bir türlü cevap veremiyorum. Siz verirseniz memnun olurum?”

Okur tipik sağ mugalatanın terkisinde yazıyor. Düşüncesinin öylesine doğru olduğuna inanmış ki  seçmenlerin  oylarının hiçbir partiye ebediyyen vermediğini düşünecek kadar aklını kullanmıyor. Son seçimde AKP’ye oy veren seçmen bir önceki seçimde  DSP’yi, MHP’yi ve ANAP’ı  tercih etmişti. Ve önümüzdeki seçimde AKP’yi tercih edeceği konusunda epeyce kuşkum var.

Kendini halkın yerine koyan ve halkın hiç değişmediğini sanan bir kafa. Halka ne sempatim ne de antipatim vardır. Halk konusunda empati yeteneğine sahip olmak isterim. Halk benim için yanılmaz bir mabut değil, durmadan yanılan, yanılıp zaman zaman doğru yolu bulan bir yığışımdır.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin’in son konuşmasını beğenmeyen TBMM Başkanı Bülent Arınç da benim okurun mantığıyla öfkeleniyor: “Ben Meclis’im… İstediğim her şeyi yapabilirim. İstersem Anayasa Mahkemesi’ni bile kaldırabilirim.”

İkinci Cumhuriyetçilerin ve Neoliberallerin demokrasi putlarından (!) Adnan Menderes de elli yıl önce aynı kafayla “Ben odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm!”  diye kasılıyordu.

Hürriyet gazetesinde yazmaya başladığım ilk günden itibaren bıkmadan usanmadan şunu durmadan tekrarladım:

Bir ülkenin bütün partileri o ülkenin devlet şekline ve rejiminin ilkeleri sadık olmak ve onları kabul etmek zorundadır. Dünyanın bütün uygar ve gelişmiş ülkelerinde bu böyledir. Türkiye’de bütün partiler Türkiye’nin devlet şekli olan Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’in kurucu cevherine ve ilkelerine bağlı olmak zorundadır. Bu kesinlikle tartışılamaz. Hiçbir parti Cumhuriyeti, kurucu cevherini ve ilkelerini kendine göre yorumlayamaz. Anasaya’nın değişmez maddelerini ve o maddelerin koruduğu Anayasa ve yasa maddelerini beğenmezlik edemez.

Fakat, ne yazık ki, son olarak AKP örneğinde olduğu gibi, Milli Görüş dergâhının ürünü olan partiler  Cumhuriyeti içlerine sindirememiş, ilkelerine saygı duymamıştır. Cumhuriyet’le sorunu olan partiler islâh olmadan, Cumhuriyet karşısında esas duruşa geçmeden ne İmam Hatip, ne de türban sorunları çözümlenir.

Bu yazım, AKP’yi ve eylemlerini doğru yorumlamak isteyenlere armağan olsun!

(HÜRRİYET, 10 MAYIS 2005)