ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER

Bugünkü ilham kaynağimiz, Cumhurbaşkanı hazretlerinin  refikaları Bayan Emine Erdoğan’ın “kız çocuklarının eğitimi”ne dair görüşleri (hürriyet Gazetesi, 2 Aralık 2016).

İlham kaynakları, kaynağın derin anlamı kavramak koşuluyla, son derece verimlidir. Bu bakımdan, Bayan Erdoğan’ın sözleri son derece verimli. Bayan Erdoğan’ın düşünceleri, ne yazık ki eşinin düşüncelerinden bağımsız değil. Oysa, “Müslüman kadının kendi gücünü,kendi iradesini ortaya koyması, aklı, zekâsı, sezgi gücü, merhameti, şefkati ve diğer vasıflarıyla varlık göstermesi gerektiğini” ileri sürüyor Bayan Erdoğan:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Konya’da Meram Belediyesi’nin ‘Kadın ve İslam’ ile ‘Islamofobi’ konulu Meclis-î Nisa’ya (Kadın Meclisi) katıldı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın eşlik ettiği Emine Erdoğan, özetle şunları söyledi: ‘Kadınların eğitim durumu ne yazık ki birçok İslam ülkesinde oldukça geri. Savaşlar ve zulümler, kadınları, gündelik sorunları üzerinde düşünmekten dahi alıkoymaktadır. Bu noktada, Müslüman idarecilere büyük görevler düşmektedir, İlk emri ‘oku’ olan bir kitabın rehberliğinde, kız çocuklarının eğitimi, bir sorun olmaktan çıkmalıdır. Ancak bu gayretle, İslam dünyası kendini yenileyebilir.’

‘Emine Erdoğan, Müslüman kadının kendi gücünü,kendi iradesini ortaya koyması, aklı, zekâsı, sezgi gücü, merhameti, şefkati ve diğer vasıflarıyla varlık göstermesi gerektiğini kaydetti’.” (DHA.Hürriyet, 2 Aralık 2016)

Önce aklıma takılan birkaç ayrıntıyla ilgilenelim:

Bayan Erdoğan’ın katıldığı toplantının adı “Meclis-î Nisa” imiş. Neden “Kadınlar Meclisi” değil? O zaman Bakanlar Kurulu yerine “Heyyet-i Vekile”, Genel Kurmay Başkanlığı yerine “Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti” diyeceğiz.”Meclis-i Nisa”, sadece Osmanlı’ya ve Araplık’a özenen bir radikal İslamcı’nın ağzından çıkar.

Müslüman kadınların hal-i pür melalaini açıklayan bir durum.

 “Kadınların eğitim durumu ne yazık ki birçok İslam ülkesinde oldukça geri. Savaşlar ve zulümler, kadınları, gündelik sorunları üzerinde düşünmekten dahi alıkoymaktadır. Bu noktada, Müslüman idarecilere büyük görevler düşmektedir”

Müslüman kadınların eğitim durumu, her zaman, Hz.Muhammed zamanında bile çok berbattı. Belki daha kötüydü. En geri Müslüman ülkelerde bile şu anda belli oranda eğitimli kadın var. Mukayese Hıristiyan Avrupa ile yapılıyorsa, 1000 yıl önce oraların kadınlarının durumu Müslüman kadınlardan çok farklı değildi. Ama şimdi Müslüman kadınlarla Hırıstiyan kadınlar arasında, ikincilerin  lehine Everest kadar fark var. Kadınlar Meclisi yerine Meclis-i Nisa derseniz ve bu isimden tedirgin olmazsanız. Geçmiş ola!

“Savaşlar ve zulümler, kadınları, gündelik sorunları üzerinde düşünmekten dahi alıkoymaktadır” imiş ! Gel de kahkahayla gülme. Kurtuluş savaşında kadınlarımız pekâlâ düşünmekteydi. Günümüzün Lâik ve Müslüman CHP’li kadınları, Müslüman idarecilere rağmen, gayet güzel, bütün AKP erkek kadrosunun çok üzerinde düşünebilmektedir.

Müslüman idareciler, Müslüman kadınlara hangi kafa ve iradeyle düşünme yeteneği verecekler? Laik kadınlarımız bu Müslüman idarecilere karşın düşünebiliyorlarsa, Müslüman kadınlar da laik kadınları kendilerine örnek alsınlar. Neden almıyorlar, alamıyorlar?

 “İlk emri ‘oku’ olan bir kitabın rehberliğinde, kız çocuklarının eğitimi, bir sorun olmaktan çıkmalıdır.”

Kuran’ın  “oku” buyruğu, tarih, coğrafya, sosyoloji, felsefe, matematik, tıp, kimya “oku” anlamında değil, “beni” yani Kuran’ı oku anlamında. Okuma bilmeyenler  nasıl okuyacaklar? Tevatüre göre: Hz.Muhammed’in bile ümmi olduğu bir dönemde.

Demek ki “Oku!” talimatı işe yaramamış, yaramıyormuş. Ama Cumhuriyet devrimleri, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve karma okullar, AKP saltanatına kadar, sadece kız çocukların eğitim sorunlarını değil genel eğitim sorunlarını da büyük ölçüde çözümlemişlerdi. Üstelik 1950’den sonra iktidara gelen sağcı hükümetlerin engellemelerine rağmen.

