ZORT ÇEKMEK

 

Erdugan 4
ELLERİ VAR COP TUTAR!
[Atasözü: “Oğlum ben sana vezir olamazsın demedim, adam olamazsın dedim!”]

[Medya ile ilgilidir: “Deha ile budalalık arasında bir tek fark vardır. Deha sınırlıdır.” Albert Einstein]

(5 Ağustos 2014 günü akşamı, CNN Türk’te Şirin Payzın’ın programında, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’da soru soran kadın gazetecileri dinlerken, Albert Einstein’ın gözlemine hak verdim: Evet, budalalık sınırsızdır!) Şimdi aranızdan birçoğu ne demek bu “Zort çekmek!” diye sorabilir ve soranlar da  haklı olur. “Zort çekmek” biz Çukurovalılara özgüdür ve benim bayıldığım bir “şey”dir. Orhan Kemal’in roman ve öykülerinde bol bol bulunur.

Bizim Adanalılar (ben Mersinliyim) “Adana’da kullanılan kelimeler” diye bir liste yapmışlar, ama  “özel kelimeler” demeleri gerekirdi. “Zort çekmek” işte bu listede var.

Evet bizim Adanalıların  hazırladığı bu listeye göre “Zort çekmek”, “Birini küçük duruma düşürmek”, “sesli nanik yapmak” anlamına geliyor. Bir bakıma doğru, bir bakıma yanlış. Doğru, çünkü küçük düşürmek, protesto etmek, alay etmek için zort çekilir. Yanlış, çünkü sadece güçsüzler güçlülere zort çekerler. O da yüzlerine karşı değil, arkadan. Arkadan dedimse, bir kilometre arkadan değil, 5-10 metre arkadan.

Arkasından zort çekilen, dellenir, cin ifrit olur, ama ne çare, kestane çizilmiştir bir kere! Örneğin ağanın kahyasının arkasından, çırçır pavlikatörünün kostaklanan yeğeninin arkasından esaslı bir zort çekilir. Ve bazen, zortun ardından  “Yürrü kereste müdürü!” diye de bağırılır. Şimdi ne oluyor bilmiyorum. Ben 60 yıl öncesinden söz ediyorum.

Bugün herkes tarafından anlaşılıyor ki, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin senaryosu Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını sağlamak için özel ve güzel olarak tasarlanmış. Aramızdan  bazıları bunun bir tezgah olduğunu elbette biliyordu. Muhalefet de biliyordu, ama ne çare, karşı taraf TBMM’de zar tutuyordu, pul çalıyordu, kağıt saklıyordu, olmazsa masayı deviriyordu.

Erdugan 2
CUMHURBAŞKANI OLDUĞU ZAMAN DEĞİŞTİRECEĞİ MAKAM OTOMOBİLİDİR!

Tezgah Referandum’da başladı. Cumhurbaşkanlığı ve seçimi tam anlamıyla bir tuzak olarak hazırlandı. Cumhurbaşkanı adaylarına bir aylık propaganda süresi ne demek? Şu demek: AKP’nin adayı başbakan R. T. Erdoğan, Abdullah Gül’ün dediği gibi “Cumbaşkanı” olacak demek. Öteki adaylar kuş olup uçsalar, ağızlarıyla kuş tutsalar, şahin olup av avlasalar, önlerindekini ısırıp arkalarındakini tepseler… Nafile! Tam anlamıyla kirli bir kumpas! Hani, bazı taşra üniversiteleri eleman almak için, adayın sağ köprücük kemiğinin üzerinde bir ben ve “ayriyeten” yanağında bir gamze olacak türünden ilan verirler ya tıpkı öyle.

Efendim, ben fakir, şimdi,  “AKP, polisi, emniyeti, yargıyı, savcıyı, yargıcı, Yüksek Seçim Kurulunu, TRT’yi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu, ikide bir bozulan Yüksek Hızlı Treni, su sızdıran Marmaray’ı ele geçirdi; aç bırakıp horladığı çiftçiyi, işçiyi, emekliyi, memuru ve bilumum vatandaşı tongaya bastırdı” demeyeceğim. Ki bunların tamamı doğru ve gerçektir. Bazı örnekler vereceğim:

Roma tarihiyle ilgili bir  filmde iki babayiğit arenaya çıkmış, düello edecek. Bir tarafta filmin oğlanı sağ eli bağlı, sol elinde ucu kırık bir kılıç ve başı çıplak;  karşı tarafta bir elinde upuzun bir mızrak, öteki elinde serpme ağ, sırtında bir kalkan, başında miğfer… Ve arenanın yükseklerinde, ne olur ne olmaz diye, on kadar lejyon okçusu.

