ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YERLER

Bir düşünelim : CHP’nin beğenilmeyen fedai muhalefeti, statükocu-dinozor-fosil yazıcıların gözüpek direnci olmasaydı, 2002-2008 yılları arasında, AKP iktidarlarında ülkenin hali nice olurdu ? Düşünelim bunu ! CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne açtığı davalarla iptalini sağladığı yasalar uygulansaydı, AKP iktidarında ülkenin hali nice olurdu ? Düşünelim bunu !
Prof.Dr.Erdoğan Teziç’in başkanlığı döneminin YÖK’ü iktidara teslim olmuş olsaydı, imam-hatip okulları liselerin önüne geçip egemenlik kurmaz mıydı ? Yeni yönetim döneminde imam-hatiplerin altın çağını yaşadığını görmeyecek miyiz ? Düşünelim bunu !
Düşünelim ! Düşünelim ! Düşündüklerimizi düşünelim, başımız dönsün düşünmekten !
***
13 ya da 14 temmuz tarihli Le Figaro gazetesinin yazdığına göre : “Recep Tayyip Erdoğan Pazar sabahı yapılan bir görüşme sırasında, yeni başlıkların açılmasını ve AKP’nin kapatılması durumunda Ankara ile görüşerek (işbirliği yaparak) 27’lerin ortak tepki göstermelerini istedi.” İstemiş !
Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, yaptıkları söyleşi sırasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a (Melih Aşık’ın yazısını kaynak göstererek) bu konuyu soruyor.
Başbakan “Hayır, kesinlikle böyle bir şey yok !” diyerek iddiayı reddediyor.
Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komisyonu’nda Türkiye’yi şikayet eden konuşmasına göz ve kulağıyla tanıklık etmiş bir vatandaş olarak, ben, Le Figaro gazetesinin haberine inanıyorum.
***
Gelelim 26-27 temmuz tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanan Başbakan-Genel Yayın Yönetmeni söyleşisine: Aylarca önce Basın Danışmanı Akif Beki aracılığıyla istenen bir randevunun, Anayasa Mahkemesi’nin karar sürecinin başlamasından birkaç gün önceye denk düşürülmesindeki muhasebeci tuzak da dikkatlerden kaçmamalı.
Ertuğrul Özkök ne yapacaktı ? Kendi istediği randevuyu iptal mı edecekti ? Davanın Anayasa Mahkemesi’nde görüşülmeye başlamasından 2 ve 1 gün önce söyleşiyi yayınlamayacak mıydı ? Böyle bir tezgah kuran zihniyet Le Figaro’nun yazdıklarını elbette reddeder !
***
Ergenekon operasyonun iddiadan davaya dönüşmesi üzerine medya kan ve irin göletinde iyice debelenir oldu. Hastalıklı zihin ve ruhların salgıları ortalığı mezbahaya çevirdi.
Alt tarafı bir “Darbe” ve “Kirli Eller” operasyonunun davaya dönüşmesi şenlik fişekleriyle kutlanıyor. Bile bile “Alt tarafı” diyorum. Savcılar bu türden bir davayı son 10 yılda yüz kez açabilirlerdi. “Neden şimdi ?” sorusunun dört bir yanda sorulduğunu duyduğum için “alt tarafı” diyorum.
Ne idiğü belli Taraf gazetesi “Derin Cumhuriyet cinayet sanığı” diye manşet atarak, Yeni Soğuk Savaş’ta hedefin 1923 cumhuriyeti olduğunu itiraf ediyor.
Zincirlerinden boşanmış marazlı akıl Ergenekon davasının Türkiye için milad olduğunu yazıyor : Demokrasinin önündeki en büyük engel kalkmakta imiş…Askerin vesayet çağı sona erecek imiş…Davanın sanıkları, savcının istediği gibi cezalandırılsa bile, Türkiye’de hiçbir şey değişmez ve beklenen demokrasi gel(e)mez Türkiye’ye. Böyle bir şeyi ancak demokrasiden ve Türkiye’den habersiz kalemler yazabilir. Demokrasinin Ergenekon davasi ile, dahası Kapatma Davası ile hiçbir ilişkisi yoktur. Demokrasi başka bir yerde ! Yazacağım !