Emine Hanım  ve “Müslüman Kadınlar” Kuran’ın “Oku” emrine uyup benim kitap ve yazılarımı okusalar ve anlasalar  hiçbir sorunları kalmaz ama onlar kocalarını, molla ve tarikat şeylerini dinliyorlar. Doktorun dediği gibi bundan böyle canlarının çektiğini yiyebilirler.

 “Müslüman kadının kendi gücünü, kendi iradesini ortaya koyması, aklı, zekâsı, sezgi gücü, merhameti, şefkati ve diğer vasıflarıyla varlık göstermesi gerekir.”

Nasıl “gösterecekleri”ni önce Bayan Erdoğan’ın göstermesi gerekir. Arap kadınları İslam öncesinde ne haldeyse bugün da aynı durumdalar. Bu illeti sonradan Müslüman olan öteki kadınlara da bulaştırdılar.

Türkiye Cumhuriyeti bu kısır döngüyü  devrim ve reformlarıyla kırmıştı. Bu kırılmanın olumlu örnekleri günümüzün  laik, demokrat ve cumhuriyetçi kadınlarımızda görülmektedir.

Bu örnek kadınlar eğitim ve öğretim, hukuk ve adalet, tarım ve sanayi devrimlerinin ürünleridir. Günümüz Müslüman kadınlarının çağdaşlaşmasını, reşit (emansipe) olmasını bizzat İslam dini, din adamları, tarikatlar engellediler ve engellemeye devam ediyorlar.

Bu gerçeği görüp anlayamayan Bayan Erdoğan kurtuluşu elbette Müslüman idarecilerden bekler. 1923-1950 yılları arasında Müslüman ama laik idareciler kadınlarımızı özgürleştirmek için her şeyi yapmışlardı, ama bu girişimi engellemek için dönemlerinin bütün R.T.Erdoğanları araya gelip yalanlarla Çin Seddi ördüler.

 Dilin (lisanın) en önemli öğelerinden biri “sıfat”lardır. Neden Müslüman Kadınlar, neden Müslüman İdareciler? Bayan Erdoğan neden “müslüman” sıfatını kullanıyor? Demek ki bu dünyada ve Türkiye’de  Militan İslamcı (yani AKP’ci) ve tarikatçı olmayan kadınların ve idarecilerin çağdaşlık ve çağdaşlaşma ile ilgili herhangi bir sorunu yokmuş. Bu, “sıfatlı” ayrımcılığın itiraf yanı. Bunu bir yana bırakalım. Ama “Müslüman” sıfatıyla bölücülük ve ayrımcılık yapmakta Bayan Erdoğan. Demek ki: “Müslüman kadınların” sorunlarının, dolaylı ve dolaysız olarak,  dinlerinden kaynaklandığını da itiraf etmekte. Ama ne yazık ki sadece itiraf ediyor; sorunun “düşünme” evresine geçemiyor. Düşünse, bugün şikayet ve itiraf ettiği sorunların, Cumhuriyet tarafından, büyük ölçüde, 1923-1950 yılları arasında çözümlenmiş olduğunu görebilecek. Ama gözler kör, akıllar kötürüm olmamalı!..

 Geçenlerde bana “Bir mütercim-tercümanın ikinci dili çok iyi bilmesi yeterli midir? diye sordular. Yıllar önce Boğaziçi, Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çeviribilim bölümünde yaptığım konuşma aklıma geldi. Konuşma yapmaya,Büyük Dünya Atlası, Mitoloji Sözlüğü, Tevrat ve İncil, tarih ve coğrafya kitaplarını yanıma  alarak gitmiştim. Bu kitapların bir mütercimin (çevirmenin) temel başvuru kitapları olduğunu söylemiştim ve bir mütercimin fizik, kimya, biyoloji, vb., şeyler konusunda bilgi sahibi olması gerektiğini de eklemiştim. Yani derin ansiklopedik bilgi.

Siyasetçiler de iyi mütercim-tercümanlar gibi donanımlı olmak zorundadır. AKP zihniyetinde somutlaşan ilim, âlim ve ulema alanları dinbilgisi ile sınırlı. Tarih alanı İslâm tarihiyle sınırlı.

Türkiyeyi 15 yıldır İmam-Hatipli  “imamlar” “imamokrasi” rejimi ile yönetiyorlar. “Din-iman” oyunlarıyla masa ve kasayı ele geçirdiler ve artık bu maddi nimetleri bırakmak istemiyorlar. Bunun tek çaresi de laik, demokratik cumhuriyet düzenini Türk tarzı Başkanlık (BAŞYÜCELİK) rejimine dönüştürmek.

İşte böyle bir gaflet döneminde, Bayan Erdoğan, Müslüman kadınların trajikomik halinden sikayet etmekte. Türban sayesinde özgürleştiğini sanan Bayan Erdoğan’a Müslüman kadınların en büyük düşmanının İslamcılık olduğunu nasıl anlatmalı? Bu artık epeyce zor! Ama çok pratik bir yol var: Saf Müslüman kalmak için İslamcılıktan uzaklaşmak ve AKP’ye oy vermemek. Böyle bir şey yaparlarsa hem kendilerini hem Türkiye’yi kurtarırlar ve dünyanın Müslüman kadınlarına örnek olurlar. Balıklar da kavak ağacına tırmanabilir!

ÖZDEMİR İNCE

4 Aralık 2016