İki mahalle futbol maçına çıkmış: Hakem bir tarafın yaptığı ayıcılığa göz yumuyor; aynı tarafın attığı nizami golü saymıyor; kayırdığı tarafın yaptığı penaltıyı vermiyor, buna karşılık kimsesiz tarafın beki karşı tarafın santraforunun gölgesine bastı diye penaltıyı basıyor.

erdugan 5
ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ! ANLAMAYAHA DAVUL ZURNA AZ!

Satış parasının nereye gittiği belli olmayan, özelleştirilmiş  Cumhuriyet fabrikalarından, tesislerinden söz bile etmiyorum. 17 ve 25 aralık haramiliğinden de söz etmiyorum. Fezlekelerden mezlekelerden de söz etmiyorum. Gün gelir hesabı sorulur… Bütün bu işlere Birgün (04.08.2014) gazetesi güzel bir manşetle cevap vermiş: “Kılıçdaroğlu Alevi, Demirtaş Zaza, İhsanoğlu Mısırlı, sen de hırsızsın!”

1970’lerde ben de böyle bir cümle duymuştum: “Üzülmeyin, size komünist diyorlarsa, bana da hırsız diyorlar!” Cümle bana TRT’de söylenmişti. Nasıl cevap verdiğimi duymak bile istemezsiniz.

***

10 Ağustos 2014 günü yapılacak tarihi cumhurbaşkanlığı seçiminde durum bu. Bir de evlere şenlik bir utanmaz medya!…

Durum böyle işte ey vatandaş, ey yurttaş!

Böyle bir ortamda, R. T. Erdoğan seçime girmeyi içine sindiriyor, böylesine kumpaslara, ahlaksızlıklara tenezzül ediyor. İnsan biraz kabadayı olur,delikanlı olur, biraz centilmen olur; böyle ayaklara gönül indirmez!

Ama ne gezer!

R. T. Erdoğan’ın seçimi kazanması için millete bol kepçe seçim ve geçim viagrası dağıtılmış!

Erdugan 3
REİS-İ CUMHUR OLURSA CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNU BUNA BENZETMEYE NİYETLİDİR!

Bütün bu düzen ve tuzağa karşın seçimi kazanamazsa,  tam anlamıyla bir zortluk durum ortaya çıkar.

Kazanırsa, bırakın istediği kadar kostaklansın, istediği kadar kabarsın! Şikeyi UEFA da, FIFA da, Birleşmiş Milletler de, Avrupa Birliği de, ABD de, AGIT de, Vatikan’daki Papa da, Jean Bedel Bokassa’nın ruhu da bal gibi biliyor.

Zort çekmek için elinizi ve ağzınızı hazırda tutun!

Olmazsa canınız sağ olsun!

Özdemir İnce

5 Temmuz 2014

***

BEN FAKİRDEN İKİ ŞİİR:

ÜLKER İNCE, ÖZDEMİR İNCE, PATMOS ADASI
ÜLKER İLE PATMOS ADASINDA

 

PAYLAŞMA KONUSUNDA

 

Neyi paylaşabilirim seninle?

Sen öldürmedin mi suyu,

toprağı öldüren sen değil misin,

bir kez de sen öldürmedin mi rüzgârı,

sen değil misin öldüren

dalın ucundaki goncayı?

 

Paylaşacak neyim var seninle,

paylaşacak neyin var benimle?

Senin yüzünden kesilmedi mi

ocakta kaynayan süt, senin yüzünden çoraklaşmadı mı

memesi kadınların?

Söyle neyi paylaşabiliriz seninle?

Agios Stefanos (Mykonos Adası) 31.8.1981

 

420px-Ankara_Muzeum_B19-36
ANADOLULU ATALARIMIZ BİR ZAMANLAR CIBIL KADIN (KENDİLERİ TANRIÇADIR) HEYKELLERİ YAPARLARMIŞ

 

BELİRTİLER ÜZERİNE

 

Günler geçmek bilmedi bu yıl, uzadıkça uzadı;

gece ile gündüz karıştı birbirine,

günler sadece gün mü, geceler yalnız gece mi?

Anlayamadık.

 

Güneş hiç doğmadı bazan, ay hiç batmadı,

bir tencere kapağının altına girdi bazan ikisi de,

bazan çatılara kadar yükseldi kar dağ köylerinde,

elimizde kürek gece gündüz kar küredik,

baktık ki kuma dönüşmüş kürediğimiz karlar;

günlerce rüzgâr esti karışık yönlerden

verimli topraklarımızı örttü cam tozu kumlar.

 

Tuhaf bir yıldı, kadınların sırtlarını dönüp yattıkları bir yıl,

yağ bitmiş de meğer fitil yanmaya başlamış,

kimsenin aklına gelmedi lambaya üflemek.

 

Kahvelerde sabırla oturuyordu emekliler, yaşlılar,

nargile çekip gazete okuyorlardı, – bir bildikleri mi vardı? –

kendi kendine mırıldanıyordu bir gün aralarından biri

bir emekli defterdar:

hep böyle olur, dedi, her yirmi, yirmi beş yılda bir,

belirtileri var bunun, kokuları var, sesleri var.

Bu nedenle

öğrenebilir, kıssadan hisse çıkartabilir, neden olmasın

beyaz ipliği iğne deliğinden geçiren insan.

 

Agios Stefanos, 31.8.1981  

***

BİR EK: (ABD memleketinden bir makale gönderdiler. AKP hükümetinin ve başbakanın hal-i pürmelali üzerine. Onlar da Alamancadan çevirmiş. Aranızdan biri Türkçeye çevirip tedavüle sokarsa fevkalade iyi olur. Bu işi yapmaya ne benim ne de Ülker’in vaktimiz var. Kusura kalmayın. Bu yazı galiba 11 Ağustos 2014’e kadar benim son yazım olacak. Ülkemizin şansı açık olsun! Ha gayret!)

The ‘Tribune of Anatolia’: America’s Dark View of Turkish Premier Erdogan

By Maximilian Popp http://www.spiegel.de/international/world/the-tribune-of-anatolia-america-s-dark-view-of-turkish-premier-erdogan-a-732084.html

The US is concerned about its NATO ally Turkey. Embassy dispatches portray Prime Minister Recep Tayyip Erdogan as a power-hungry Islamist surrounded by corrupt and incompetent ministers. Washington no longer believes that the country will ever join the European Union.

  Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan is the most important Muslim ally of the United States. On coming into office he promised a democratic Islam — a vision that could have become a model for other countries in the region. But if the US dispatches are to be believed, Turkey is far from realizing that vision. Erdogan? A power-hungry Islamist. His ministers? Incompetent, uneducated and some of them corrupt. The government? Divided. The opposition? Ridiculous. US diplomats have sent thousands of reports from Ankara to Washington in the past 31 years. Recent documents, though, are merciless. They convey an image of Turkey which is at odds with almost everything the US government has officially said about the country. First and foremost, the US distrusts Erdogan. A dispatch dated May 2005 says that he has never had a realistic worldview. Erdogan, the document says, thinks he was chosen by God to lead Turkey and likes to present himself as the “Tribune of Anatolia.” US diplomats claim that Erdogan gets almost all of his information from Islamist-leaning newspapers — analysis from his ministries, they say, is of no interest to him. The military, the second largest among NATO member states, and the secret service no longer send him some of their reports. He trusts nobody completely, the dispatches say, and surrounds himselves with “an iron ring of sycophantic (but contemptuous) advisors.” Despite his bravado, he is said to be terrified of losing his grip on power. One authority on Erdogan told the Americans: “Tayyip believes in God … but doesn’t trust him.”

Accusations of Corruption

Erdogan took office as prime minister in 2003, two years after having founded his party, the Islamic-conservative AKP. During the campaign Erdogan announced his intention to tackle corruption.

Since 2004, however, informants have been telling US diplomats in Turkey of corruption at all levels, even within the Erdogan family. None of the accusations have been proven — it could be that the informants merely want to denigrate the premier. But their reports help shape the Americans’ image of Turkey — and as such they are devastating.

The rumors sound outrageous. A senior government advisor is said to have confided to a journalist that Erdogan enriched himself from the privatization of a state oil refinery. Furthermore, a source within the Ministry of Energy told the US that the prime minister pressured the Iranians to ink a gas pipeline deal with a Turkish company owned by an old schoolmate of his. The deal surprised observers: the company builds ports, but has little experience in the energy business. Two unnamed US sources claim that Erdogan presides over eight Swiss bank accounts.

Erdogan’s party, the AKP, vehemently denies all allegations. And the premier says he acquired his wealth in the form of gifts presented by guests at his son’s wedding. Furthermore, he says, a Turkish businessman is paying for his four children to study in the US. The American Embassy sees such explanations as “lame.”

A ‘Lack of Technocratic Depth’

Erdogan, though, apparently knows how to score points at the grass roots level. According to US dispatches, when his AKP suffered a painful defeat in the Trabzon mayoral election of 2004, he allegedly installed his close friend Faruk Nafiz Özak as the head of the local Trabzonspor football club. In accusations which have not been proven, informants told the US Embassy that Erdogan sent Özak millions of dollars from a secret government account. Özak was to use the money, states a dispatch dated June 2005, to buy better players in an effort to overshadow the mayor. Erdogan did not respond to SPIEGEL efforts to contact him, but said on Monday that the credibility of WikiLeaks was questionable. According to US Embassy analysis, he has transformed the AKP into a party which works almost exclusively on his behalf. Many top AKP leaders including Erdogan and President Abdullah Gül are said to be members of a Muslim fraternity. There is generally a “lack of technocratic depth” in the government, criticized US Ambassador Eric Edelman back in January 2004: “While some AK appointees appear to be capable of learning on the job, others are incompetent or seem to be pursuing private … interests” or those of their religious congretations. “We hear constant anecdotal evidence … that AK appointees at the national and provincial levels are incompetent or narrow-minded Islamists.” Many high-ranking state officials have told the Americans they are appalled by Erdogan’s staff. Erdogan, one such official told US diplomats, appointed a man exhibiting “incompetence, prejudices and ignorance” as his undersecretary. Another informant told the US that Women’s Minister Nimet Çubukçu, an advocate of criminalizing adultery, got her job because she is a friend Erdogan’s wife, Emine. Another minister is accused of nepotism, links to heroin smuggling and a predeliction for underage girls.

Getting Off the Train

Erdogan and the AKP are revered by the electorate. The prime minister is a “natural politician,” US diplomats wrote in one dispatch from early 2004. He “possesses a common touch,” is “charismatic” and has “street-fighter instincts.” The prime minister grew up in Kasimpaa, a rough port district of Istanbul, and became involved in a radical Islamist organization as a young man before joining the conservative Order of the Nakibendye. Before entering government, he said: “Democracy is like a train. We shall get out when we arrive at the station we want.” As a young man he met Abdullah Gül, with whom he later orchestrated the rise of the AKP. A deep-seated rivalry now exists between the two. Again and again Gül has stirred up trouble against Erdogan, particularly when the prime minister is traveling abroad. In a report from March 2005 when Gül was Turkish foreign minister, US diplomats described this as Gül’s attempt to undermine Erdogan’s policies and gain more power in the party. Unlike Erdogan, Gül speaks English, say the diplomats, and presents himself as moderate and modern. In truth, however, the US sees Gül as more ideological than Erdogan and anti-Western, according to embassy dispatches based on statements from those close to Gül. Gül uses almost every opportunity to make Erdogan look bad, the documents claim, even talking badly about him in front of state visitors. Gül worked for a long time to become president and therefore Erdogan’s equal. Erdogan tried to prevent his rise — without success. In the summer of 2007 Gül took up residence in the presidential palace in Ankara.

‘Murky’ and ‘Muddled’

US diplomats are likewise unflinching when it comes to Erdogan’s advisor and foreign minister, Ahmet Davutoglu. They say he understands little about politics outside of Ankara. They see this as unfortunate, because they want to see Turkey join the EU — but they don’t believe it will ever happen. In order to make progress toward EU accession, the US ambassador wrote, the government must “hire a couple thousand people skilled in English or other major EU languages and up to the bureaucratic demands of interfacing with the Eurocrats.” The AKP, write US diplomats, had thus far employed mostly confidants from the Sunni brotherhoods. Some AKP politicians, according to a US assessment, support Turkish membership in the EU for “murky” and “muddled” reasons, for example because they believe Turkey must spread Islam in Europe. A US dispatch from late 2004 reports that a member of a leading AKP think tank said that Turkey’s role is “to take back Andalusia and avenge the defeat at the siege of Vienna in 1683.” Foreign Minister Ahmet Davutoglu largely shares this viewpoint and the Americans are alarmed by his imperialistic tone. In a summary of a speech by Davutoglu delivered in Sarajevo in January 2010, the US ambassador wrote: “His thesis: the Balkans, Caucasus and Middle East were all better off when under Ottoman control or influence; peace and progress prevailed. Alas the region has been ravaged by division and war ever since…. However, now Turkey is back, ready to lead or even unite. (Davutoglu: ‘We will re-establish this (Ottoman) Balkan’).”

Of Rolls Royce and Rover

Davutoglu’s hubris and his neo-Ottoman vision is cause for US concern. Turkey has “Rolls Royce ambitions but Rover resources,” reads the same 2010 cable. According to embassy dispatches from 2004, Defense Minister Mehmet Gönül warned of Davutoglu’s Islamist influence on Erdogan. He is “exceptionally dangerous” Gönül told the US. Under Erdogan, relations with Israel have dramatically deteriorated. The two governments are at odds over the war against Hamas in late 2008 and early 2009 and over the attack on the Gaza fleet earlier this year. The Israeli ambassador to Ankara, Gabby Levy, claimed in October 2009 that Erdogan was behind the cooling of relations: “He’s a fundamentalist. He hates us religiously,” Levy was quoted as saying in a confidential US embassy dispatch from October 2009. The Americans are watching with concern as Erdogan distances NATO member-state Turkey further and further from the West. They are concerned about the country’s stability. “Every day is a new one here, and no one can be certain where this whole choreography will fall out of whack,” James Jeffrey, then the US ambassador in Turkey, wrote in late February 2010. “Then, look out.” Translated from the German by Josie Le Blond